İşçi sınıfı Julian Assange’ın özgürlüğü için harekete geçmeli!

4 Haziran 2018

ABD ordu ve istihbarat aygıtının suçlarını ifşa eden Julian Assange, yaklaşık altı yıldır, giderek artan oranda ağır ve riskli koşullar altında Ekvador büyükelçiliğinde kapana kısılmış bir şekilde Londra’da hapsedilmiş durumda. Assange, iki ayı aşkın süredir, ziyaretçi almadan, telefon görüşmesi yapmadan ya da internet erişimi olmadan, dış dünya ile her türlü bağlantıdan yoksun.

Bu suçun failleri, emperyalist devletler tarafından düzenli olarak “haydut rejimler” olmakla suçlanan ve askeri saldırı hedefi olan hükümetler değil; başta Britanya, Avustralya ve ABD olmak üzere bizzat emperyalist devletlerdir.

Ekvador’daki Lenin Moreno hükümeti, şu anda, Assange’ı dışarı atmak için Britanya ile aktif görüşme halinde. Moreno, geçtiğimiz yılki seçimlerin ardından, ABD ile bu gazeteciyi Washington’daki işkencecilere ve savaş suçlularına teslim etmeyi kapsayacak bir uzlaşma sağlamaya yöneldi.

Assange, dünyanın gözü önünde, askeri katliamları, suikastleri, gazetecilerin öldürülmesini ve CIA’in dünyanın dört bir yanındaki demokrasiyi baltama ve yıkma komplolarını gözler önüne serdiği için saldırıya uğruyor. O, insanların kendi hükümetlerinin ne iş çevirdiğini bilme hakkını ileri sürerek, gazetecilik mesleğini ciddiye almıştı.

Assange, çok tehlikeli olasılıklarla karşı karşıya bulunuyor. O, dünyadaki en güçlü devletlerin bazılarının ve en gerici çıkar çevrelerinin bir komplosu ile yüz yüze.

ABD’de, Demokratik Parti, WikiLeaks’e ve Assange’a yönelik zulmü, Ortadoğu’daki savaşta ve Rusya’ya karşı saldırganlıkta bir tırmanma talep etmek ve interneti sansürlemek için kullanılan Rusya karşıtı kampanyasının merkezine yerleştirmiş durumda. Bu iki hedef, Assange’a yönelik saldırıda birleşmektedir. Bu arada, önde gelen Cumhuriyetçiler, açıkça, Assange’ın Guantanamo Körfezi’ne gönderilmesi, hatta öldürülmesi çağrısı yapıyor.

Bununla birlikte, ABD ve Britanya Assange’ın tutukluluğunu gittikçe acımasız ve dayanılmaz hale getirirken, dünya politika sahnesine yeni bir güç girmiş durumda: onun savunusu için yeni olanaklar açan uluslararası işçi sınıfı.

Uluslararası işçi sınıfı, ABD’deki öğretmenlerden Kuzey Afrikalı kitlelere, Brezilya’daki kamyon şoförlerinden Fransa’daki demiryolu işçilerine ve gençliğe, Almanya’daki havayolu çalışanlarından Romanya’daki otomotiv işçilerine kadar, genişleyen bir toplumsal mücadele dalgasına girmiş durumda.

İşçi kitlelerinin eşitsizliğe, baskıya ve sınıfsal sömürüye karşı bu hareketi, mantığı gereği, demokratik hakların savunusu ve savaşa karşı mücadele ile bağlantılıdır.

ABD’deki öğretmenlerin son grev dalgası, internet erişiminin ve bilgi paylaşımının sınıf mücadelesinin gelişmesi için son derece önemli bir koşul olduğunu göstermiştir. Yalnızca işçi sınıfı demokratik hakların savunusu için önemli değildir; demokratik haklar işçi sınıfı için yaşamsaldır!

İşçilerin, mücadelelerini örgütlemek ve ileriye taşımak için, serbestçe iletişim kurabilmeleri, görüşlerini ifade edebilmeleri ve en önemlisi, gerçeği bilmeleri gerekiyor. Bu bağlantı bilince çıkarılmalı ve böylece, bir mücadelenin zemini haline getirilmelidir.

İşçi sınıfı mücadeleye girerken, başlangıçta Assange’ı bir kahraman olarak övmüş ve onun uluslararası bir kişilik olarak dikkat çekmesine yardımcı olmuş ama o zamandan beri ona bir parya muamelesi yapan örgütler arasında karşıt bir olgu ortaya çıkmış durumda.

Bu güçlerin tipik örneği, üst orta sınıfın sahte sol bakış açısını en özlü biçimde dile getiren Uluslararası Sosyalist Örgüt’tür (ISO). Kasım 2010’da İsveçli savcıların Assange’a yönelik düzmece tecavüz suçlamalarının ardından, ISO, “Neden WikiLeaks’in yanında duruyoruz?” başlıklı bir Assange savunusu yayınlamıştı. O, Assange’a karşı yöneltilen tecavüz suçlamalarını “sinik ve oportünistçe” diyerek mahkum ediyordu.

