Evrenbilimci Stephen Hawking 76 yaşında öldü

Bryan Dyne
24 Mart 2018

Ünlü evrenbilimci, teorik fizikçi ve yazar Stephen Hawking, 14 Mart günü erken saatlerde İngiltere’nin Cambridge kentindeki evinde öldü. Hawking, 76 yaşındaydı ve arkasında iki eski eş (Jane Wilde ve Elaine Mason), üç çocuk ve üç torun bıraktı.

1980’lerde Stephen Hawking

Hawking’in yaşamında övülecek çok şey var. Kütle çekimsel fiziğe, termodinamiğe, kuantum mekaniğine ve evrenbilime ilişkin kavrayışımızın derinleşmesinde çok önemli bir rol oynayan Hawking, zengin bir bilimsel kariyer yaptı. Hawking, bilimi halka sevdiren ve en bilineni, 237 hafta boyunca Sunday Times’ın en çok satanlar listesinde kalan Zamanın Kısa Tarihi olan çok sayıda kitap yazdı.

Hawking’in başarıları, 21 yaşındayken motor nöron hastalığına (amiyotrofik lateral skleroz ya da Lou Gehrig’in hastalığı olarak da biliniyor) yakalandığı göz önünde bulundurulduğunda son derece dikkat çekicidir. Hastalık onu bir tekerlekli sandalyeye mahkum etmiş ve sonunda, bir konuşma birleştirici ile konuşmak zorunda bırakmıştı. O, buna rağmen, başlangıçtaki iki yıllık yaşam beklentisinden yarım yüzyıldan fazla yaşayarak, hem çalışmasını hem de hayatını sürdürdü. Hastalığı gelişirken Hawking’in ve ilk eşi Jane Wilde’ın karşı karşıya kaldığı mücadeleler, 2014 yılındaki Her Şeyin Teorisi filminde sahneye uyarlandı.

Hawking, anne-babasının II. Dünya Savaşı’nda Londra’ya atılan bombalardan uzakta bir çocuk sahibi olmak için taşındığı İngiltere’nin Oxford kentinde, 1942’de doğdu. Sekiz yaşındayken, babası Frank’in Ulusal Tıbbi Araştırma Enstitüsü’ndeki asalak bilimi bölümünün başkanı olduğu St. Albans’e taşındı. Hawking, babasının yurtdışı gezileri ve annesi Isobel’in arkadaşları aracılığıyla, gençliğinde şair Robert Graves (I, Claudius, 1934) ile kayda değer bir zaman geçirdi.

Hawking, fizik kariyerine, 1959’da, sonradan üniversitenin bir soyut matematik programına sahip olmadığını keşfettiği University College Oxford’da başladı. O, her ne kadar en çalışkan öğrenci olmasa da (mezun olmadan önceki dönemi boyunca ders çalışmaya 1.000 saat harcadığını iddia ediyor ki bu ortalama bir öğrencinin yaklaşık dörtte biri), teorik fiziğe ilişkin sağlam bir kavrayış geliştirmiş ve Cambridge’de yüksek lisans eğitimine devam etmesine olanak sağlayacak şekilde, Oxford’dan üstün dereceyle mezun olmuştu.

Stephen’ın yüksek lisans eğitimi, Lou Gehrig'in hastalığına yakalanmasıyla neredeyse bir anda kesildi. Birkaç aylık süreçte, doktorlar onun özel hastalık türünün çok yavaş bir şekilde ilerlediğini farkederken, Hawking genel görelilik ve evrenbilim çalışmalarına geri döndü. O, 1966’da, Roger Penrose’un kara delikleri incelemek üzere geliştirdiği ve matematiği tüm Evren’in yapısına uyguladığı bir uzay zaman tekilliği düşüncesini benimseyen teziyle doktorasını elde etti.

Kara delikler, ilk kez 1916’da, Albert Einstein’ın kısa süre önce yayınlanmış genel görelilik denklemlerini kullanan Karl Schwarzschild tarafından öngörülmüştü. Einstein, büyük bir cismin bir noktadan diğerine seyahat ederken ışığın yolunu bükebileceğini göstermişti. Schwarzschild, bu düşünceyi aldı ve nesnenin kütlesi rastgele bir yüksekliğe doğru artarken ne olacağını araştırdı. O, nihayetinde, devasa kütlenin, ışığı, yolu bir çember haline gelecek ve yolculuğuna hiçbir zaman devam edemeyecek kadar çok büken bir uzay zaman bölgesi oluşturduğunu buldu. Bu nesne, hiç ışık vermediği için “kara”dır ve ışık ya da maddenin herhangi bir biçimi bir kez içine girince ondan ayrılamadığı için bir “delik”tir.

Penrose, kara deliğin içinde ne olduğunu betimleyen matematik üzerine çalışıyordu. O, maddenin yalnızca kapana kısılmadığını, sonsuza kadar giderek daha yoğun hale geldiğini farketmişti. Penrose, genel göreliliğin, bir kara deliğin merkezinde, bir sonsuz kütle ve sıfır hacim noktası, bir tekillik öngördüğünü göstermişti. Hawking, bu anlayışı aldı ve onu, genişleyen Evren teorisi ile birleştirdi. O, eğer Evren’in evrimi Büyük Patlama’ya doğru geri sarılırsa, bunun da Penrose’un tekilliklerinden biri olması gerektiğinin farkına vardı.

