İrlanda’daki kürtaj oylaması: Gericiliğe karşı bir darbe

Patrick Martin
30 Mayıs 2018

İrlanda’da kürtaj hakkı üzerine düzenlenen referandumundaki ezici “Evet” oyu (1.429.981 “Evet”; 723.632 “Hayır”), hem İrlanda işçi sınıfı hem de demokratik hakların dünya çapında savunusu açısından son derece önemli bir zaferdir. Yüzyıllardır Roma Katolik Kilisesi’nin Ortaçağ’a ait geriliğinin egemenliği ile eşanlamlı olan, daha 20 yıl öncesine kadar doğum kontrolünün ve boşanmanın yasadışı olduğu bir ülkede, katılımın yüksek olduğu referandumda oy verenlerin üçte ikisi kürtajın yasallaşmasını destekledi. Bu, Avrupa’nın resmi burjuva partilerinin tamamı sağa kayarken, işçi sınıfının ve orta sınıf kesimlerin sola yöneldiğinin bir kanıtıdır.

Geçtiğimiz Cuma günkü oylama, İrlanda anayasasındaki, doğmamış bir cenine gebe bir kadının yasal haklarını vererek kürtajı resmen yasaklayan Sekizinci Değişiklik’i yasalaştıran 1983 referandumunun kesin bir iptalidir. Katolik hiyerarşisinin ve İrlanda’nın büyük partilerinin desteklediği o referandum, ikiye bir oranla geçmişti. Sekizinci Değişiklik’i iptal etme referandumuna Katolik hiyerarşisi tarafından karşı çıkılıyordu ancak piskoposlar, Kilise’nin yanılmazlık ve ahlaki üstünlük iddialarını paramparça eden bir dizi büyük skandal nedeniyle, baskın bir kamusal rolden kaçındılar. Bu skandallar, rahiplerin cinsel tacizlerini, manastırlardaki kadınların köleleştirilmesini ve kırsal Tuam’da onlarca yıldır “gayri meşru” doğmuş ve evlenmemiş anneler için bir Katolik bakımevinin lağım çukuruna atılmış en az 800 çocuğa ait bir toplu mezarın bulunmasını kapsıyordu.

Büyük burjuva partilerinin tamamı (Fine Gael, Fianna Fail, İşçi Partisi ve Sinn Fein) resmi olarak “evet” oyunu desteklemiş olsa da, Fine Gael ile Fianna Fail derin bir şekilde bölündü. Her durumda, gözlemcilerin belirttiği gibi, bu partiler kürtajın yasallaşması kampanyasına öncülük etmiyor; büyük bir yeni seçmen akışında, “evet” kampanyasına internetten yapılan kitlesel bağışlarda ve gençler, özellikle de genç kadınlar arasındaki coşkulu katılımda dışavurulan bir halk hareketinin peşinden gidiyorlardı.

Oylama çizelgeleri, 40 seçim bölgesinden yalnızca birinin, Kuzey İrlanda sınırındaki Donegal’in, kıl payı çoğunlukla “hayır” oyu verdiğini gösteriyordu. Roscommon ve Mayo gibi en kırsal ve muhafazakar bölgeler bile, çoğunlukla “evet” oyu verdi. Sandık çıkış anketleri, kürtaj hakkına olan desteğin, 65 yaş üstü dışındaki tüm yaş grupları arasında (gençler arasında “evet” oyu yüzde 80 ya da üstü) ve kent, varoş ve kır seçmenleri içinde çoğunluk kazandığını ortaya koyuyor. İrlandalı çiftçilerin yüzde 52,5’i, her bir “evet” oyunu günah çıkarma ve tövbe gerektiren bir günah olarak damgalamış olan Katolik Kilisesi’ne kafa tuttu.

