Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi yeni seçim talep ediyor

24 Kasım 2017

Jamaika adı verilen koalisyon kurma görüşmelerinin çökmesinin ardından, Berlin’de, yeni bir hükümet kurma konusunda, perde arkasında, giderek bir siyasi komplo anlamına gelen görüşmeler gerçekleşiyor. Almanya cumhurbaşkanının resmi konutu olan Bellevue Sarayı, bir siyasi komplonun merkezi üssü haline gelmiş durumda. Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, bir gizlilik örtüsü altında, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) dahil olmak üzere parlamentoda temsil edilen tüm partilerin önderleri ile bir araya geliyor. Steinmeier, yeni seçimlerin yapılması çağrısını önlemeyi amaçlıyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei, SGP), bu yöntemlere karşı çıkmaktadır. Egemen seçiklerin siyasi krizi çözmelerine ve kendi aralarında yeni bir hükümet kurmalarına izin verilemez. Bunun sonucu, her türlü demokratik denetimin dışında ve kapitalist devletin çıkarlarına tabi sağcı, otoriter bir yönetim olacaktır.

Biz, yeni seçim talep ediyoruz. Mevcut koşullarda bu, işçi sınıfının siyasi gelişmelere müdahale edebileceği, kendi çıkarlarını ileri sürebileceği ve aşırı sağın siyasi saldırısına karşı koyabileceği tek yoldur. SGP, seçim kampanyasından, savaşa karşı mücadeleyi kapitalizme karşı mücadele ile birleştiren, Alman ve uluslararası işçi sınıfının çıkarlarını ileri süren bir program uğruna mücadele etmek ve mevcut toplumsal düzeninin içinde bulunduğu açmaza sosyalist bir çıkış yolu sağlamak için yararlanacaktır.

Berlin’deki siyasi kriz, Almanya’nın, giderek artan şekilde savaş, toplumsal kutuplaşma ve yükselen milliyetçilik eliyle karakterize edilen bir dünyada bir istikrar adası olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Krizin nedeni, olası koalisyon partileri arasındaki önemsiz atışmalar değil; egemen sınıfın, parlamentoda temsil edilen tüm partiler tarafından savunulan ekonomik ve jeopolitik çıkarları ile halkın geniş kesiminin gereksinimleri arasındaki derin uçurumdur.

Hıristiyan Demokrat Birlik/Hıristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokratların (SPD) büyük koalisyonu, son beş yılda, büyük çaplı bir askeri güçlenme başlatmış, Alman ordusunu yeni dış müdahalelerde konuşlandırmış, Avrupa genelinde acımasız kemer sıkma politikaları dayatmış ve Almanya’daki yoksulluk ve güvencesiz çalışma oranlarını ciddi ölçüde arttırmıştır. Bu politikalar hiç rağbet görmemektedir. Toplamda yüzde 14 oy kaybeden ve son yetmiş yıldaki en kötü seçim sonuçlarını alan CDU, CSU ve SPD, sandıkta cezalandırıldılar.

Bununla birlikte, Angela Merkel’in başbakanlığını Hür Demokratların (FDP) ve Yeşillerin desteğiyle uzatma girişimi, krizi yalnızca yoğunlaştırdı.

FDP, egemen seçkinlerin, AfD’nin parlamentoya girişini Federal Cumhuriyet’te ağır basan ve Angela Merkel’in cisimleştirdiği taktiksel uzlaşma ve aracılık politikalarından bir kopuş fırsatı olarak gören kesimlerini temsil etmektedir. FDP’nin, koalisyon görüşmelerinden, onları çöküşe uğratacak şekilde çekilmesinin nedeni budur.

FPD önderi Lindner’in aldığı örnek 1970’lerin sosyal liberalleri değil; aşırı sağcı Sebastian Kurz’un FDP’nin eski kardeş partisi aşırı sağcı Özgürlük Partisi ile bir hükümet kurmakta olduğu günümüzün Avusturya’sıdır.

Lindner, Jamaika görüşmelerinin başarısızlığa uğramasına neden olduğu için sağcı bloglardan ve gazetelerden çok büyük övgüler aldı. Frankfurter Allgemeine Zeitung, “CDU/CSU/FDP/Yeşiller iktidar deneyimine yardımcı olmadığı için FDP’ye teşekkür” etti. Sağcı yayıncı Wolfram Weiner, Lindner’i, “hem lafazan cumhuriyete hem de FDP’nin pısırık bir parti olarak geçmişine” son verdiği ve kendisini borsanın düşüncesine dayandırdığı için kutladı. Weiner’e göre bu, “siyasi krize ilişkin, Berlin’deki kabul salonlarından daha iyi bir gösterge. Berlin’deki kabul salonlarında hala yaralar yalanırken, borsa, Jamaika’nın sona erdirilmesini rahatlama ile kaydetti.”

Cumhurbaşkanı Steinmeier, şimdi bu kırık parçaları bir araya getirme ve sosyal kesinti, militarizm ve devlet aygıtının güçlendirilmesi politikalarını sürdürüp yoğunlaştırmak için bir siyasi mekanizma geliştirme görevini üstlenmiş durumda. Sosyal Demokrat cumhurbaşkanı, bu rolü yerine getirmek için oldukça uygundur. O, dışişleri bakanı olarak, Alman militarizminin yeniden canlanmasında büyük bir rol oynamış; 2014’te “askeri kısıtlamanın sonu”nu ilan etmişti. Steinmeier, Ukrayna’daki sağcı darbede ve Doğu Avrupa’daki, Ortadoğu’daki ve Afrika’daki askeri müdahalelerde önemli bir rol oynadı.

