İtalya: Mussolini’den sonraki en sağcı hükümet

Peter Schwarz
29 Mayıs 2018

İtalya, Mussolini’nin 73 yıl önce devrilmesinden beri en sağcı hükümetin kurulmasıyla karşı karşıya. Pazar günü, Beş Yıldız Hareketi (M5S) ve aşırı sağcı Lega, ortak bir hükümet programı ve başbakan (Beş Yıldız’a yakın hukuk profesörü Giuseppe Conte) konusunda anlaştı. Devlet Başkanı Sergio Mattarella, şimdi, koalisyona hükümet yetkisi verip vermemeye karar verecek.

Hükümet programı, Lega’nın yabancı düşmanı onayını taşıyor. Yüz binlerce sığınmacı, Afrika ve Ortadoğu ülkelerine sınır dışı edilecek. Onlar, bu amaçla, 18 aya kadar gözaltı merkezlerinde tutulacaklar. Lega’nın başındaki Matteo Salvini, bu kitlesel sınır dışı işlemlerinin sorumluluğunu yeni içişleri bakanı olarak şahsen almak istiyor.

Lega, Avrupa düzeyinde işbirliği yapan diğer aşırı sağcı partiler gibi, giderek artan devlet yetkilerini meşrulaştırmak ve tüm işçi sınıfının demokratik ve sosyal haklarına saldırmak için, göçmen karşıtı söylemi, sığınmacılara yönelik zulmü ve şovenist bir histeriyi kullanıyor.

Avrupa medyası ve her renkten politikacılar, koalisyonun sözde bir temel gelir uygulama ve emeklilik yaşını çarpıcı biçimde arttıran önceki emeklilik reformlarını kısmen kaldırma planı hakkında yaygara kopardılar. Onlar, bunu, işçi sınıfına yönelik durmadan artan saldırıları gerekçelendirmeye hizmet eden avro bölgesi istikrar kriterlerine bir saldırı olarak görüyorlar.

Fransa Maliye ve Ticaret Bakanı Bruno Le Maire, “eğer yeni hükümet kamu borcuna, bütçe açığına ve bankaların yeniden yapılandırılmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeme riskini göze alırsa, o durumda avro bölgesinin mali istikrarı tehlikeye girer.” uyarısında bulundu. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Valdis Dombrovski ise, partileri, bütçe disiplinine uymaya çağırdı.

Lega ile M5S’nin, işçi sınıfı ile sermaye arasındaki çatışmada sermayeden yana olduğuna kuşku yok. Onlar, sadece, her zaman Avrupa Birliği’ne sadık kalmış olan önceki İtalyan hükümetlerinden daha saldırgan bir milliyetçi yol izliyorlar. Yeni hükümetin Donald Trump’tan ilham alan sloganı, “Önce İtalya”dır.

Yeni hükümet programındaki önemli bir nokta, tüm gelir dilimlerine aynı oranda vergi uygulanması. Şu anda yüzde 23 ile yüzde 43 arasında olan kazanca bağlı gelir vergisi ile kurumlar vergisi, yüzde 15’e indirilecek. Yalnızca aile geliri 80.000 avronun üstünde olanlar yüzde 20 vergilendirilecek.

Böylesi radikal bir vergi indirimi uygulamayı, şimdiye kadar, sadece, Doğu Avrupa’da kapitalist restorasyon sürecindeki neoliberal hükümetler göze almışlardı. Bu, zenginlere ve şirketlere büyük bir nakit bağışı anlamına geliyor. Daha yüksek gelir sahiplerinin yoksul gelir sahiplerinden daha fazla vergi ödemesini gerektiren artan oranlı gelir vergisi, uzun süredir, sınıfsal uzlaşmazlıkları azaltmak amacıyla, toplumsal adaleti sağlamanın önemli bir aracı olarak görülüyordu.

Tüm gelir düzeylerine aynı oranlı vergi projesi ve sığınmacılara yönelik cadı avı, yeni hükümetin sınıfsal karakterinin belirtisidir. Lega ve M5S, özellikle yoksul toplumsal tabakaların düzen partilerine yönelik öfkesini popülist sloganlar kullanarak kendi yararlarına harekete geçirebilmiş olsalar da, kesin bir şekilde, işçi sınıfının taleplerini mülkiyetlerine yönelik bir tehdit olarak gören sermayenin ve varlıklı orta sınıf tabakaların kampındalar.

Lega, kökensel olarak ülkenin yoksul güneyine para aktarımını durdurmak için zengin kuzeyin ayrılmasını savunan ayrılıkçı Lega Nord’dan [Kuzey Birliği] çıkmıştı. M5S ise, kapitalist özel mülkiyete el uzatmayı reddetmesini, uzun bir süre boyunca “ne solcu ne sağcı” olduğunu söyleyerek gizlemişti ama artık gerçek yüzünü gösteriyor. İki yıl önce, M5S’nin adayı Virginia Raggi, başkent Roma’da belediye başkanlığını kazandığında, kısa süre içinde, haklarında atıp tuttuğu eski partiler gibi yolsuzluğa bulaşmış ve suç çevrelerine bağlı olduğunu kanıtladı.