Hawking’in teorik fiziğe en büyük katkısı, kara delikler fiziğini, ısı ve enerjinin tüm biçimleri arasındaki ilişkiyi tanımlayan teori olan termodinamik ile birleştirme çabalarından geldi. Hawking, kabul edilen teorilerin tersine, kara deliklerin bir sıcaklığa sahip olduğunu göstermek için fizikçi Jacob Bekenstein’ın geliştirdiği çerçeveyi kullanmıştı. Bu, onların enerji yayması ve zamanla kütle kaybetmesi gerektiği anlamına geliyordu.

Bu etkinin bilinen kara delikler için çok küçük olduğu öngörülürken, bu düşünce, kara deliklerin, sonunda Evren’deki her şeyi içine alacak sonsuza kadar büyüyen nesneler olduğu düşüncesiyle çelişiyordu. Dahası, kara deliklerin radyasyon yaydığı mekanizma, anlam ifade etmek için kuantum mekaniğini hesaba katmayı gerektirmektir. Bugüne kadar, bu radyasyon, açıklamak için termodinamiğin, kuantum mekaniğinin ve genel göreliliğin birleşik matematiğini gerektiren tek olgudur.

Bir sanatçının birleşen iki kara deliğe ilişkin yorumu [Kaynak: NASA/CXC/A.Hobart]

Bu “Bekenstein-Hawking” radyasyonu, henüz doğrudan ya da dolaylı olarak gözlemlenmemiş olsa da, bilim insanları tarafından genel olarak doğru kabul edilmiş ve teorik fizik ile evrenbilimde çok sayıda başka keşfe yol açmıştır. O, aynı zamanda, başlıca deneysel testlerden biri olarak herhangi bir kuantum kütle çekimi teorisinde (genel görelilik ile kuantum mekaniğini tamamen birleştirme yönünde sayısız girişim) asli bir rol oynamaktadır.

Hawking’in kara delikler fiziğine katkıları, onu çağının seçkin bir bilim insanı haline getirmişti. Ancak dünya çapında tanınır hale gelmesi, Zamanın Kısa Tarihi’nin yayınlaması ile oldu. Uzman olmayanlar için yazılmış olan bu kitap, milyonlarca insanın, Büyük Patlama ve kara delikler gibi evrenbilimsel olgulara ilişkin bir keşfe giriş noktası olacaktı.

Hawking, kuantum fiziği ve “her şeyin teorisi” için hala anlaşılması güç olan araştırma gibi karmaşık teorileri, anlaşılabilir bir dille, meslekten olmayan insanlara ve gençlere anlatıyordu.

Zamanın Kısa Tarihi, Ceviz Kabuğundaki Evren, Devlerin Omuzlarında ve Tanrı Tam Sayıları Yarattı: Tarihi Değiştiren Matematiksel Atılımlar gibi bir dizi popüler bilim kitabının ilkiydi.

Hawking, okurlarını, her şey için akılcı cevaplar ve açıklamalar aramaya teşvik ederdi. O, 1985’te, “Hedefim basit” demişti. “Evrene ilişkin tam bir kavrayış; neden böyle ve neden var.” 1988’de, Der Spiegel’e, “Bizler, sadece, oldukça ortalama bir yıldızın küçük bir gezegenindeki maymunların gelişmiş bir soyuyuz. Ancak biz Evren’i anlayabiliyoruz. Bu bizi çok özel bir şey yapıyor.” demişti.

Hawking, hayatı boyunca genel olarak solcu bir siyasi duruş sergiledi. 2003’te Irak’ın istilasının bir “savaş suçu” olduğunu ilan etti; nükleer silahlara karşı kampanya yürüttü; İsrail’in Filistinlileri ezmesine karşı çıktı ve kendisinin 70’li yaşlarına kadar yaşamasına olanak sağladığını savunduğu Britanya’daki Ulusal Sağlık Hizmeti’ne yönelik kesintilere karşı konuşmalar yaptı.

Hawking, Evren’e ilişkin maddeci kavrayışında asla bocalamadı. Sağlığı kötüleşirken bile, maddeyi evrensel ölçeklerde yöneten devinim yasalarına ilişkin derin kavrayışı, onu, dünyayı anlamanın bir yolu olarak dini ve gizemciliği reddetmeye götürdü. Hawking, 2011’de şunları söylemişti:

İstediğimize inanmakta özgürüz ve bence en basit açıklama, Tanrı’nın olmadığıdır. Evreni hiç kimse yaratmadı ve yazgımızı hiç kimse yönlendirmiyor. Bu, beni derin bir kavrayışa götürüyor. Muhtemelen ne cennet ne de ahiret var. Evrenin büyük tasarımını değerlendirmek için bu tek yaşama sahibiz ve bunun için son derece minnettarım.