Steinmeir, Almanya’nın uzun süreli, sürüncemede kalan bir hükümet krizi durumunda jeopolitik etki kaybedeceğinden korktuğu ve artan hoşnutsuzluğun kontrolden çıkmasını ve siyasi olarak sola dönmesini engellemek istediği için, yeni seçim çağrısını önlemek istiyor. Gerilimler alttan alta kaynıyor. Sadece bu hafta, Siemens ile Air Berlin’deki toplu işten çıkarmalara karşı çeşitli kentlerde gösterler gerçekleşti.

SPD, şimdiye kadar, Steinmeier’in Büyük Koalisyon’un devam etmesi için yaptığı baskıya direndi. Bunun nedeni, SPD’nin, işçi sınıfı içinde solcu ve sosyalist düşüncelerin etkisine karşı bir bariyerin inşasını başlıca görevi olarak görmesidir. SPD, gözden düşmüş Büyük Koalisyon’u sürdürmesi ve aşırı sağcı AfD’yi parlamentodaki en büyük muhalefet partisi olarak bırakması durumunda, sosyalist perspektifin etki kazanabileceğinden korkuyor.

Bununla birlikte, SPD’nin bir Büyük Koalisyon’a yönelik direnci hızla ortadan kalkıyor. Çok sayıda insan, SPD’yi, krize mümkün olduğunca çabuk son vermek için “devlet politikası sorumluluğu”nu üstlenmeye çağırıyor. Tartışılmakta olan bir diğer alternatif, SPD’nin muhalefette kalması ve bir CDU/CSU ya da CDU/CSU/Yeşiller azınlık hükümetine izin vermesi.

Bu, AfD’nin güçlenmesi ile sonuçlanacaktır. Bir azınlık hükümeti çoğunluktaki kaymalara bağımlı olacağı için, er ya da geç aşırı sağcılarla işbirliği yapacaktır. AfD’nin önde gelen temsilcilerinden Andre Poggenburg, Merkel’in başbakan olmaması ve hükümetin, sığınmacıların Almanya’daki aileleri ile yeniden bir araya gelmelerine izin veren politikayı durdurması koşuluyla, bir CDU/CSU/FDP azınlık hükümetini desteklemeye hazır olduğunu ilan etti.

Parlamentodaki tüm partiler, Salı günü, AfD ile işbirliği yapmaya prensipte hazır olduklarını gösterdiler. Onlar, AfD’den Sol Parti’ye kadar bütün partilerin temsil edildiği sözde bir büyük komite kurdular. Bu büyük komite, yeni bir hükümet son şeklini alana kadar federal hükümetin görevini yerine getirmesini sağlamakla görevlendirildi. Komite, ilk olarak, Savunma Bakanı Ursula Von der Leyen’in sözleriyle, “güçlü bir uluslararası işaret koymak” amacıyla Mali, Afganistan, Suriye ve Irak’taki askeri konuşlandırmalarını genişletmeye hazırlanıyor. Tagesspiegel, hayranlığını, “Bu, bir hükümet, bir akıl koalisyonu kurma etkisine sahip.” diye yazarak gösterdi.

Sol Parti, hükümet krizine, SPD’ye daha fazla yaklaşarak karşılık veriyor. O da, işçi sınıfı içinde sosyalist bir perspektifin etkisini engellemeyi en önemli görevi olarak görüyor. 18 yıl önce SPD genel sekreterliği görevini bırakan ve partiden ayrılan Sol Parti kurucusu Oskar Lafontaine, şimdi bu adımından ilk kez pişman olduğunu açıkladı. Sol Parti’nin parlamento grubu önderi Dietmar Bartsch ile Türingen Eyaleti Başbakanı Bodo Ramelow, Merkel’in başkanlığında bir azınlık hükümetine bile izin vermeye hazır.

Berlin’deki kriz, Weimar Cumhuriyeti’nin son yıllarını hatırlatmaktadır. O dönemde, uzun süreli toplumsal ve siyasi kriz, işçi sınıfı SPD’nin ve Komünist Parti’nin (KPD) izlediği yanlış politikalarla felce uğratılmış ve siyasi gelişmelere bağımsız bir şekilde müdahale edememiş olduğu için bir felaketle sonuçlanmıştı. Nazilerin Ocak 1933’te iktidara gelmesi, tutulmayan bir sağcı yönetimi bir diğerinin izlediği dört yıllık şiddetli krizlerin, manevraların ve entrikaların ardından gerçekleşmişti.

Hitler, nihayetinde, iktidara, kitlesel desteğe sahip olduğu için gelmemişti. Naziler, Reichstag (parlamento) seçimlerinde iki milyon oy kaybetmişti ve yüzde 33 oy oranıyla SPD ile KPD’nin toplam oyunun çok çok gerisindeydi. Hitler, başbakan olarak atanmasını, SPD’nin seçilmesine destek vermiş olduğu İmparatorluk Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’un makamındaki bir komploya borçluydu.

Bu tür bir felaketin tekrarlanmasını engellemenin ve siyasi sağa kayışı durdurmanın en önemli önkoşulu, işçi sınıfı içinde sosyalist bir partinin inşasıdır. SGP, yeni seçim talebini gündeme getirirken, SPD’yi, Yeşilleri ve Sol Parti’yi de kapsayan burjuva partilerinin asıl amaçlarını teşhir etmeye ve kapitalizme, emperyalist savaşa ve otoriter yönetime karşı gerçekten sosyalist bir alternatife desteği geliştirmeye çalışacaktır.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Almanya)