Münih Güvenlik Konferansı ve Almanya’nın dünya gücü politikasına dönüşü

22 Şubat 2018

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ile Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Münih Güvenlik Konferansı’ndaki müdahaleleri, önümüzdeki bir büyük koalisyon hükümetinin merkezi görevinin ne olacağını açığa vurmaktadır: Almanya’nın, geçtiğimiz yüzyılda iki dünya savaşına ve insanlık tarihindeki en korkunç suçlara yol açan militarizme ve büyük güç politikasına dönüşü.

Daha 2014’te, Hristiyan Demokrat Birlik’ten (CDU) von der Leyen ve Gabriel’in Sosyal Demokrat (SPD) önceli Frank-Walter Steinmeier, o yılki Münih konferansında askeri kısıtlamanın sona erdiğini ilan etmişti.

Steinmeier, o dönem, “Almanya dış ve güvenlik politikalarında daha erken, daha kararlı ve daha esaslı olarak müdahale etmeye hazır olmalı” demiş ve eklemişti: “Almanya küresel politikalar konusunda kenardan yorum yapamayacak kadar büyük.”

Şimdi, Von der Leyen bu politikayı uygulamak üzere ortaya çıkıyor.

O, Ukrayna’daki Alman rolünü, NATO’nun doğu kanadının güçlenmesini ve Irak, Suriye ile Mali’deki Alman askeri görevlerini örnek vererek, “Sorumluluk üstlendik.” diye övündü. O, aynı zamanda, Alman askeri harcamalarını birkaç yıl içinde ikiyi katlayacak olan kapsamlı bir yeniden silahlanma programını duyurdu.

Von der Leyen, yeni silahlar konuşlandırma kararlığını belirtti. O, “Yetenekleri ve yapıları geliştirmek bir şeydir.” dedi ve ekledi: “Koşullar gerektirdiğinde fiilen askeri güç kullanımı yönündeki ortak irade başka bir şey.”

Gabriel de benzer bir tavır takındı. O, Avrupa “tüm dünyada ortak bir izdüşüm”e gerek duyuyor, diye belirtti ve Avrupa’nın “etoburlar dünyasında tek vejetaryen olarak çok zorlanacağımız için,” askeri araçlar olmaksızın yapamayacağını söyledi.

Gabriel, “yeni bir Asya çağının başlaması”na karşı uyarıda bulundu ve toplanan askeri kişilikleri ve politikacıları “çok daha rahatsız edici ve tehlikeli bir dünyanın zorlukları ile yüzleşmeye” çağırdı. O, Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik ile Sosyal Demokratik Parti arasındaki koalisyon anlaşmasının “dış, güvenlik ve kalkınma politikasına büyük yatırım” yapmış olmasıyla övündü. Dışişleri bakanı, “göreve gelen hükümetin dış politikasının temelinde, kapsamlı bir karşılıklı olarak bağlı güvenlik anlayışı” olacağını ekledi.

Münih Güvenlik Konferansı’nın üzerinde, Kuzey Kore’ye, İran’a, Rusya’ya ve Çin’e karşı savaş tehditlerinin yanı sıra ABD ile Avrupa arasında şiddetlenen gerilimler toplanmıştı. Konferans başkanı Wolfgang Ischinger ve BM Genel Sekreteri António Guterres gibi en önemli konuşmacılar, dünyanın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden beri nükleer çatışmaya hiç bu kadar yakın olmadığı uyarısında bulundular.

Almanya egemen sınıfı, bu krize, tarihi boyunca yaptığı gibi, pençelerini çıkartarak, yeniden silahlanarak ve çılgınca büyük güç planları geliştirerek tepki veriyor.

Gabriel, Avrupa Birliği’ne üye devletlerin Afrika’da ve “Doğu Avrupa’dan Orta Asya’ya uzanan” bölgede kendi çıkarlarını öne sürmek için “stratejiler ve araçlar geliştirmesi” gerektiğini ilan etti. O, “hiç kimse AB’yi bölmeye kalkmamalı” diyerek, Rusya’yı, Çin’i ve ABD’yi tehdit etti.