Yeni hükümet, vergi indirimlerini, “bürokrasinin ortadan kaldırılması” sloganı altında devlet memurluğunda yapacağı radikal bir kesinti yoluyla finanse etmeyi planlıyor. Başbakanlığa aday gösterilen ve medya tarafından siyasi olarak tertemiz bir hukuk profesörü olarak resmedilen Giuseppe Conte, “bürokrasiyi azaltma” konusunda bir uzman olarak görülüyor. Conte, aslında kamu yönetimi bakanı olacaktı ancak M5S’in başındaki Luigi Di Maoi ve Lega’nın şefi Matteo Salvini hangisinin bu makamı alması gerektiği konusunda anlaşamadıkları için öne çıktı.

Daha yakından incelendiklerinde, Avrupa başkentlerinde öfkeyle karşılanan bu sosyal reform önerilerinin sahte oldukları ortaya çıkmaktadır. Örneğin, planlanan “temel gelir”, hiç de “koşulsuz” değil. Bu, yalnızca İtalyan pasaportlu iş arayanlara verilecek ve düşük ücretli çalışmayı kabul etmemeleri durumunda hemen geri alınacak. Dolayısıyla, Almanya’da 2003’te uygulamaya konan Hartz “reformları” ile aynı işlevi yerine getirecek. Bunlar, aynı zamanda, gerçekte büyük bir düşük ücret sektörü yaratmak için bir kaldıraç işlevi görürken, aşağılayıcı sosyal yardımların yerini sabit bir gelir vergisinin alması olarak pazarlandılar.

Emeklilik yaşının düşürülmesine gelince; bu vaadin yerine getirilip getirilmeyeceği son derece kuşkulu ve eğer getirilirse, yalnızca, emeklilik maaşı düzeylerinde büyük kesintiler yoluyla yapılabilir. Birçok yorumcu, mali piyasaların Lega’ya ve M5S’ye uygulanacak, onların karşı koyamayacakları bol miktarda baskı aracına sahip olduğuna dikkat çekiyorlar. Örneğin, İtalyan hükümeti tahvilleri, faiz oranları ve enflasyon üzerindeki risk primlerinde bir artış, özellikle Lega’nın ve M5S’nin küçük burjuva tabanını vuracak.

Di Maio ve Salvini, koalisyon görüşmeleri sırasında, avro mali piyasalardan gelen basınç altında gerilemeye başlarken, en radikal taleplerinin ikisinden (200 milyar dolarlık bir borç ertelemesi ve avrodan olası bir çıkış) çoktan vazgeçmişlerdi. Göreve başlaması durumunda, yeni hükümetin işçi sınıfı ile ciddi çatışma içine girmesi yalnızca zaman meselesidir.

Böylesi sağcı bir hükümetin kıtadaki en büyük üçüncü ekonomisinin yönetimine yükselmesi, egemen sınıfın Avrupa genelindeki sağa kayışının bir parçasıdır. Bunun sorumluluğu Avrupa Birliği’ne (AB) aittir. AB, mücadele etme iddiasında olduğu milliyetçi ve merkezkaç güçler üretmektedir. Brüksel’den gelen kemer sıkma talimatları, sağcı popülistlerin önünü açmıştır. 2,3 trilyon dolarlık bir borç yükünün altında olan İtalyan ekonomisi, sert kemer sıkma önlemlerinin bir sonucu olarak, 20 yıldır durgunluk içinde. Her on yetişkinden ve her üç gençten biri işsiz.

Bu kemer sıkma önlemleri, sözde “sol” partiler (PD-Demokratlar, onların sahte sol uzantıları ve sendikalar) tarafından dayatılmıştı. PD’nin başkanı ve eski başbakan Matteo Renzi, yeni koalisyon hükümetine, programını “herkese patlamış mısır” diye alaya alarak, sağdan saldırdı.

İtalya’da böylesi bir sağcı hükümetin iktidara gelmesiyle birlikte, Avrupa’daki çelişkiler şiddetlenmeye devam edecek. Sonradan AB haline gelen birliğin kurucu üyesi olan bir ülke, Macaristan’ın, Polonya’nın ve Avusturya’nın ardından milliyetçi bir yola giriyor. Bu, kıtayı, kıta halklarının çıkarları doğrultusunda kapitalist bir temelde birleştirmenin imkansız olduğunu doğrulamaktadır. İşçi sınıfının sosyal ve demokratik haklarını savunabilmesinin ve kıtanın milliyetçiliğe, diktatörlüğe ve savaşa dönmesini önleyebilmesinin tek yolu, güçlerini uluslararası ölçekte birleştirmesinden ve sosyalist bir program, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadele etmesinden geçmektedir.