Almanya parlamentosunda militarizm ve faşist demagoji

28 Mayıs 2018

Almanya parlamentosu (Bundestag), iki aylık bir aranın ardından, geçtiğimiz hafta çok önemli iki hedefi tartışmak üzere Mayıs oturumunu açtı. Bu hedefler, savaştan harap olmuş Ortadoğu’dan kaçan göçmenlerin hapsedilmesi, zulme uğraması ve sınır dışı edilmesi ile silahlanma.

Başbakan Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Birlik’i (CDU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasında yeni bir büyük koalisyon hükümetinin kurulması, faşist Almanya İçin Alternatif’i (AfD), 2017 seçimlerinde oyların yüzde 12,6’sını almasının ardından, en büyük muhalefet partisi haline getirdi.

Sonuç olarak, tartışmanın geleneksel olarak en büyük muhalefet partisine verilen açılış konuşmasını, AfD’nin eş başkanı Alice Weidel yaptı.

Kürsüye gelen 39 yaşındaki bu ufak tefek sarışın kadın, partili arkadaşlarından gelen onaylama uğultuları eşliğinde, öfkeli, saygısız bir nutuk attı. O, hükümeti, “kabile” toplumlarından insanları kabul ederek ulusal yaşama gücünü tüketmekle ve “ulusumuzun çöküşü”nü sağlamakla suçladı.

Alman aşırı sağı

Weidel, hükümet partilerinin, “burkalılar, bıçaklı adamlar ve diğer beş para etmezler” diye adlandırdığı “Müslüman göçmen nüfusunu semirtirken”, Alman ailelerinin doğum oranını arttırmak için hiçbir şey yapmadığını ilan etti.

O, “Sizin devlet destekli emekliliklerinizi kim ödeyecek? Sizinki dahil, Bay Hofreiter [Yeşiller Partisi üyesi], gürültücü baş belası; senin ithal edilmiş altınlarını kim ödeyecek?” diye sordu.

Weidel’in, demagojik bir şekilde Alman halkını yabancıların kurbanları olarak resmetmesinden ırkçı bayağılığına ve Musevi karşıtı komplo teorilerine (altınlar) başvurmasına kadar tüm atıp tutması, 1930’ların başlarında kahverengi gömlekli bir Nazi milletvekili tarafından yapılmış olabilecek bir konuşmaydı.

Weidel’in onu bir “salak” olarak adlandırmasına rağmen, Başbakan Angela Merkel, tartışmayı açan bu kışkırtıcı konuşmayı duymazdan geldi. Merkel, Weidel’e yönelik en ufak bir tersleme olmaksızın, yeniden silahlanma yoluyla Almanya için dünya sahnesinde daha saldırgan bir rol vizyonunu özetlemeye başladı. O, hükümeti AfD’nin göçmen politikalarını büyük ölçüde benimsediği için, AfD’nin göçmenlere karşı faşizan atıp tutması hakkında hiçbir şey söylemedi.

Almanya parlamentosunda faşist iğrençlik gösterisinden dehşete kapılan birçok insan, Musevi Soykırımı dehşetinin ardından, bu tür nutukların nasıl olup da yeniden Almanya’daki gündelik siyasi yaşamın bir parçası olabildiğini merak ediyor. Son haftalarda, tüm siyasi partilerin temsilcileri, sığınmacılara karşı AfD tarzında ajitasyon yapmış ve sığınmacılara yardım örgütlerini “sınır dışı karşıtı bir sektör” olarak suçlamıştır.

Bundestag’taki tartışma, ırkçılığın ve faşizmin bir kez daha egemen seçkinlerin siyasi araçları haline geldiği gerçeğini sergiledi. Son tahlilde, 1930’larda bir felakete yol açmış olan aynı sorunlar, bugün de gündemdedir. Almanya’nın seçkinleri, Avrupa ve dünya kapitalizminin tarihsel krizine, militarizmin ve savaşın dünya çapında tırmanmasına ve emperyalist devletler arasındaki keskinleşen rekabete, saldırgan bir dış politikaya ve büyük bir silahlanma programına başvurarak yanıt veriyorlar.

Merkel, silahlanma harcamaları için şimdiden kullanıma sunulmuş olan ek milyarların yeterli olmaktan çok uzak olduğunu ilan etti. O, Almanya’nın “NATO’nun Galler zirvesi hedeflerine… bağlı” olduğunu söyledi ve ekledi: “Bu, koalisyon anlaşmamızda yazılıdır.”

Bu, somut olarak, askeri harcamanın 2024’e kadar gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sine çıkarılması gerektiği; sayısal terimlerle, şimdiki 37 milyar dolarlık düzeyden 75 milyar dolara arttırılması anlamına gelmektedir. Bu, Almanya’yı, Avrupa’da açık ara farkla en büyük askeri güç yapacak.

Merkel, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dış müdahalelerin yanı sıra, ulusal toprakların ve ittifakın savunulması, bir kez daha artan bir önem taşıyor. Askerlerimizi yalnızca dış müdahalelerde iyi performans sergileyebilsinler diye donatmaya gereksinim duymuyoruz… Onlara, aynı ölçüde, içeride de çok daha çeşitli maddi ve askeri donanım sağlanmalı ki günümüzdeki ek görevleri yerine getirebilsinler.”