Alman hükümeti, büyük güç planlarını gizlemek amacıyla Fransa ile sıkı işbirliğine bel bağlıyor ve Avrupa’nın birliğine başvuruyor. Von der Leyen, konferansı, kendisi de kapsamlı bir yeniden silahlanma programı sunmuş olan Fransız meslektaşı Florence Parly ile birlikte açtı. Parly, şunları söyledi: “Bir ‘Avrupalılar ordusu’ oluşturmak için bir siyasi hamle yaptık. Almanya ile Fransa, Avrupa projesini ortaklaşa sürdürmeye hazır ve bizler tüm Avrupalıları ileriye doğru hareket etmeye davet ediyoruz.”

Avrupa’ya başvurma söyleminin, kıtanın halkların çıkarları doğrultusunda birleştirilmesi ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu, Almanya’nın bir dünya gücü olarak davranmak için Avrupa’ya hakim olma arzusunun bir ifadesidir. Avrupa hükümet başkanları o kadar bölünmüş durumdalar ki, bazıları podyumda birlikte oturmayı reddetti. Bu, Münih Konferansı başkanı Ischinger’den gelen şikayetlere yol açtı.

Münih Güvenlik Konferansı, medyada ve siyasi partilerde militarist bir taşkınlığı tetikledi. Alman gazeteleri ordunun ne kadar “bakımsız” ve “kaynaksız” olduğuna ilişkin haberlerle dolu. Generaller güçlerinin yeniden arttığını hissediyorlar.

Ordunun eski genel müfettişi Harald Kujat, Deutschlandfunk radyosuna konuştu ve sorumlu politikacıları sert biçimde eleştirdi. O, ordunun durumunu bir “trajedi” olarak betimledi ve bir “rota düzeltme” çağrısı yaptı. Kujat, savunma bakanının “2030’a kadar 130 milyar avroluk bir silah programı” duyurmuş olduğunu belirtirken, “ne yazık ki şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı.” diye yakındı.

Geçmişin kana susamış dili bile geri dönüyor. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker Münih’te Avrupa’nın “küresel siyasi yetenek için uğraşması”nı talep edince, Alman basını coşkuyla bu ifadeye sarıldı. Frankfurter Allgemeine Zeitung “Avrupa dünya politikasında daha yetenekli hale gelmeli” diye yazarken, Die Zeit’teki bir makale “Dünya politikası için daha fazla yetenek, lütfen!” başlığını taşıyordu.

Bu ifade, önemli tarihsel yüklerle birlikle anılmaktadır. “Dünya politikası”, Birinci Dünya Savaşı’ndan yirmi yıl önce, emperyalist bir genişleme rotası benimsemiş olan Alman İmparatorluğu döneminde, büyük toprak sahiplerini, sanayicileri ve küçük burjuvaziyi denizde yeniden silahlanma programının arkasında birleştiren slogandı ki bu, kaçınılmaz olarak Büyük Britanya ve ABD ile çatışmaya yol açtı.

Heinrich August Winkler, Alman tarihi üzerine herkesçe kabul edilen eseri The Long Road to the West’te [Batıya Giden Uzun Yol], 1890’dan 1918’e kadar olan dönemi “Dünya Politikası ve Dünya Savaşı” başlığı altında toplamıştı. Winkler, “İmparatorluğun kurulması [ona] Avrupa kıtasında zaten yarı egemen konum sağlamış olan Almanya dünya politikası izlemeye karar verdiğinde” bunun sonuçlarının, yalnızca, “bundan etkilenen büyük güçlerin savunmacı çabaları” olabileceğini yazmıştı.

“Dünya politikası”, ayrıca, içerideki düşmana; işçi sınıfına ve o zamanlar hala Marksist olan ve hızla büyüyen Sosyal Demokrasiye karşıydı. Winkler, Tuğamiral Alfred von Tirpitz tarafından 1895’te yazılmış bir mektuptan alıntı yapıyordu. Denizde yeniden silahlanma programının yazarı, Almanya’nın, “özellikle yeni büyük ulusal görev ve onunla ilişkili ekonomik kazanım, eğitimli ve eğitimsiz Sosyal Demokratlara karşı güçlü bir oyalayıcı olduğu için,” dünya politikasına doğru ilerlemek zorunda olduğunu yazmıştı.