İrlanda’daki kamuoyu görüşünde değişikliğe yol açan kısa ve uzun dönemli toplumsal etmenler söz konusudur. İrlandalı bir yorumcunun belirttiği gibi, Sekizinci Değişiklik’i iptal etme kampanyasına gençlik öncülük etti: “Bu kampanya, büyük ölçüde, İrlanda’yı terk etmek için iyi bir nedeni olan bir kuşak tarafından kazanılmıştır. Bu, büyük bir banka borcu olan; kendisine hiç iş olmadığı söylenmiş; ücretleri ve sosyal ödenekleri kesilmiş; açıkça, tatlılıkla bir başka yere gitmesinden büyük memnuniyet duyulacağı söylenmiş 2008 kuşağıdır.”

İrlanda’daki gerçek ücretler, “Celtic Kaplanı” olarak İrlanda’ya ilişkin yaygın yanılsamalara son veren 2008 mali çöküşünden sonra dibe vurdu ama 2012’den sonra kısmen toparlandı. Bu arada, hayat pahalılığı sürekli artmaya devam etti. Ülke nüfusunun dörtte birinin yaşadığı Dublin, şu anda Londra’dan daha pahalı bir yerdir. İrlanda’daki ekonomik eşitsizlik, tüm büyük kapitalist ülkelerde olduğu gibi, daha önce tanık olunmadık düzeylere yükselmiştir. Zenginler ile nüfusun geri kalanı arasındaki uçurum, İngiliz-İrlandalı büyük toprak sahipleri ziyafet çekerken onlardan toprak kiralayan köylülerin açlıktan öldüğü 1847-48’deki Büyük Kıtlık’tan beri, bu kadar büyük olmamıştır.

Bununla birlikte, İrlanda’daki oylamada dışavuran, uzun dönemli ve daha temel bir başka toplumsal dönüşüm söz konusudur. Bir zamanlar ezici çoğunlukla yoksul çiftçilerden, büyük kısmı da toprak sahiplerinin ve rahiplerin merhametine kalmış kiracılardan oluşan bir ülke olan İrlanda, geçtiğimiz yarım yüzyılda bir sanayi kalkınma ve ekonomik modernleşme yaşamıştır. 1960’da, İrlanda’nın 2,8 milyonluk nüfusunun yüzde 54’ü kırda yaşarken, sadece yüzde 46’sı kentsel bölgelerde yaşıyordu. 2018’de ise, İrlanda’nın 4,8 milyonluk nüfusunun yüzde 67’si kentlerde yaşarken sadece yüzde 33’ü kırsal bölgelerdedir. Dönüşüm, ham rakamlarla daha da dikkat çekicidir: İrlanda’nın kent nüfusu, 1960 yılındaki 1.288.000’den 3.216.000’e yüzde 150 artarken, kırsal nüfus, aynı dönemde, 1.512.000’den 1.684.000’e sadece yüzde 11 artmıştır.

Fabrikalara, bürolara ve araştırma merkezlerine sermaye yatırımı akışının sınıfsal anlamda neyi ifade ettiği açıktır: dikkate değer devrimci bir tarihe sahip olmasına rağmen bir zamanlar İrlanda’da görece küçük bir azınlık olan kent işçi sınıfı, artık ülkedeki en büyük toplumsal güçtür; Katolik Kilisesi’nin uzun bir süre egemen olduğu kırlardaki toprak kiracıları ve çiftçiler bir azınlık haline gelmiştir. Modern kapitalist toplumdaki tüm sınıflar içinde, demokratik hakların savunusunun tabanını oluşturan sınıf, işçi sınıfıdır.

İrlanda, geçtiğimiz çeyrek yüzyılda, halkın Kilise önünde el pençe divan duran burjuva partilerine baskın çıkmasına olanak sağlayan bir dizi referandumda, doğum kontrolünü, boşanmayı, eşcinsel evliliğini ve şimdi de kürtajı yasallaştırmıştır. New York Times’ın Pazartesi günü belirttiği gibi, “İrlanda’ya uzun süredir egemen olan dinsel otorite karşısında sessizlik ve itaat kültürü ortadan kalkmıştır.”

