Suriye üzerine gerilimler Türkiye-NATO ilişkilerinin altını daha da oyuyor

Halil Çelik
2 Mart 2018

BM Güvenlik Konseyi’nin, Türkiye hükümetinin görünüşte desteklediği Suriye genelindeki ateşkes kararına rağmen, Ankara, Suriye’deki Kürt kenti Afrin’e yönelik harekatını desteklemek için ek özel kuvvetler gönderdi. İki gün önce, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, NTV’ye, Ankara’nın, özel polis ve jandarma harekat güçlerini, “yaklaşan yeni mücadele için hazırlık” amacıyla Afrin bölgesine sevk ettiğini söyledi.

Doğan Haber Ajansı da, jandarma ve polis özel harekat güçlerinin, kent çatışmalarına katılmak ve Türk kuvvetlerinin ele geçirdiği köyleri tutmak için Afrin’e girmiş olduğunu bildirdi.

Pazar günü, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Şanlıurfa il kongresinde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk askerlerinin Afrin’e ilerliyor olduğunu bir kez daha doğruladı.

O, “Mümbiç’i teröristlerden temizleyeceğiz, onun için tüm sınırlarımız boyunca tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi. Destekleyicileri, “Reis bizi Afrin’e götür” diye slogan atınca, Erdoğan, sefer görev emri olan yurttaşları “hazır olmaya” çağırdı, ama buna “Şu an ihtiyaç yok.” diye ekledi.

Türkiye, 20 Ocak’ta, Halk Savunma Birlikleri’ni (YPG) Afrin’den temizlemek için “Zeytin Dalı Harekatı”nı başlatmıştı. Türk genelkurmayına göre, 2.000’den fazla Kürt savaşçı ve 33 Türk askeri öldü; YPG’nin sınır ötesini bombalaması nedeniyle Türkiye kentlerinde 7 sivil ölürken, 125 kişi yaralandı. Türk yetkililer, ayrıca, Afrin’de hiçbir sivil kayıp olmadığında ısrar ediyor.

Ancak Suriye devletinin haber ajansı SANA, oldukça farklı bir tablo sunuyor. SANA, Pazar günü, şu haberi geçti: “Afrin’e yönelik devam eden Türk saldırısı, 700’den fazla sivilin ölmesine ve yaralanmasına, binlerce sivilin yerinden edilmesine, yüzlerce okulda eğitimin askıya alınmasına ve altyapının ve hizmetlerin yıkıma uğramasına neden oldu.”

Suriye hükümetinin Guta’ya yönelik saldırısı üzerine haftalardır devam eden uluslararası kampanyanın ardından, BM Güvenlik Konseyi, Cumartesi günü, Suriye genelinde “erteleme olmaksızın” 30 günlük bir ateşkes talep eden bir kararı oybirliğiyle kabul etmişti.

Bununla birlikte, Türkiye hükümeti yetkilileri, kararın, “teröristler”i hedef aldığını iddia ettikleri Afrin’deki istila için geçerli olmadığında ısrar ediyorlar. Bozdağ, Pazar günü, “Karar, Zeytin Dalı Harekatı’nı ve Afrin bölgesindeki operasyonlarımızı etkilemez” diye konuştu.

Pazartesi günü, Erdoğan ve Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron, Suriye’deki en son gelişmeler üzerine bir telefon görüşmesi yaptı. Macron, Erdoğan’a, BM’nin Suriye genelindeki ateşkes çağrısının Türk askerlerinin bir kuşatmaya hazırlandığı Suriye’nin Afrin kenti için de geçerli olduğunu söyledi. Görüşme, Macron, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Suriye krizi üzerine yapılan telefon görüşmelerinden bir gün sonra gerçekleşti.

Fransa devlet başkanlığının yaptığı açıklamaya göre, Macron, Erdoğan’a, Türkiye’nin istilasına yönelik NATO içindeki bir diğer muhalefet işareti olarak, ateşkese tam saygı gösterilmesinin zorunlu olduğunu söylemiş.

Suriye savaşı üzerine artan anlaşmazlıkların ortasında, Pazar günü, Çek makamlarının üst düzey bir Kürt politikacı ve Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) eski eş başkanı olan Salih Müslim’i gözaltına almasıyla, Ankara ile Avrupalı ortakları arasındaki ilişkilerin kötüleşmesinde yeni bir tartışma konusu ortaya çıktı. Müslim, Çek yetkililerle işbirliği yapma sözü vermesinin ardından, iki gün sonra serbest bırakıldı.

