Irak hükümetinin Kerkük’ü KBY’den alması daha kapsamlı savaş riski yaratıyor

Jordan Shilton
21 Ekim 2017

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Pazartesi günü, Irak ordu birliklerinin ve hükümet yanlısı Şii milislerin petrol zengini Kerkük’ü ve onu çevreleyen bölgeleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (KBY) almak üzere saldırıya geçmesini emretti. Haberlere göre bazı yerlerde Irak birlikleri ile peşmerge savaşçıları arasında çatışmalara yol açan saldırı, Irak’ı daha fazla istikrarsızlaştırma tehdidi yaratmakla kalmıyor. Bu saldırı, komşu Suriye’nin yanı sıra, bölgesel ve emperyalist güçleri hızla içine çekebilecek daha kapsamlı yıkıcı bir çatışmayı tetikleyebilir.

Kerkük’ün geri alınması, Bağdat, KBY Başkanı Mesut Barzani’ye düşman ve Eylül ayındaki Kürdistan bağımsızlık referandumuna karşı olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı peşmerge güçlerinin gönüllü olarak çekilmesini görüştükten sonra gerçekleşti. Önemli bir çoğunluğun bağımsızlık lehine oy verdiği referandum, bölgesel ve emperyalist güçler tarafından kınanmış, Bağdat tarafından da anayasaya aykırı olarak suçlanmıştı.

Barzani, Irak ordusunun ilerlemesinin bir savaş nedeni olduğunu ilan etti ve kendi komutası altındaki peşmergelere, direnmek için eldeki tüm kaynakları kullanma emri verdi. KBY yetkilileri, KYB’yi, Irak ilerleyişine direnmediği için “ihanet” ile suçladılar.

Kerkük’ün kaybedilmesi, Barzani’nin bağımsızlık planları için yıkıcı bir yenilgi olacak. Bölgedeki petrol rezervlerinin kontrolü, Bağdat’ı atlatmak ve petrolü dünya piyasasına satmak için Türkiye’ye giden bir boru hattı kurmuş olan KBY için önemli bir gelir kaynağı oluşturuyordu.

Pazartesi günü, peşmerge güçleri Kerkük dışındaki petrol sahalarının kontrolünü elde tutmaya devam ederken, Erbil, söylendiğine göre, mühendisler işe gidemediği için Türkiye’ye petrol sağlamayı durdurmak zorunda kalmış. Eurasia Group, Irak merkezi hükümetinin Kerkük’te ve çevresinde kontrolü sağlaması durumunda, KBY’nin Türkiye’ye günlük olarak sevk ettiği 600.000 varilin 450.000’inin merkezi yönetimin denetimine geçeceğini tahmin ediyor.

ABD ordu yetkilileri ve şirket medyası Pazartesi günkü çatışmaların boyutunu önemsiz gibi göstermeye çalışsa da, Irak ordusunun ilerleyişinin patlayıcı sonuçları olacaktır. Bu ilerleme, tüm bölgeyi hızla içine çekebilecek yeni bir mezhepsel katliam dalgası tehlikesi doğurmaktadır. Her iki taraf da son yıllarda ABD ve onun emperyalist müttefikleri tarafından dişlerine kadar silahlandırıldı ve eğitildi; bununla birlikte, onlar, büyük ekonomik ve jeostratejik önem taşıyan bölgeler üzerine çekişiyorlar. Buna ek olarak, ABD ile Avrupalı emperyalist devletler kendi çıkarlarını ilerletme peşinde koşar ve Türkiye, İran, İsrail ve Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler sürekli değişen karmaşık bir ittifaklar ağının içine çekilirken, Irak’taki ve Ortadoğu genelindeki son derece kırılgan durum ve bölgenin uzun süredir acı çeken halkı için ortaya çıkan tehlikenin gerçek boyutu açık hale geliyor.

