Türkiye ile NATO arasında yeni bir kriz patlak verdi

Halil Celik
24 Kasım 2017

Ortadoğu’da bölge genelinde bir savaş yönünde artan kaygıların ve Avrupa Birliği’nde tırmanan krizin ortasında, Türkiye-NATO ilişkileri, NATO’nun Norveç’teki Ortak Savaş Merkezi’ndeki bilgisayar destekli tatbikatında yaşanan bir olayın ardından büyük ölçüde gerildi. Türk subaylar, tatbikatta, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “düşman işbirlikçisi” olarak listelendiğini; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de “düşman önderler listesi”nde yer aldığını gördüler.

NATO, Türk askerlerinin tatbikatlardan çekilmesinin ve Ankara’nın NATO’ya sert bir çıkış yapmasının ardından, 17 Kasım’da, iddiaya göre “sevimsiz kaza”dan sorumlu olan Norveçli bir teknisyeninin görevden alındığını açıkladı. Bu arada, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Norveç Savunma Bakanı Frank Bakke-Jensen Türkiye’den özür diledi.

Ancak bu açıklamalar sorunu çözmedi. Başlıca NATO güçlerinin, AKP hükümetini devirmeye ve Erdoğan’ı öldürmeye çalışan 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbeyi desteklemesinden bu yana, Türkiye’nin eski Batılı müttefikleri ile ilişkileri hızla kötüleşiyor. Suriye’deki savaş ve Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini geliştirmesi konularında şiddetli gerilimler söz konusu.

Erdoğan, NATO’dan gelen açık tehdide, Türk milliyetçisi bir atmosferi kışkırtmaya çalışarak tepki verdi. O, 19 Kasım’da, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Bayburt’taki il kongresinde, “Hedef Türkiye’dir, Türk milletidir. … Bugün artık ekonomiden savunma sanayine, ticaretten diplomasiye kadar her alanda 15 yıl öncesiyle karşılaştırılamayacak bir Türkiye var.” diye konuştu.

AB ve NATO yanlısı Cumhuriyet Halk Partisi de (CHP) olayı Türkiye’ye “hakaret” olarak kınadı ve “Bu sıradan bir 'Özür dileriz' ile geçiştirilecek bir konu değildir.” diye belirtti.

Erdoğan’ın fiili siyasi ortağı, faşist Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) önderi Devlet Bahçeli bile Türkiye’nin NATO üyeliğini tartışmaya açtı. O, 18 Kasım’da, Twitter’da şunları yazdı: “Artık ve vakit kaybetmeksizin NATO’nun sorgulanması, dünden bugüne emel ve hedeflerinin masaya yatırılması Türkiye için aciliyeti olan bir mecburiyettir… NATO, Türkiye’den ne istiyor? Neyi bekliyor? Nereye varmayı ümit ediyor?... NATO yokken biz vardık, bu yapının içinde olmazsak da dünyanın sonu değil.”

19 Kasım’da, AB Bakanı Ömer Çelik, Norveç’teki NATO tatbikatında yer alan tüm komuta zincirinin soruşturulması çağrısı yaptı. Kanada’daki 9. Halifax Uluslararası Güvenlik Forumu’nda konuşan Çelik, “Bunun bir emir komuta zinciri yok mudur? Memur olsa bile bunun amirleri yok mudur?” diye sordu.

Sorun, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ın Halifax forumundaki konuşmasında da başlıca konuydu. “NATO yöneticileri, zamanında ve gereğine uygun bir şekilde tepki gösterdi.” diye vurgulayan Akar, konuşmasını, “Kimsenin müttefikliğimizi ve dayanışmamızı baltalamasına izin vermemeliyiz.” diyerek sürdürdü.

Devlete ait Anadolu Ajansı’na göre, Akar, 2016 darbe girişimindeki başlıca Türk şüpheli olan Fethullah Gülen’in hareketinin olaya karışmış olabileceğini iddia etti. O, “Yakın zamanda NATO'nun düzenlendiği askeri tatbikatların birisinde söylenilenlere göre, bireysel olarak ve belki de FETÖ tarafından desteklenmiş kişiler tarafından gerçekleştirilmiş çirkin ve kabul edilemez bir olay yaşandı.” dedi.

Mart ayında, Norveç, ülkede bulunan ve Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminin ardından Türkiye’ye dönmeyi reddeden beş subaya, Ankara’nın sert tepkisine yol açacak şekilde siyasi sığınma hakkı tanımıştı.

Akar, ayrıca, Türkiye’nin NATO müttefiklerini, Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) ve onun silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) silahlandırdığı için eleştirdi. “Bu noktada, terörist organizasyonların diğer terörist organizasyonlara karşı ya da vekalet savaşlarında kullanılmasının bizi tehlikeli bir uygulamaya götürdüğünü söylemem lazım.” diyen Akar, konuşmasını, Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’na yönelik eleştirisini tekrarlayarak bitirdi: “Dünya beşten büyüktür.”