Merkel, büyük koalisyonun, planlanan askeri güçlenmeyi finanse etmek için yeni ve kapsamlı sosyal saldırılar gerçekleştirmeye hazır olduğunu açıkça ortaya koydu. O, “rekabet gücümüzün, yalnızca Avrupa standardı karşısında değil ama aynı zamanda küresel olarak gereksinim duyulana göre geliştirilmesine katkıda bulunmak” gerektiğini söyledi. Bu “Avrupa’nın rekabet gücünü çok fazla” ilgilendirirken, “Almanya’nın rekabet gücünü de oldukça” içeriyordu.

Başbakan askeri botlarını giyer ve egemen seçkinler adına kemer sıkma önlemleri talimatları vermeye hazırlanırken, aşırı sağın sığınmacı politikasını benimsiyor. Merkel, açıkça, İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in desteklediği, sığınmacıları sınırlandırmaya ve bir araya getirmeye hizmet edecek gözaltı merkezlerini övdü. O, milletvekillerine, mesele, “Almanya’da işleyen bir ülkeye geri dönüş kültürünün yaratılmasıdır. Kalma hakkına sahip olmayan herkes gitmeli.” dedi.

Büyük koalisyonun sağcı gündemi, Bundestag’da tam bir desteğe sahip. Anlamlı bir şekilde, Hür Demokrat Parti’nin (FDP), Yeşillerin ve Sol Parti’nin temsilcileri, Merkel’in konuşması sırasında, çeşitli noktaları, hükümet partilerinden milletvekilleri ile birlikte alkışladılar. Sol Parti’nin meclis grup başkanı Sahra Wagenknecht, “bağımsız ve iddialı bir Avrupa dış politikası” istedi ve AfD’nin alkışları altında Amerikan karşıtlığı vaaz etti. FDP önderi Christian Lindner ise, Merkel’e, “Önderlik et! Bu ülkeye önderlik et!” çağrısında bulundu.

Lev Troçki’nin 1933’te yazılmış “Ulusal Sosyalizm nedir?” başlıklı makalesinden şu dahice sözcükleri aktarmak yerinde olur: “Her çileden çıkmış küçük burjuva Hitler olamaz ama her çileden çıkmış küçük burjuvanın içinde bir parça Hitler yatar.”

AfD’nin eş başkanı Alexander Gaulland, yaptığı konuşmada, Almanya’nın yeniden militarist bir büyük güç dış politikasına dönmesini talep ederken, Humboldt Üniversitesi profesörü ve hükümetin dış politika danışmanı Herfried Münkler’e doğrudan atıfta bulundu. O, “Herfried Münkler’in bizi gördüğü gibi, bir ‘merkezdeki güç’ olarak, aracılık eden bir güç olarak Almanya, Avrupa politikası için ortak bir rota bulmalıdır.” dedi.

Gaulland, ardından, Münkler’in Otuz Yıl Savaşı üzerine kitabından, onun “değerlere dayalı bir dış politika”yı reddetmesini onaylayan bir alıntı yaptı. Kitabında başında, şu şaşırtıcı açıklama yer alıyor: “Otuz Yıl Savaşı örneğinden, değerlere koşulsuz bağlılığın yıkıcı sonuçları hakkında bir hayli şey öğrenilebilir.”

“Değerlere bağlı” bir dış politikanın reddedilmesinin pratikte ne anlama geldiği, Münkler’in Humboldt Üniversitesi’nden çalışma arkadaşı olan ve AfD tarafından övülen Jörg Baberowski tarafından dört yıl önce açıkça ortaya konmuştu. Baberowski, Ekim 2014’te, Alman ordusunun Ortadoğu’daki müdahaleleri ile ilgili olarak şunları belirtmişti: “Eğer insan teröristlerin yaptığı gibi rehineler almaya, köyleri yakmaya, insanları asmaya ve korku ve terör yaymaya razı değilse; eğer bu tür şeyleri yapmaya hazır değilse, böylesi bir çatışmayı asla kazanamaz. Onun bütünüyle dışarıda kalması daha iyidir.

Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei), o dönemde, Alman militarizminin yeniden canlanmasının arkasındaki nesnel itici güçleri çözümlemiş ve şu uyarıda bulunmuştu: “Savaş sonrası dönemin, Almanya’nın Nazilerin berbat suçlarından ders almış ve ‘Batı’ya ulaşmış’; barışçı bir dış politika benimsemiş ve istikrarlı bir demokrasi geliştirmiş olduğu propagandasının yalan olduğu açığa çıkmaktadır. Alman emperyalizmi, içerideki ve dışarıdaki tüm saldırganlığıyla, tarihsel olarak oluşmuş haliyle gerçek yüzünü bir kez daha gösteriyor.”

Bu değerlendirme, büyük koalisyonun gerici politikaları ve AfD’nin siyaset kurumuyla bütünleştirilmesi eliyle doğrulanmıştır. Egemen seçkinlerin militarizm ve savaş programlarını yeniden faşist yöntemlere başvurarak uygulamasını engellemek için, işçiler ve gençler arasında yükselen muhalefetin bilinçli bir siyasi temelde harekete geçirilmesi gerekiyor. Sosyalist Eşitlik Partisi’nin ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin inşası yoluyla sosyalist bir program uğruna aktif bir mücadele, acil bir gerekliliktir.

Johannes Stern