Makale, Tecavüze Karşı Kadınlar grubunun Guardian’da yayınlanan bir açıklamasından şu alıntıyı yaparak devam ediyordu: “Tecavüzü ve cinsel saldırıyı, kadınların güvenliği ile hiçbir ilişkisi olmayan siyasi gündemler için kullanma biçiminde uzun bir gelenek söz konusu. ABD’nin Güney’inde, siyah erkeklerin linç edilmesi, sıklıkla, bir beyaz kadına tecavüz ettikleri, hatta baktıkları gerekçesiyle meşrulaştırılmıştı.”

ISO, “Assange’a yönelik zulüm, hükümetin muhaliflere karşı savaşının parçasıdır.” sonucuna varıyordu.

Bu açıklama, artık, Assange’ı bütünüyle Amerikan ve Britanya devletlerinin insafına terk etmiş olan ISO’ya yönelik bir suçlama olarak durmaktadır. 2012’ye gelindiğinde, ISO, “Julian Assange tecavüz suçlamalarıyla yüzleşmeli” diyerek ve Assange’ı ve destekleyicilerini “tecavüz iddialarını ciddiye almayı reddetmek” ile suçlayarak, yaklaşımını değiştirdi.

ISO’nun tavrı, o zamandan beri budur. ISO, geçtiğimiz beş yıldır, Assange’ın tutukluluk hali üzerine tek bir açıklama bile yayınlamadı. Aynı değerlendirme, Fransa’daki Yeni Anti-Kapitalist Parti, Almanya’daki Sol Parti, Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri ve çok sayıda başka sahte sol örgüt için yapılabilir.

Hatta Intercept, Şubat 2018’de, Assange’a yönelik ağzı bozuk saldırılar yayınladı ve onu yalnızca “cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı” ile değil ama aynı zamanda “Musevi karşıtlığı” ile de suçladı. 2010’da WikiLeaks ile yakın bir şekilde çalışan ve 2013’te Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeleri yayınlayan Guardian ise, Assange’ı Ekvador büyükelçiliğinden çıkarmaya yönelik yalan kampanyasının en ön safında yer alıyor.

Peki, bu dönüşümün nedeni ne? Dönüm noktası, Libya savaşı ve ABD’nin Suriye’deki rejim değişikliği operasyonunun başlamasıydı. Bu gelişmeler, daha önce Irak’taki savaşa karşı çıktılarını iddia eden ve 2011’de Wall Street’i İşgal Et protestolarında olduğu gibi, toplumsal eşitsizliğe önem verir gibi yapan ayrıcalıklı üst orta sınıf partilerinin politikasında bir değişikliği haber veriyordu.

Sonraki dönemde, ISO gibi sahte sol gruplar, ABD’nin Ortadoğu’daki rejim değişikliği operasyonlarının en fazla ses çıkaran savunucuları haline geldiler ve yaşam tarzı ve cinsel kimlik sorunlarına saplandılar. Bu, kökenleri birçok yönden Assange’a yönelik komploda olan gerici #MeToo kampanyasında en yüksek noktasına ulaştı.

Kimlik politikası, hali vakti yerinde üst orta sınıf ile Amerikan emperyalizmi arasında her zamankinden daha doğrudan bir ittifak kurmanın aracı haline geldi. Avustralya’daki Sosyalist Alternatif, açıkça “tepkisel emperyalizm karşıtlığı”nı kınarken, “sol” akademisyen Juan Cole, “NATO bana gerek duyarsa, buradayım” diye ilan ederek, NATO’nun “Kaddafi’nin ölüm saçan rejiminden kurtulma” çabalarının “can ve servet kayıplarına değeceği”ni söyledi.

Julian Assange’ı savunma mücadelesi ve tüm demokratik hakların savunusu, emperyalizmin bütün bu orta sınıf propagandacılarına karşı olarak yürütülmelidir. Eğer Assange özgür olacaksa, onun özgürlüğünü sağlayacak olan işçi sınıfıdır. Assange, dünyanın dört bir yanındaki işçi ve gençlik kitleleri içinde çok daha güvenilir müttefikler bulacaktır.

Bu amaçla, Avustralya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP) tarafından son derece önemli bir inisiyatif geliştirilmiş durumda. SEP, Assange’ın özgürlüğü uğruna mücadeleyi yenilemek ve genişletmek için 17 Haziran’da Sidney’de bir gösteri çağrısı yapıyor. Bunu, WikiLeaks destekleyicilerinin 19 Haziran’da Londra’da ve başka kentlerde düzenlediği bir gece nöbeti izleyecek.

17 Haziran gösterisi, Avustralya hükümetinin Assange’a, bir yurttaşı olarak kullanabilmesi gereken haklarını vermesini ve onun, suçlamaya ve ABD’ye iade edilmeye karşı güvencelerle Avustralya’ya geri dönmesini sağlamasını talep edecek.

Tüm dünyadaki işçileri ve gençleri, Julian Assange’ı savunma uğruna uluslararası girişimleri desteklemeye, halka duyurmaya ve bunlara katılmaya çağırıyoruz.

Andre Damon