Irak’taki seçim sonuçları daha ileri siyasi ve toplumsal çatışmaya işaret ediyor

James Cogan
19 Mayıs 2018

Irak’ta geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan seçimler, hükümete kitlesel muhalefet, yetersiz resmi hazırlık ve apaçık yolsuzluk iddiaları ile damgalandı. Hiçbir parti gruplaşması, herhangi bir yerde, 329 sandalyeli mecliste hükümet kurmak için gerekene yakın bir destek elde edemedi.

Ulusal ölçekte, önceki seçimlerdeki en az yüzde 60’lık katılımlara kıyasla, oy verme hakkına sahip seçmenlerin sadece yüzde 44,52’si oy kullandı. Başkent Bağdat’ta, katılım güçlükle yüzde 32’ye ulaştı.

Sonuçlar, ABD’nin ve müttefiklerinin yol açtığı yıkımdan 15 yıldan uzun bir süre sonra, sınıfsal ve toplumsal bölünmelerin öne çıkmaya başlamasıyla birlikte, Irak’ın her bölgesinde daha fazla siyasi çatışmaya işaret etmektedir.

2014’ten beri Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı ABD destekli savaş eliyle evlerinden sürülmüş iki milyon insanın sadece 300.000 kadarı kaydedilmişti. Savaştan en çok etkilenen vilayetler, batıdaki Anbar ve kuzeybatıdaki Ninova gibi belirgin Sünni Müslüman nüfusa sahip olanlardı. Bu bölgeler, seçimde en düşük katılımın olduğu yerler arasındaydı.

Özerk Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin üç vilayetinde ve Kerkük’te, baskın durumdaki Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) ve onların iddia edilen eş dost kayırıcılığına karşı çıkan partiler, seçim hilesinden şikayet ediyor ve yeni seçimler ya da oyların yeniden sayılmasını talep ediyorlar. Göstericilerin üzerine polis gönderilmiş durumda ve şiddet tırmanabilir.

Önemli bir seçmen desteği alması tahmin edilmiş olan ABD destekli Başbakan Haydar El İbadi’nin önderlik ettiği Şii koalisyon bozguna uğradı. Onlar, yalnızca 42 sandalye kazandılar ve İbadi’yi başbakan olarak tutmayı kabul eden bir koalisyon kurmak için haftalarca, hatta aylarca kapalı kapılar arkasında görüşmeler yapmak zorunda kalacaklar.

IŞİD’in 2014’te ülkenin batısının ve kuzeyinin denetimini ele geçirmesinin ardından Washington tarafından başbakanlıktan istifa etmeye zorlanmış olan Nuri El Maliki’nin önderlik ettiği rakip Şii koalisyon ise, sadece 25 sandalye kazandı.

Hadi El Amiri’nin önderlik ettiği “Fetih” koalisyonu, meclisteki ikinci büyük blok haline gelecek şekilde, 47 sandalye elde etti. Amiri, 2003 sonrasında ABD işgaline KDP, KYB ve diğer Kürt milliyetçisi partiler ile birlikte en büyük desteği vermiş İran bağlantılı Şii köktendinci bir hareket olan Bedir örgütüne başkanlık ediyor.

Bedir örgütü, işgale karşı çıktığından ve Saddam Hüseyin’in eski Baas rejimini desteklediğinden kuşkulanılan on binlerce insanı katletmiş olan ABD tarafından eğitilmiş Irak özel kuvvetlerinin ölüm mangalarına personel sağlamıştı.

Bedir ve diğer Şii tabanlı milisler, 2011-2012’den itibaren, ABD destekli “asiler”e karşı hükümet birliklerinin yanında savaşmaları için Suriye’ye kuvvetler gönderdiler. IŞİD’in 2014’te Irak’a girmesinden sonra, ABD ile Irak hükümeti birlikleri ile yan yana savaşan milislerin büyük kısmını Bedir örgütü sağladı. Amiri’nin koalisyonu, seçimdeki oylarını, büyük ölçüde, kendi milislerinin IŞİD’in yenilgiye uğratılmasındaki rolünün tanıtımını yaparak kazandı.