Kerkük, KBY’nin en değerli varlığıydı. Petrol zengini kent ve onu çevreleyen petrol sahaları, Irak güçlerinin IŞİD’in ilerlemesi karşısında kaçtığı 2014’ten beri Kürt güçlerinin kontrolü altındaydı. Barzani, bağımsız bir devletin parçası olarak görülen bölgede bulunan etnik olarak bölünmüş kenti de tartışmalı biçimde geçtiğimiz ay düzenlenen referanduma dahil etmiş; böylece, onun petrol zenginliğini ele geçirmeyi ummuştu.

Etnik ve mezhepsel çatışmaların başlıca sorumluluğu, 2003’te ABD önderliğinde gerçekleşen yasadışı istiladan beri Kürtlerin Irak’ın kuzeyindeki bölgesel emellerini sistematik olarak teşvik eden ABD emperyalizmine ve müttefiklerine aittir. Washington, aynı zamanda, Kürtlerin bağımsızlık yönünde bir hamlesini onaylamayı reddederken, Bağdat’ta, Irak’ın Sünni bölgelerinde acımasız bir baskı uygulayan Şiilerin baskın olduğu kukla bir yönetim kurulmasına yardım etti.

Bölgesel ve etnik çatışmaların böylesi kötücül biçimler edinebildiği siyasi ve toplumsal koşulları yaratarak Irak toplumunu mahveden ABD emperyalizmi, şimdi, her iki tarafa da kendini dizginleme çağrısı yaparak, ikiyüzlü bir şekilde, Bağdat ile Erbil arasında tarafsız bir hakem kılığına girmeye çalışıyor. ABD’nin bunu yaparkenki başlıca hedefi, Irak’ta topyekün bir iç savaşı önlemektir. Çünkü böylesi bir iç savaş, Washington’ın Ortadoğu’daki, İran’ın etkisini geri püskürtme ve enerji zengini ve stratejik açıdan önemli bölge üzerindeki ABD egemenliğini güvenceye almak üzere Körfez devletleri ve İsrail ile bir ittifakı sağlamlaştırma biçimindeki daha kapsamlı gündemine uymamaktadır.

Ancak en istikrar bozucu etmen ABD’nin eylemleridir. Washington, hem KBY’yi hem de Irak merkezi yönetimini mali-askeri kaynaklar ve karadaki askerler ile desteklerken, Suriye’de IŞİD’i hızla küçülen topraklarından çıkarmak ve kendi açısından çok daha önemlisi, İran’a ve Suriye’deki Beşar Esad yönetimine bağlı güçlerin ülkenin doğusunda kontrolü sağlamasını engellemek için en çok Suriyeli Kürt güçlere (YPG) güveniyor. Suriye hükümeti güçlerinin orada kontrolü sağlaması, Tahran’ın Şam’a, Lübnan’a ve Akdeniz kıyısına bir kara köprüsü kurmasını kolaylaştıracaktır ki bu, ABD ile onun başlıca Ortadoğu müttefiki İsrail için büyük bir stratejik darbe olacak bir gelişme olur.

Suriyeli Kürtler ile Barzani’nin arası iyi olmasa da ve onlar Türkiye’deki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ittifak içinde olsalar da, Ankara, Bağdat ve Tahran, Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde güçlendirilmiş Kürt özerk bölgelerinin ortaya çıkmasını kabul edilemez olarak görüyorlar. Türkiye, birkaç gün önce, güney sınırında bir Kürt bölgesinin ortaya çıkmasını engellemek için Suriye’nin kuzeyine bir kez daha asker gönderdi ve bu, egemenliğinin ihlal edildiğini ilan eden Suriye hükümetinin sert protestolarına yol açtı. İsrail Hava Kuvvetleri de Suriye’deki gerilimleri daha da tırmandıracak şekilde, Pazartesi sabahı, Lübnan üzerindeki İsrail keşif uçaklarını vurduğu iddiasıyla, Şam yakınındaki bir füze bataryasına hava saldırısı düzenledi.

Ankara Barzani’nin bağımsızlık referandumunu kınadı ve olası bir askeri müdahale konusunda İran ile görüşmeler yaptı. Türk hükümeti, Türkiye ile KBY arasındaki sınır kapılarını Bağdat hükümetine teslim etme sözü verdi. Irak’ın kuzeyinde, Musul yakınlarında bir Türk askeri üssü olduğu için, çatışmaların yayılması durumunda, Ankara da bunun içine çekilebilir.