Bugün, “dünya politikası” yürüten, CDU ve CSU ile ittifak halindeki SPD’dir. Bu, tüm sonuçlarıyla birlikte zorunlu olarak şunları içeriyor: içeride ve dışarıda silahlanma, sosyal harcama kesintileri, medyanın devlet tarafından seçilmesi, internet sansürü ve aşırı sağın Almanya İçin Alternatif (AfD) biçiminde güçlendirilmesi.

Bundestag’ta (parlamento), buna, sözde muhalefet de dahil hiçbir direniş söz konusu değil. Milletvekilleri ve yetkilileri birçok eski ve görevli subayı içeren Hür Demokratlar (FDP) ile AfD tümüyle ordunun safında.

Yeşiller, yeni büyük koalisyona sağdan saldırıyor. Yeşillerin savunma politikası sözcüsü Tobias Lindner, Deutschlandfunk’ta, savunma bakanını ordunun sorunlarını çözmek için hiçbir şey yapmamakla suçladı. Ordunun son derece karmaşık silah sistemlerinden yoksun olduğunu söyleyen Lindner, “gemilerden, uçaklardan ne haber?” diye ekledi.

Sol Parti de büyük güç politikasının canlanmasını destekliyor. Sol Parti’nin parlamentodaki Dış İlişkiler Komitesi temsilcisi Stefan Liebich, Gabriel’in konuşmasından duyduğu coşkuyu dile getirdi. Liebich, Phoenix kanalına, ABD ile ilişkinin yeniden düşünülüp yeniden yönlendirilmesinde “çok geç kalınmış” olduğunu söyledi ve ekledi: “Biz, ABD’nin çıkarları ile çok sık çatışan ama bazen çatışmayan kendi çıkarlarımıza sahip egemen bir ülkeyiz.”

SPD içinde, büyük koalisyon yanlıları ve karşıtları bu konuyu geçiştiriyor. Büyük koalisyon yanlıları, muhalefeti kışkırtmak istemedikleri için ona değinmiyor. Parti yöneticisi, şu anda koalisyon anlaşmasını oylayan parti üyelerine SPD’nin hükümete katılmasının tanıtımını yapan satış konuşmasında, dış politikaya ya da orduya bir kez bile değinmedi. Büyük koalisyon karşıtları ise, bu sorunda [dış politika ve ordu] Gabriel ile hemfikir oldukları için konuyu geçiştiriyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei - SGP), büyük güç politikasını ve militarizmi reddeden ve işçileri ve gençleri bunlara karşı harekete geçirmeye çalışan tek siyasi eğilimdir.

Koalisyon anlaşması, bir koalisyon hükümetinin ne kadar korkunç planlar peşinde koşacağını göstermektedir. Biz, SPD’nin, CDU/CSU’nun ve onların ordu ve dış politika danışmanlarının aylarca süren kapalı koalisyon görüşmelerinde vardıkları gizli anlaşmaların ve düzenlemelerin tamamının açıklanmasını talep ediyoruz. Askeri bütçenin ikiye katlanması nasıl finanse edilecek? Almanya nükleer silah satın almayı planlıyor mu? Fransa ve NATO ile benzeri anlaşmalar var mı?

Yeni seçimler düzenlenmesi için mücadele, tarihsel bir felaketi hazırlıyor olan egemen sınıf komplosuna karşı koymada bir ilk adımdır. Sosyalist Eşitlik Partisi, egemen seçkinlerin entrikalarını teşhir etmek ve Fransa’daki ve Britanya’daki kardeş partileriyle savaşa, diktatörlüğe ve kapitalizme karşı güçlü bir sosyalist hareket inşa etmek için işçi sınıfı içinde, okullarda ve üniversitelerde yoğun bir kampanya yürütüyor.

Bu sorunları tartışmak için etkinliklerimize gelin! SGP’ye ve Dördüncü Enternasyonal’in gençlik örgütü olan Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler’e (IYSSE) katılın!

Peter Schwarz