Müslim’in gözaltına alınması, bir ağır ceza mahkemesinin 2016’da Ankara’da gerçekleşen bir terör saldırısı nedeniyle ona karşı dava açtığı Türkiye’nin talebiyle gerçekleşti. O, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “nitelikli kasten öldürme”, “kasten öldürmeye teşebbüs”, “kamu malına zarar verme”, “mala zarar verme” ve “tehlikeli maddeleri nakletme” ile suçlanıyordu. Kısa süre önce, Türkiye İçişleri Bakanlığı, Müslim’i, “en çok aranan terörist” listesine almış ve yakalanması için yaklaşık 1 milyon dolar para ödülü koymuştu.

Türkiye, Müslim’in Çek Cumhuriyeti’nden iade edilmesini resmi olarak talep etti. Bozdağ, onun, “geçmişte bir terör örgütünün kurucusu yöneticisi olan, halen de terör örgütü içerisinde etkin faaliyette bulunan ve pek çok insanın ölmesine yol açan eylemlerin bizzat talimatını veren bir terörist başı” olduğunu iddia etti.

Müslim’in Çek makamları tarafından gözaltına alınması, Irak ile Suriye’deki Kürt önderliklerinden sert tepkiye yol açtı. Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) resmi web sitesinde yayınlanan bir açıklamaya göre, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani, onun serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Sonuç olarak, Müslim konusundaki çekişme, AB-Türkiye ilişkilerini çöküşün eşiğine getiren çeşitli anlaşmazlıklara bir yenisini eklemiş durumda.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ortadoğu turundan yaklaşık iki hafta sonra, Türkiye-ABD ilişkileri daha önceki kadar kırılgan. Tillerson, turu sırasında, Washington ile Ankara arasındaki keskin anlaşmazlıkları onarmaya çalışmıştı.

Geçtiğimiz Perşembe günü, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Heather Neuert, Washington’ın, Yaptırım Yoluyla Amerika’nın Düşmanlarıyla Mücadele Yasası’nın (CAATSA) önemini ve Moskova ile silah anlaşmalarının (özellikle de Türkiye’nin Rus yapımı S-400 füze sistemleri satın almasının) ardından ne tür olası sonuçların ortaya çıkacağını açıklamak için birçok ülkeyle bağlantı kurduğunu söyledi.

30 Ocak’ta, Trump yönetimi, CAATSA’ya dayanarak getirilen yaptırımlardan etkilenen Rus politikacılarının, oligarklarının ve firmalarının bir listesini yayınlamış ve yasaklı Rus firmalarıyla iş yapan ülkelere ABD silahı satışını keseceğini duyurmuştu. S-400’un üreticisi olan Rosoboronexport OJSC de, Washington’ın yasakladığı Rus firmaları listesinde yer alıyor.

Bu ayın başında, Rusya Federasyonu Konseyi Savunma Komitesi Başkanı General Viktor Bondarev, Suriye, Irak, Sudan ve Mısır’ın S-400 savunma sistemlerinin olası müşterileri olduğunu açıklamıştı. Aralık ayında, Ankara, NATO müttefiklerinden gelen kaygı ve eleştiri ifadelerine rağmen, Rusya’dan S-400 satın alma anlaşmasını imzalamıştı.

ABD, Rus anlaşmasına bir alternatif olarak Türk hava savunma yeteneklerini arttırmak için bir yol bulmayı teklif ederken, Türkiye’yi S-400 sistemini satın alma kararının “olası sonuçlarını” yeniden düşünmeye çağırmış durumda.

Türkiye, Moskova’nın şimdiye kadar yalnızca Çin’e ve Hindistan’a sattığı Rus S-400 sistemini alan ilk NATO üyesi ülke olacak.

Bununla birlikte, Türkiye hükümeti, Washington’ın yaptırım tehditlerini görmezden gelmeye devam ediyor. Dün, hükümet yanlısı Sabah gazetesi, Başbakan Yardımcısı Fikri Işık’ın “S-400'ü satan şirketi, ABD ambargo kapsamına aldığı zaman Türkiye'nin bundan dolaylı etkilenme ihtimali var. Yoksa Türkiye'ye doğrudan bir ambargo koymaları mümkün değil." sözlerini aktardı.

Türkiye hükümetinin durmadan artan militarist söylemi, Suriye’de sürmekte olan askeri operasyonlarındaki pervasızlığı ve NATO müttefiklerine yönelik kayıtsızlığı, sadece iç siyasi hedeflerini ilerletmeye yönelik bir milliyetçiliği yükseltme girişimi olarak bir kenara bırakılamaz. Çeşitli emperyalist ve bölgesel güçlerin, hızla dünyanın nükleer silahlı büyük güçleri arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşebilecek bir bölgesel savaşa zemin hazırladığı koşullar altında, Ankara’nın son hamleleri, Türk egemen seçkinlerinin kendi yağmacı çıkarlarını ilerletmek için bütünüyle savaş yönelimine girdiğinin açık işaretleridir.