Irak saldırısının KBY tarafından barındırıldığı iddia edilen PKK güçlerini bölgeden çıkarmak için gerekli olduğunu iddia eden Türk hükümeti, yaptığı bir açıklamada onu övdü. Açıklamada, doğrudan bir askeri istila tehdidine denk biçimde, Ankara’nın “Irak topraklarındaki PKK varlığını sona erdirmek için Irak hükümeti ile her türlü işbirliğine hazır” olduğu belirtildi.

Bu açıklama, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürdistan referandumunun ardından yaptığı, Erbil’in eylemlerinin bir “etnik savaş”ı tetikleyebileceği yönündeki kışkırtıcı açıklamanın ardından geliyor.

Irak saldırısı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, anlaşmanın Washington’ın taleplerini karşılayacak şekilde yeniden görüşülmemesi durumunda, Tahran ile yapılmış olan 2015 nükleer anlaşmasını bozma sözü vermesinden birkaç gün sonra gerçekleşti. Washington’ın Suriye, Yemen ve başka yerlerdeki İran Devrim Muhafızları (İDM) operasyonlarını hedef alma kararlılığını ifade eden bu açıklaması, Ortadoğu genelinde ABD ile İran arasındaki gerilimleri arttırmakla kalmadı; ABD emperyalizmi ile Avrupalı rakiplerinin politikaları arasındaki büyüyen çatlağı da açığa çıkardı.

Irak’taki çatışmanın yayılması durumunda, İran, hızla çatışmanın içine çekilme olasılığı ile karşı karşıya. Devrim Muhafızları’nı da kapsayan çok sayıda İran askeri personeli, IŞİD’e karşı operasyonlarını desteklemek için Irak ordusu içine yerleştirilmiş durumda. Söylendiğine göre, bu, Trump’ı Cuma günkü İran konuşmasında İDM’yi bir “terör örgütü” olarak tanımlamaktan alıkoyan önemli bir olguydu.

Buna ek olarak, Kerkük’e ilerleyişinde Irak ordusuna katılan Şii milisler, İran’ın etkisi altındalar. Guardian, İDM’nin Kudüs gücünün başındaki Kasım Süleymani’nin saldırının yönetilmesine yardım ettiğini bildirdi.

Pazartesi günkü doğrulanmamış haberler, etnik çatışmanın şimdiden başlamış olduğunu belirtiyordu. Kürt komutanlar, ilerleyen Irak güçlerinin Kerkük’ün güneyindeki köyleri yaktığını iddia ettiler. Bölgenin Kürt valisi herkesi Bağdat’ın ilerleyişine direnmek üzere silahlanmaya çağırırken, çok sayıda insanın kentten kaçtığı söyleniyor.

Irak hükümeti, Sünni ve Kürt karşıtı saldırılarıyla ünlü Şii milislerin (Halk Seferberlik Birlikleri, HSB), Arapları, Türkmenleri ve Kürtleri kapsayan çok sayıda etnik kökenden ve dinden insanın yaşadığı bir kent olan Kerkük’e girmeme konusunda anlaştığını ileri sürmüştü. Ama daha Pazartesi öğle saatlerinde, iki üst düzey HSB komutanının hükümet binalarına Irak bayraklarının çekilmesini izlemek için kente girdiğine ilişkin haberler geldi.

İbadi, Pazartesi günü, askeri operasyonunun “ülkenin birliğini koruma”yı amaçladığını ilan eden ve Kürtleri direnmemeye çağıran bir açıklama yayınladı.

Irak’ın ilerleyişine Bağdat’ın Terörle Mücadele Gücü’nden seçkin birliklerin önderlik etmesi, bölgede beklenen şiddetin bir işareti olarak görülüyor. Bu birlikler, ABD hava saldırıları ile birlikte kentin büyük kısmını enkaz haline getiren ve on binlerce sivilin yaşamına mal olan Musul’a yönelik öldürücü saldırıya önderlik etmişlerdi.