Kremlin Rus sanayisine savaş seferberliğine hazırlanma talimatı verdi

Alex Lantier
4 Aralık 2017

23 Kasım’da, Britanya basınında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rus sanayisine tüm çabaları savaş araçlarının üretimine yönlendirmeye hazır olma emri verdiği yönünde haberler çıktı. Bu, Almanya’nın 2014’te dış politikasını resmen yeniden askerileştirmesinin ve İsveç’in zorunlu askerliği yeniden uygulamaya koymasının ardından, I. Dünya Savaşı’nın 1914’te patlamasından 103 yıl sonra, ülkelerin Avrupa ve dünya genelinde bir kez daha topyekün savaşa hazırlandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Haberlere göre, Putin, bu açıklamayı, Türk ve İranlı yetkililer ile Suriye savaşını ele aldığı Soçi zirvesinde yaptı. Putin bu sözleri söylerken, Rus ordusu personeli ile Eylül ayında düzenlenen yıllık Zapad askeri tatbikatını değerlendiriyordu.

Putin, “Ekonomimizin belirli bir zamanda askeri üretimi ve hizmetleri arttırma becerisi, askeri güvenliğin en önemli yönlerinden biridir. Bu amaçla, tüm stratejik ve büyük ölçekli kuruluşlar, mülkiyeti ne olursa olsun [kamu ya da özel], hazır olmalı.” dedi.

Putin’in açıklamaları, bu yılki Zapad tatbikatının, Rusya’nın büyük ölçekli nükleer savaş için ekonomik kaynaklarının topyekün seferberliğini sağlayıp sağlayamayacağını kontrol etmek amacıyla tasarlanmış olduğunu ortaya koyuyor. Tatbikatın senaryosu, Rusya’ya karşı yapay yabancı kara istilasının ve büyük ölçekli füze saldırılarının ortasında, stratejik nükleer güçlerinin füzelerini (Rusya’ya saldıran bir ülkeyi yok etmek üzere tasarlanmış en büyük hidrojen bombaları) ateşleme uygulamasıydı.

Bu tür bir savaşta, ordu ekonomiye el koyacak, sivil gereksinimlere yönelik üretimi kısacak ve kapsamlı hava ve füze akınlarından geri kalan her türlü sanayi kapasitesini savaş çabasına yönlendirecek.

Putin, şunları söyledi: “İlk olarak, seferberlik hazırlığımızı ve askerlerin gereksinimlerini karşılamaya yönelik yerel kaynaklarımızı kullanma becerimizi kontrol ettik. Yedekler bu tatbikat için silah altına alındı; ayrıca, özel şirketlerin, araçlarını ve donanımlarını silahlı kuvvetlere aktarma ve iletişime teknik koruma sağlama becerisini sınadık… Orduya taşıma ve lojistik hizmetlerinin yanı sıra gıda ve ilaç sağlanmasını da değerlendirdik. Savunma şirketlerinin üretimi hızla arttırma yeteneğini bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor.”

Putin’in açıklamaları, uluslararası işçi sınıfına yönelik acil bir uyarıdır. Küresel kapitalizm, tarihsel bir siyasi çöküş içinde. Kökleri ulus devlet sistemi ile ekonominin küresel karakteri arasındaki çatışmada yatan bir Üçüncü Dünya Savaşı tehlikesi çok yakın ve giderek artıyor. Putin’in Soçi zirvesinde açıkça duyurduğu şey, NATO hükümetlerinin halkın arkasından yaptıkları ile aynıdır: büyük nükleer güçler arasında ve eğer gerekirse, kendi halklarına karşı topyekün küresel savaşa hazırlanmak.

ABD ve Avrupa medyasındaki, Rusya’ya yönelik, onun sözde saldırganlığını ve NATO ülkelerinin politikasına müdahalesini suçlayan saldırı korosu, emperyalist ikiyüzlülükle doludur. Rusya askeri tatbikatlarını kendi topraklarında gerçekleştirirken, NATO güçleri Rusya’yı kuşatıyor ve askerlerini Rusya sınırlarına yürütüyor.

İki hafta önce, NATO, ABD ve Avrupa, birliklerini Rusya ile savaşmak üzere Atlantik geneline ve Avrupa kıtasına aktaracak deniz ve lojistik üsleri kurmayı tartışmak amacıyla Brüksel’de bir zirve düzenledi. Zirvenin gündemini değerlendiren Alman haber dergisi Der Spiegel, şu sonuca varmıştı: “Yalın bir dille [ifade edersek], NATO, Rusya ile olası bir savaşa hazırlanıyor.”

NATO yetkilileri, Rusya’da olduğu gibi, tüm toplumsal ve ekonomik yaşamı bankaların ve ordunun emrine tabi kılma planlarıyla bu tür bir savaşa hazırlanıyorlar. Brüksel zirvesinde, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO’nun, aynı zamanda, savaş planlamasını istihbarat kurumları, polis ve bankalar ile sıkı bir şekilde koordine ettiğini açıkça ortaya koydu. Stoltenberg, bu planlama, “tam bir hükümet yaklaşımı gerektiriyor. Bu yüzden, savunma bakanlarımızın, içişleri, maliye ve ulaştırma bakanlarımızı askeri gereksinimlerden haberdar etmesi önemli.” diye konuştu.

