Singapur zirvesi ve artan savaş tehlikesi

15 Haziran 2018

ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore önderi Kim Jong-un arasında yapılan ve binlerce gazeteciyi canlı olarak tüm dünyayı bilgilendirmek için Singapur şehir devletine çeken görüşme, yakın tarihte en çok haber yapılan olaylardan biri oldu.

Görevdeki bir Amerikan başkanı ile bir Kuzey Kore önderi arasında tarihteki ilk yüz yüze karşılaşma olan zirve, tekrar tekrar “tarihi” olarak nitelendi.

Bununla birlikte, ABD, Kuzey Kore ve Çin ordularının üç milyon cana mal olan ve Kuzey Kore’yi bir enkaz halinde bırakan çatışmada bir ateşkes konusunda anlaşmalarından 65 yıl sonra hala resmi olarak savaş durumunda olan iki ülkenin önderleri arasındaki bu kısa görüşmenin nihai sonucunun ne olacağı belli değil.

Trump ve Kim tarafından imzalanan 400 kelimelik kısa ortak açıklama, iki ülke arasında “yeni ilişkiler” arama ve “Kore Yarımadası’nda kalıcı ve sağlam bir barış düzeni” kurma konusunda bir karşılıklı anlaşmayı ilan ediyor. Trump “KDHC’ye [Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti] güvenlik güvenceleri sağlamayı taahhüt eder”ken, Kim “Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan tam olarak arındırılmasına sıkı ve sarsılmaz bağlılığını tekrar teyit etti.”

Singapur bildirgesi, bunun dışında, belirtilen bu hedeflerin ve taahhütlerin nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin somut hiçbir şey sağlamadı.

Toplantının havası, Trump’ın Kim’i “ülkesini çok seven”, “çok yetenekli” ve “çok zeki” bir adam olarak övmesiyle birlikte, Trump’ın geçtiğimiz yıl Kuzey Kore önderi ile “küçük roket adam” diye dalga geçmesinden ve onun yoksul ve ezilen ulusunu “dünyanın daha önce görmediği… ateş ve öfke” ile “tamamen yok etmek”le tehdit etmesinden çarpıcı bir değişime işaret ediyordu.

Trump, zirveden sonraki bir basın toplantısında, Kuzey Kore’ye yönelik militarist politikasından küstah bir sosyopatın kayıtsızlığıyla söz etti. O, “Bunu yapmak benim için gerçekten bir onur, çünkü biliyorsunuz, potansiyel olarak 30, 40, 50 milyon insan kaybedebilirdiniz.” dedi.

Singapur zirvesinin, ABD’nin Kuzey Kore’ye yönelik savaş tehditlerinin yenilenmesinin ve tırmanmasının başlangıcı olmayacağının açıkça hiçbir garantisi bulunmuyor. Trump, anlamlı bir şekilde, Kim ile imzalamış olduğu belirsiz anlaşmayı somutlaştırma görüşmelerinin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a bırakılacağını açıkladı. Bolton, daha geçtiğimiz Şubat ayında, Wall Street Journal’da, bu ülkeye karşı kışkırtılmamış bir bombardıman harekatını gerekli gördüğünü belirtirken, Pompeo, CIA’in müdürü olarak, Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılmasının yolunun Kim Jong-un’a suikast düzenlenmesinden geçtiğini ileri sürmüştü.

Bolton, daha yakın dönemde, ABD ile Kuzey Kore arasındaki görüşmelerin, Muammer Kaddafi’nin kitle imha silahlarını yok etmeyi kabul etmesiyle başlayıp ABD destekli İslamcı milisler tarafından linç edilmesiyle son bulan “Libya modeli”ni izlemesini önerdi.

Washington’ın, ABD askeri saldırısı tehdidi altında ve ekonomik yaptırımlar karşısında silahsızlanma programları uygulayan ülkelerin üstesinden gelme sicili hiç de güven verici değildir.

Irak ve Libya, önderlerinin ölümüyle sonuçlanan ABD’nin rejim değişikliği savaşlarının hedefi oldular. Trump yönetiminin Tahran’ın büyük güçler ile yaptığı nükleer anlaşmayı tek taraflı olarak yürürlükten kaldırmasının ardından cezalandırıcı yaptırımların yenilenmesiyle karşı karşıya olan İran, Salı günü, Kuzey Kore’ye, Trump’ın Singapur anlaşmasını “eve dönmeden” iptal edebileceği uyarısında bulundu.

Washington’ın Kim Jong-un ile ilişkisine yön veren şey, Kuzeydoğu Asya’da herhangi bir barış arayışı şöyle dursun, onun önemsiz nükleer cephaneliğinden duyulan korku değildir. Tersine, Washington, ABD emperyalizminin bölgedeki çıkarlarını hem başlıca rakipleri Rusya ve Çin hem de Japonya gibi potansiyel rakipleri zararına ilerletmeye ve konumun güçlendirmeye çalışıyor. Hem Rusya hem Çin ile sınırı bulunan Kuzey Kore’yi bir ABD düşmanından bağımlı bir devlete dönüştürme, Pentagon ile Beyaz Saray’ın ufukta olduğunu ilan etmiş olduğu “büyük güç” çatışmalarına hazırlıkta önemli bir adımı temsil edecektir.