Meclisteki en büyük blok, 54 sandalyeyle, “Reform İçin Devrimciler İttifakı” olacak. Bu son derece istikrarsız gruplaşmaya, burjuva milliyetçi vaiz Mukteda es Sadr’ı izleyen Sadr yanlısı hareket ve Stalinist Irak Komünist Partisi (IKP) önderlik ediyor.

Bu blok çelişkilerle doludur. Irak KP, emperyalizm ile işbirliği tarihine uygun olarak, 2003’teki ABD istilasını ve işgalini tümüyle desteklemişti. Başlıca destek tabanı Bağdat’ın en yoksul işçi sınıfı mahallerinde olan Sadr’ın hareketi, başlangıçta işgale karşı çıkmıştı. Sadr, 2004’te, silahlı direniş çağrısı yapmış ve onun Mehdi Ordusu, Bağdat’ta, Basra’da, Necef’te, Kerbela’da ve Irak’ın Şii çoğunluklu diğer kentlerinde, Amerikan ve Britanya kuvvetleri ile meydan savaşlarında ağır kayıplara uğramıştı.

Sadr, ABD işgaline Irak milliyetçiliği temelinde sözel olarak karşı çıkmayı sürdürmüş ama hareketi, 2006’da, Sünni tabanlı güçlere karşı mezhepsel şiddete yönelmişti. Mehdi Ordusu, Bağdat’ın Sünni nüfusunun büyük bir kısmını evlerini terk ederek tecrit edilmiş kantonlara kaçmaya zorlayan en kötü vahşetlerin bir kısmından sorumlu tutuldu. Sadr yanlıları, 2007’den sonra, direnişe büyük ölçüde son verdiler ve çeşitli zamanlarda Şiilerin hakimiyetindeki işgal hükümetlerinde bakanlıklar almak dahil, parlamenter güç elde etme çabasına katıldılar.

Sadr, 2016’da, Komünist Parti’yle, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu dehşet verici yoksulluğa yönelik ortak kınamalar üzerinden daha fazla makam ve ayrıcalık peşinde koşmaya dayanan bir ittifak kurdu. Sadr, ayrıca, artan ABD-İran gerilimleri koşulları altında, İran’ın Irak’taki Şii partiler üzerindeki etkisine yönelik milliyetçi kınamalarını arttırdı ve Tahran’ı, Irak’ı ve kaynaklarını ele geçirmeyi amaçlamakla suçladı.

Görevi sona eren Başbakan İbadi, yeni bir hükümet kurmak için Sadr yanlısı blok ile görüşmeler yapmaya hazır olduğunu belirtti. Ancak Fetih, sözde laik bir perspektif ileri süren IKP gibi partilere hükümette herhangi bir rol vermeye karşı olduğunu açıkladı. Bu tavır, daha çok, İbadi’ye ve diğer siyasi gruplaşmalara, Sadr yanlılarını ve onların İran karşıtı duruşlarını dışlamak için baskı yapmaya yönelik gibi görünüyor.

ABD temsilcilerinin İbadi, Maliki ve Sadr yanlıları arasında bir bloğu teşvik ederek karşılık vermesi tümüyle olasıdır. Sadr, düzen medyasında “Amerikan karşıtı” olarak sunuluyor olsa da, geçmişte, temsil ettiği Şii seçkinler tabakasının çıkarlarını korumak ya da ilerletmek için ABD ile işbirliği yapma istekliliğini göstermiştir.

Trump yönetiminin İran ile 2015’te yapılan nükleer anlaşmadan çekildiği ve bölgedeki gerilimlerin hızla artmakta olduğu koşullarda, Washington, Tahran’ın Irak’taki etkisine bir karşı ağırlık olarak, Sadr yanlılarını destekleyebilir.