Moskova’dan bakıldığında, ABD emperyalizminin dünya genelindeki saldırgan askeri eylem tehditleri, Rusya’nın çevresine gerilen bir kementi andırıyor. Dahası, tehditler sadece Rusya’nın Avrupa ile olan batı sınırında yoğunlaşmıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Ağustos ayından beri, hem Rusya’nın doğusuyla hem de Çin ile sınırı olan Kuzey Kore’yi tekrar tekrar nükleer imha ile tehdit ediyor. Trump’ın Mayıs ayında Suudi Arabistan’a gitmesinin ve Riyad’a, Rusya’nın Ortadoğu’daki başlıca müttefikleri olan İran’a ve Suriye’ye karşı sert bir tavır alma baskısı yapmasının ardından, bölge, topyekün savaşın eşiğinde.

Aynı zamanda, bu hafta başında yayınlanan Pentagon rakamları, Ortadoğu’ya konuşlandırılan ABD askeri ve destek personelinin sayısının aniden yüzde 30 artarak 54.325’e çıktığını gösteriyor.

İnsanlık, SSCB’nin çeyrek yüzyıl önce, 1991’de Stalinist bürokrasi tarafından tasfiye edilmesinin yıkıcı siyasi sonuçları ile karşı karşıya getiriliyor. SSCB’nin dünyadaki askeri saldırganlığın kaynağı olduğu biçimindeki Soğuk Savaş döneminin emperyalist yalanları, onun tasfiye edilmesinin ardından gelişen emperyalist saldırı eliyle çürütülmüştür. NATO güçleri eski Sovyet müttefiki devletlere (Irak, Yugoslavya, Afganistan, Libya ve Suriye) saldırır, onları işgal eder ya da Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi tecrit edip ekonomik olarak boğarken, tüm bölgeler yıkıma uğratılmıştır.

Bu savaşlar milyonlarca yaşama mal olmakla kalmamış, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük sığınmacı krizini yaratarak 60 milyondan fazla insanı yerini yurdunu terk etmeye zorlamıştır.

Putin’in Rusya’yı topyekün savaşa hazır olmaya çağırmasıyla açığa vurulan kriz, NATO güçlerinin dünya çapında onlarca yıldır sürdürdüğü bu acımasız savaşların sonucudur. ABD emperyalizminin ekonomik gerilemesini askeri gücünü kullanarak dengeleme ve artan işsizlik ve toplumsal yoksunluk eliyle yönlendirilen sınıfsal gerilimleri dışa yöneltme girişimleri, dünyayı bir nükleer soykırımın eşiğine getirmiş durumda. Bu süreçte, Avrupalı müttefikleri Washington’a suç ortaklığı yapmıştır.

Nükleer soykırım, artık burjuva devletin en üst düzeylerinde alenen tartışılıyor. Geçtiğimiz hafta, ABD Senatosu’nda, Massachusetts Senatörü Ed Markey, “tam da şu anda, Başkan’ın Kongre’ye danışmadan, onu bilgilendirmeden Amerikan nükleer silahlarını kullanarak Kuzey Kore’ye karşı bir önleyici savaş başlatma eğiliminde olduğu Beyaz Saray’da” planların yürürlükte olabileceği uyarısında bulundu. Başka bir senatör, Beyaz Saray’ın, neredeyse her an bir nükleer savaş başlatmayı seçebilecek, kontrol edilemez bir başkan nedeniyle, bir “yetişkinler kreşi” haline gelmiş olduğunu söyledi.

Kremlin’in, Sovyet sonrası kapitalist oligarşinin iflas etmiş Rus milliyetçiliğine dayalı politikası gericidir ve emperyalist savaş yönelimine karşı koyamaz. Uluslararası işçi sınıfı içindeki savaş karşıtı duyarlılığa başvurmak istemeyen ve bundan aciz olan; mali olarak emperyalist merkezlere bağımlı olan Kremlin, NATO güçleri ile anlaşma yapmaya çalışmak ile onlarla topyekün bir askeri çatışma riskini göze almak arasında sallanıyor. Stratejistler, bu tür bir çatışmanın, büyük ihtimalle, hızla, insanlığın varoluşunu tehdit eden büyük ölçekli bir nükleer savaşa dönüşeceğini düşünüyorlar.

Savaşa gidişi durdurmanın, işçi sınıfının uluslararası ölçekte savaşa ve kapitalizme devrimci karşıtlık temelinde bilinçli siyasi müdahalesi dışında bir yolu yoktur. Mevcut durumdaki en büyük tehlike, işçi kitlelerinin siyasi krizin derinliğinin ve hızla artan yıkıcı bir savaş tehlikesinin tam olarak farkında olmamasıdır.

Bu koşullarda, ABD ve Avrupa medyasındaki Rusya’yı suçlama kampanyasının ortasında, hükümetler internet ve sosyal medya üzerindeki sansürün arttırılmasını talep ediyor ve Google, Dünya Sosyalist Web Sitesi (WSWS) başta olmak üzere savaş karşıtı ve sosyalist web sitelerini sansürlüyor. WSWS’nin işçi sınıfı içinde uluslararası savaş karşıtı bir hareketin ve sosyalist, emperyalizm karşıtı bir perspektifin geliştirilmesi çağrısı yapmasının ve okurlarından, sansüre ve savaşa karşı yazılarının yayılmasına destek olmalarını istemesinin nedeni budur.