Trump, bu gayreti, Kuzey Kore’ye mümkün olan en kaba şekilde “fiske atmak” için gösterdi. O, Kuzey Kore önderine ve onun yardımcılarına, bir Hollywood yapım şirketi tarafından hazırlanmış olan ve Kuzey Kore’nin Amerikan kapitalizminin egemenliği altındaki refah içindeki geleceği (renkli gösterildi) ile ülkenin topyekün nükleer imhası alternatifini (siyah-beyaz sunuldu) karşılaştıran, bir aksiyon filmi fragmanı biçimindeki dört dakikalık bir klip gösterdi.

Zirvenin ardından düzenlenen basın toplantısında, ABD başkanı, Kuzey Kore’den, bir emlak geliştirme anlaşmasını tartışıyormuş gibi söz etti. Trump, “Örneğin, harika plajları var.” dedi ve şunları ekledi: “Bunu, toplarını okyanusta her patlattıklarında görüyorsunuz, değil mi? Kendi kendime, ‘Oğlum, şu manzaraya bak. Arkaya büyük bir mülk yapılmaz mıydı?’ diyor ve yanıtlıyordum: ‘Biliyorsun, bunu yapmak yerine, dünyadaki en iyi otelleri tam oraya yapabilirsin.’ Bunu bir emlak perspektifinden düşünün. Güney Kore’niz var, Çin’iniz var ve onlar ortada toprağa sahipler. Bu ne kadar kötü, değil mi?”

Trump’ın sözleri, bir New York City emlak spekülatörünün kaba ve yarı suçlu bakış açısını yansıtmakla birlikte, temel fikri iyi açıklıyordu.

Singapur anlaşması, ticari ortaklarına gümrük vergileri uygulayan ve hem Rusya hem de Çin ile askeri gerilimleri tırmandıran Washington’ın önderlik ettiği ticaret savaşının ve büyük güç çatışmasının yön verdiği küresel bağlamının dışında kavranamaz.

Trump, Singapur’a gitmeden, bu tür zirvelerin 1975’te başlamasından bu yana bir sonuç bildirisini imzalamayı reddeden ilk devlet başkanı olacak şekilde, Kanada’daki G7 zirvesini terk etmişti.

O ve yardımcıları, bunun ardından, görünüşte Washington’ın en yakın müttefiki olan Kanada Başbakanı Justin Trudeau’yu, 1930’ların faşist söylemini hatırlatan ifadelerle “kalleşlik etmek” ile suçlayıp onun için “cehennemde özel bir yer” ayrıldığını ilan ederek kınadılar.

Singapur’daki anlaşma, pekala, Almanya’daki Nazi rejiminin 1930’larda Polonya ve Rusya ile imzaladığı, karşılıklı saldırmazlık taahhüt eden ve ardından kısa sürede topyekün istilanın geldiği benzeri anlaşmaların örneğini izleyebilir.

Demokratik Parti’nin Trump’a muhalefetinin bütünüyle sağdan olması dikkate değerdir. Salı günü, Senato Azınlık Önderi Chuck Schumer, ABD başkanını, “acımasız ve baskıcı bir diktatörlüğe uzun süredir özlem duyduğu uluslararası meşruiyeti vermek” ile suçladı. O, konuşmasını, Trump’ı ABD’nin Güney Kore’deki askeri tatbikatlarını askıya aldığı için kınayıp bunu tam olarak “provokatif” diye tanımlayarak sürdürdü. Kuzey Kore ile gerçekten bir anlaşmaya varılması durumunda, Demokratların, tıpkı Trump’ın İran anlaşmasında yaptığı gibi, onu yırtmaya çalışacakları yönünde her türlü olasılık mevcuttur.

Trump’ın Singapur gezisinin altında, hiç de azımsanmayacak ölçüde, dikkatleri Washington’daki çok sayıda skandaldan ve Rusya’ya karşı daha sert bir tutum almamasına yönelik amansız saldırılardan başka yöne çevirme arzusu yatmaktadır. O, Kuzey Kore’ye yönelik nükleer savaş tehdidinden çark etme hilesinin ve askerleri Kore yarımadasından “eve” getirme ile ilgili muğlak söyleminin bile Amerikan halkının geniş kesimlerini etkilediğini bilmektedir.

Ancak ABD’yi ve dünya kapitalizmini saran krizin mantığı, dünya savaşına yönelmektedir. Bu tehdide karşı bir mücadele için tek uygun temel, işçi sınıfının kapitalizme karşı uluslararası ölçekte harekete geçmesidir.

Bill Van Auken