Bir zamanlar Batı Avrupa’daki en geri ülke olan İrlanda’da demokratik haklarda kaydedilen ilerlemeler ile dünyanın en zengin ve en güçlü kapitalist ülkesi ABD’deki haklara yönelik cepheden saldırı arasındaki karşıtlık öğreticidir. Referandumdan önce taslak biçiminde sunulmuş olan yasa İrlanda parlamentosu tarafından kabul edildiğinde, küçük kasabalardaki ve kırsal bölgelerdeki kadınlar, kürtaj dahil, üreme sağlığı hizmetlerine erişime, ABD’nin benzer bölgelerinde yaşayanlardan daha fazla sahip olacak.

Guttmacher Enstitüsü’ne göre, 2014 yılında, ABD’nin ilçelerinin yüzde 90’ında, üretken yaştaki kadınların yüzde 39’una kürtaj hizmeti verilmiyordu. Buna, Missouri’deki ilçelerin yüzde 99’u, Dakota eyaletleri ile Kentucky’dekilerin yüzde 98’i, Arkansas’takilerin yüzde 97’si ve Wisconsin’dekilerin yüzde 96’sı dahildi. Kürtaj hizmetine gerek duyan kadınların dörtte biri, bir klinik bulmak için en az 40 kilometre yolculuk yapmak zorundaydı. Teksas’ın ve Büyük Ovalar’ın kimi yerlerinde, gidilmesi gereken mesafe yüzlerce kilometreyi bulmaktadır.

Kürtaj hakkı, eyalet yönetiminin tek yerel hastane Katolik bile olsa onların hastanelere bağlanması gibi koşullar dayatarak klinikleri rahatsız etmesi ve kadınların önüne kürtaj işlemine başlamadan önce “danışma” için çok sayıda ziyaret yapma zorunluluğu gibi engeller çıkarma yoluyla, el altından tahrip ediliyor. En son Trump yönetimi tarafından, Obamacare gibi devlet bağlantılı sigorta planlarında kürtaj hizmetini kapsamamaları için sigorta şirketlerine büyük basınç uygulanmaktadır. Medicaid bu işlemi karşılamayacak. Bu arada, en büyük kürtaj hizmeti sağlayıcısı olan Planlı Ebeveynlik sistematik bir saldırı altında.

Demokratik haklara yönelik bu saldırı, öncelikle işçi sınıfı kadınlarını etkilemektedir. Yüksek gelire ve toplumsal konuma sahip kadınların, gereksinim duyduklarında kürtaj olma ya da diğer üreme sağlığı hizmetlerine erişme konusunda hiçbir sorunu yoktur. Bu, #MeToo kampanyasının hali vakti yerinde savunucularının Amerika’da kürtaj haklarının ortadan kaldırılmasına gösterdiği kayıtsızlığı açıklamaktadır. New York Times, New Yorker, televizyon kanalları ve Hollywood’un, milyoner aktrislere ve televizyon “kişilikleri”ne karşı varsayılan suçları saplantı haline getirirken, kendi bedenlerinin içinde ne olacağına karar verme temel hakkı yadsınan kadın işçilerin durumuna harcayacak zamanları yoktur.

Bu kayıtsızlık, medyadaki, İrlanda referandumuna ilişkin haberlere de yansımıştır. Bu gelişme, gazete başlıklarına bir gün sonra düştü; televizyon haber kanallarında ise zar zor yer aldı. Dünya Sosyalist Web Sitesi, bu konuya farklı bakmaktadır. Bu oylama sonucu, demokratik hakların ve modern toplumdaki tüm ilerici gelişmelerin savunusunun, işçi sınıfının bağımsız bir siyasi güç olarak harekete geçirilmesini gerektirdiği görüşümüzü pekiştirmektedir.

Yazar ayrıca şunu öneriyor:

Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde işçi sınıfı kadınlarının durumu

[9 Mart 2018]