Oligarşi topluma karşı

30 Aralık 2017

Yaklaşık yüz elli yıl önce, 19. yüzyıl Fransız ekonomisti Jean Charles Léonard de Sismondi’ye atıfta bulunan Karl Marx, “Roma proletaryası toplum zararına yaşamıştı, oysa modern toplum proletarya zararına yaşıyor.” gözleminde bulunmuştu.

Bu, hiçbir zaman, mali oligarşinin işçi sınıfı zararına devasa bir toplumsal servet biriktirdiğini gösteren raporların her gün, her hafta yayınlandığı günümüzdeki kadar doğru olmamıştır.

Bu raporlardan sonuncusu, Cuma günü yayınlanan ve dünyadaki en zengin 500 milyarderin servetlerini geçtiğimiz yıl yüzde 23 arttırdığını ve 2016 sonundan beri 1 trilyon dolar zenginleştiklerini gösteren Bloomberg Milyarderler Endeksi’dir. Bu grubun toplam serveti, 5,3 trilyon dolara ulaştı. 1 trilyon dolarlık kazanç, geçtiğimiz yılki artışın dört katıydı.

Bloomberg, dünyanın en zengin 500 kişisinin, bir grup olarak, 2017’de, her gün servetlerine ortalama 2,7 milyar dolar eklediklerini gösteriyor. Bu, ortalamada, bu kişilerin her birinin her gün 5 milyon 400 bin dolar ya da her saat 225.000 dolar kazandığı anlamına gelmektedir. Bu rakam (225.000 dolar), kabaca, ABD’deki beş işçi sınıfı hanehalkının bir yıllık toplam gelirine denktir.

Mali oligarşinin servetinin hızla büyümesine, toplumun diğer kutbundaki toplumsal sefaletin arttığına ilişkin göstergeler eşlik ediyor. Bu durum, Hastalık Denetim Merkezleri’nin bu ay ABD’deki yaşam beklentisinin art arda iki yıl düştüğüne ilişkin raporunda örneklendi.

Bu raporlara yansıyan ölçekte servet yoğunlaşmasının devasa toplumsal sonuçları bulunmaktadır. Ekonomik eşitsizlik sorunu ile yüzleşmeksizin tek bir toplumsal sorunun üzerine ciddi bir şekilde eğilmek mümkün değildir. Davasa kaynakların mali oligarşinin özel servet birikimine yönlendirilmesi, toplumu, temel sorunlarını çözmesi için gerekli kaynaklardan etkin şekilde yoksun bırakmaktadır.

Birleşmiş Milletler, dünyadaki açlığın kökünü kurutmanın yılda 30 milyar dolara mal olacağını tahmin ediyor ki bu, dünyadaki milyarderlerin elinde tuttuğu servetin küçük bir bölümüne denk düşmektedir. Yalnızca Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, 2017’de, servetine 34,2 milyar dolar eklemiştir.

ABD’deki 159 milyarder, geçtiğimiz yıl, servetlerine 315 milyar dolar ekledi ve toplam net servetlerini 2 trilyon dolara çıkardı. Bu rakam, ABD hükümetinin 2015’te sağlığa (980 milyar dolar), eğitime (70 milyar dolar) ve konuta (63 milyar dolar) harcadığı toplam 1 trilyon doların iki katıdır.

Oligarşinin dünya çapındaki mali çıkarlarını koruyan askeri makineyi finanse etmek için her yıl yaklaşık 1 trilyon doların ayrılması bir yana, bu muazzam miktarların süper zenginlerin banka hesaplarına akıtılması, ABD’nin parçalanan sosyal ve fiziksel altyapısının (yollar, köprüler, demiryolları, toplu taşıma) üzerine gitmek için geriye neredeyse hiçbir şey bırakmamaktadır.

Trump yönetiminin kısa süre önce geçirdiği vergi yasası tasarısı, zaten 20. yüzyıl dönümündeki Altın Çağ’dan beri en yüksek seviyelerde olan ABD’deki ve dünya genelindeki toplumsal eşitsizliğin daha fazla büyümesini körükleyecektir.

Gezegenin ekonomik yaşamı, egemen seçkinlerin durmadan artan kendini zenginleştirme dürtüsü eliyle belirlenmektedir. İster sağ isterse sözde “sol” olsun, tüm kapitalist hükümetlerin ve partilerin politikalarını bu gereklilik yönlendirmektedir. Borsadaki görülmemiş yükseliş, kapitalist sınıfın 2008 mali krizinin ardından kayıplarını telafi etmesine ve servet ve gelir payını arttırmasına olanak sağlamak üzere ABD Fed’in önderlik ettiği dünya merkez bankaları tarafından düzenlenmiştir. Fed, önce Bush ardından da Obama yönetimi altında, banka kurtarmalarının örgütlenmesinde ve aşırı düşük faiz oranları ve “parasal genişleme” biçimindeki para basma operasyonları yoluyla, mali piyasalara trilyonlar akıtılmasına başı çekti.

En zengin 500 insanın kontrol ettiği toplam 5,3 trilyon dolarlık varlıklar, Britanya ile Fransa’nın toplam GSYİH’sinden büyüktür. ABD’li milyarderlerin sahip olduğu 2 trilyon dolar, 128 milyon nüfuslu bir ülke olan Meksika’nın GSYİH’sinin neredeyse iki katıdır. Bu miktar, aynı zamanda, Arjantin’in, Şili’nin ve Peru’nun toplam GSYİH’sinin iki katından fazladır.

Bezos’un yıllık kazancı (34,2 milyar dolar), toplam nüfusları 40 milyon olan Jamaika’nın (14 milyar dolar), Nijer’in (7,5 milyar dolar) ve Zimbebve’nin (16 milyar dolar) toplam GSYİH’sinden sadece bir miktar azdır.

Mali seçkinler, siyasi partileri ve politikacıları toptan satın alma yoluyla dayattıkları belirli toplumsal çıkarlara sahiptir ve bu, kapitalizm altında demokrasiyi içi boş bir kabuk haline getirmektedir.

Bu durumu iyileştirme, kapitalist sistem çerçevesi içinde toplumsal kaynakların mütevazı bir yeniden tahsisini gerçekleştirmeye çalışma, tüm insanların temel beslenme, sağlık ve eğitim gereksinimlerini karşılamasını güvence altına alma yönünde herhangi bir ciddi çabaya verilen tepki ne olur?

Bu, kaçınılmaz olarak, devlet iktidarının tüm kollarını kontrol eden ve yalnızca mahkemeleri ve politikacıları değil ama çok daha belirleyici olarak, polisi ve orduyu da elinin altında tutan mali oligarşinin büyük ve güçlü bir muhalefeti ile karşılaşacaktır.

Toplumsal reform olanaksız olduğunda, toplumsal devrim kaçınılmaz hale gelir. Mali oligarşinin servetini kamulaştırmanın gerekli olduğu sonucundan kaçmak mümkün değildir.

Bu kaynaklar, toplumun tüm servetini üreten işçi sınıfının toplumsal emeğinden elde edilmiştir. İşçi sınıfı, bu tarihsel görevi yerine getirebilecek ve getirmesi gereken tek toplumsal güçtür. Küçük bir azınlığın servetinin her zamankinden daha tiksindirici düzeyi ile birlikte kitlelerin yoksulluğunun ve sefaletinin artmasının tek çözümü, üretici güçlerin ortak mülkiyeti ve demokratik denetimi; ekonomik yaşamın uluslararası düzeyde akılcı ve planlı düzenlenmesi üzerine kurulu sosyalizmdir.

Barry Grey