Ankara ile NATO arasındaki kriz şiddetlendiği sırada, AB, “katılım öncesi fonlar”ı 105 milyon avro kesmeye ve önceden ilan edilen 70 milyon avroluk bir başka harcamayı da dondurmaya karar verdi. AB, Türkiye’nin kendisiyle üyelik öncesi ilişkilerini desteklemek için, Türkiye’ye 2014’ten 2020’ye kadar 4,5 milyar avro sağlamayı planlamıştı.

Türkiye’nin AB üyeliği üzerine müzakerelerin 2005’te başlamasının ardından, Ankara ile Brüksel arasındaki görüşmeler, çeşitli AB hükümetleri itirazlar gündeme getirdiği için çıkmaza girmişti.

Ankara’nın Almanya’yı, Avusturya’yı ve Hollanda’yı kapsayan AB devletleri ile ilişkileri, bu ülkelerin 2016 darbe girişimini desteklemelerinin ardından daha da bozulmuştu. Avrupalı burjuva politikacılar, Hollanda seçimleri sırasında ve Avrupa’nın başka yerlerinde, giderek artan toplumsal hoşnutsuzluğun ortasında Türkiye karşıtı duyguları kışkırtmaya çalışmış, Türk politikacılar ise Avrupalı meslektaşlarını, “Türkiye’ye düşman [terörist] gruplara (yani, Gülen hareketinin yanı sıra PKK’ye ve onun Suriye’deki uzantısı PYD’ye) destek vermek” ile suçlamışlardı.

Türkiye-ABD ilişkileri de, benzer konular üzerinden çöküyor. 8 Ekim’de, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’nun bir yerel çalışanı hakkında tutuklama kararı çıkarmasından birkaç gün sonra, Ankara ve Washington, göçmen olmayan tüm vize hizmetlerini karşılıklı olarak askıya almıştı. Bu olaydan iki haftadan kısa süre önce, bir mahkeme, bir başka ABD konsolosluğu çalışanını, Gülen hareketi ile bağlantılı olduğu iddiası üzerinden, casusluktan ve hükümeti devirmeye çalışmaktan tutuklamıştı.

Türkiye-ABD ilişkilerindeki bir diğer başlık, Türkiye-İran vatandaşı altın tüccarı Reza Zarrab’a (Rıza Sarraf) karşı, Türk bankaları aracılığıyla ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını ihlal etme suçlamasıyla görülen davadır. Zarrab, Mart 2016’da ABD’de tutuklanmıştı. Yargılamadaki bir diğer tutuklu ise, Zarrab ile işbirliği yapma suçlaması üzerinden Mart 2017’de tutuklanmış olan Halkbank’ın genel müdür yardımcısı Hakan Attilla.

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce ABD’li yetkililerin Zarrab’a dava açmada “gizli saikler”e sahip olduğunu iddia etmişken, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, davayı Türkiye’ye karşı bir “siyasi komplo” olarak tanımladı.

Haberlere göre, Zarrab, kısa süre önce, Washington’ın AKP hükümetine baskı yapmak için kullanabileceği bir adımla, mahkemeye kanıt sunmayı teklif etmiş.

NATO-Türkiye ilişkilerindeki krizin arkasında, Ankara ABD savaş planlarının başlıca iki hedefi olan Rusya ve İran ile bağlarını geliştirirken derinleşen stratejik anlaşmazlıklar yatıyor.

Türk ordusu, Kazakistan başkenti Astana’da varılan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin arkasındaki Rusya ve İran tarafından desteklenen bir anlaşma doğrultusunda, asıl olarak YPG/PYD’ye karşı operasyonunu tırmandırıyor. 14 Eylül’de, hem Rusya, Türkiye ve İran hem de Suriye hükümeti ve muhalefet grupları, Suriye’deki çatışmasızlık bölgelerinde bir ateşkes sağlamak için bir araya gelmişti. Anlaşmaya göre, Türk askerleri İdlib’e yerleştirilirken, Rusya ve İran onu çevreleyen toprakları koruyacak.

Bu arada, Türk askerleri, Bağdat’ın ve Tahran’ın desteğiyle (ya da en azından onayıyla), PKK’ye karşı bir kez daha Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi topraklarında operasyon yürütüyor. Binlerce askeri, topu ve tankı Suriye ve Irak sınırlarına konuşlandırmış olan Ankara, uzun süredir hem Suriye’deki hem de Irak’taki Kürt milliyetçilerine karşı harekete geçmeye hazırlanıyor. Böyle bir saldırı, Türk ve ABD askerleri arasında doğrudan bir çatışmaya yol açabilir.

Rusya, İran ve Türkiye devlet başkanları, 22 Kasım’da Rusya’nın Karadeniz’deki tatil kenti Soçi’de bir araya gelecek. Bu, üç ülke arasında, Suriye’deki altı yıllık iç savaşı bitirmek için işbirliği yaparken gerçekleşen bu türdeki ilk toplantı olacak. Geçtiğimiz hafta, Soçi zirvesi öncesinde, üç ülkenin dışişleri bakanları Antalya’da bir araya geldi. Toplantının ardından, dışişleri bakanları, Astana Süreci’nin sonuçları konusunda iyimser görünüyordu. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Taraflar, tüm konularda anlaştı.” diye belirtti.