İşçi sınıfı ve göçmenlere yönelik küresel savaş

Bill Van Auken
25 Haziran 2018

Hem ABD'de hem de uluslararası alanda büyük bir öfke dalgası ile karşılaşan Başkan Donald Trump, Çarşamba günü, yönetiminin çocukları ABD'ye sığınan anne-babalarından ayırma politikasını iptal eden bir başkanlık kararnamesini imzaladı.

Muhafızların alayları eşliğinde hıçkırarak ağlayan ve çaresizce anne-babalarını çağıran gözaltındaki çocukların ses kayıtları ve annelerinin kucağından zorla alınan bebeklere ve onları tutmaya çalışan annelerin fiziksel olarak engellenmesine ve kelepçelenmesine ilişkin haberler, tüm dünyada nefret ve dehşet yaratmış durumda.

Kafesler içindeki çocuklara ait bu sahnelerin uzun süredir dünyadaki “en ileri kapitalist ülke” sayılan yerde yaşanıyor olması siyasi olarak son derece önemlidir. En az bunun kadar önemli olan, ABD Başkanı ile yardımcılarının bu politikaları doğrudan faşizmin söyleminden alınmış bir dille savunmasıdır. Göçmenlere, ABD'yi “istila etme”ye çalışan “hayvanlar” denmiştir ki bu sözcükler, Adolf Hitler ile Heinrich Himmler'in konuşmalarını andırmaktadır.

Trump'ın kararnamesi, onun yönetiminin göçmenlere yönelik “sıfır hoşgörü” politikasından geri adım attığı anlamına gelmiyor. Belgesi olmadan sınırı aşıp gelenlere suçlu muamelesi yapılacak; onlar, yargılanana, hapse atılana ya da sınırdışı edilene kadar, aileleri ile birlikte gözaltı kamplarında tutuklu kalacaklar.

ABD'deki göçmen işçilere yönelik Gestapo tarzı izleme artmaktadır. Göç ve Gümrük Koruma (ICE) birimleri, Salı günü, Ohio'daki bir et paketleme tesisini basıp 146 göçmen işçiyi sınırdışı ile karşı karşıya olacakları gözaltı tesislerine sevketti. Bu tür baskınlarda gözaltına alınan işçilerin sayısı, şimdiden, geçtiğimiz yılın tamamındaki sayının dört katını buldu.

ABD'deki göçmenlere yönelik saldırı, göçün Avrupa'da ve diğer ülkelerde giderek artan şekilde politikanın başlıca odağı haline geldiği küresel bir gelişmenin parçasıdır.

Çarşamba günü, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından her yıl kutlanan Dünya Sığınmacı Günü'ydü. BM'nin yayınladığı rakamlar, savaştan, şiddetten, zulümden ve baskıdan kaçmaya zorlanan insan sayısının, beş yılın rekorunu oluşturacak şekilde, 2017'de 69 milyonu bulduğunu gösteriyor. Bu insanların 16,2 milyonu geçtiğimiz yıl yerinden edilmiş ki bu, günde 44.000 kişinin evlerinden ayrılmak zorunda kaldığı anlamına geliyor.

Bu on milyonlarca erkek, kadın ve çocuk, ülkelerinin, başta ABD olmak üzere büyük emperyalist güçler tarafından uğratıldığı toplu katliamlardan, ekonomik yıkımdan ve toplumsal tahribattan kaçıyor.

Onlar, duvarlarla, dikenli tellerle, toplama kamplarıyla, zulümle ve günah keçisi haline getirilme ile karşılaşıyorlar.

Çarşamba günü, Macaristan'daki aşırı sağcı hükümet, ülkenin anayasasına Macaristan'ın “yabancı nüfus” kabul edemeyeceği maddesini dahil ederken, belgesiz göçmenlere yardım eden herkesin hapsedilmesini öngören bir yasayı geçirdi.

Avrupa'nın başka yerlerinde, önceki sosyal demokrat hükümetlerin ihanetlerinin ve uyguladıkları işçi sınıfı düşmanı politikaların yol açtığı boşluğu dolduran sağcı yönetimler iktidara gelmiş durumda. Örneğin İtalya'da, Beş Yıldız-Lega hükümeti aşırı kalabalık şekilde göçmenlerle dolu kurtarma gemisi Aquarius'un limana yanaşma hakkını reddetti ve ülkede bulunan yüz binlerce sığınmacıyı toplayıp sınırdışı etme tehdidinde bulundu.

Alman hükümeti, göç ve 20. yüzyılın en kötü vahşetlerini gerçekleştirmiş olanların dilini konuşan sağcı bir hareketin yükselmesi üzerine odaklanmış siyasi bir krizle uğraşıyor.

Tüm kıtada benzeri hareketler ortaya çıkıyor ve hükümetler Avrupa Kalesi'nin duvarlarını yükseltiyor.

Bu hükümetler, Trump gibi, aşırı sağcıların ırkçı ve yabancı düşmanı göçmen karşıtı politikalarını, yerli işçilerin işlerinin ve ücretlerinin savunusu olarak benimsiyor; göçmenleri “suç”un ve toplumsal çürümenin kaynağı gibi gösteriyorlar.

Bu iğrenç iddiaları destekleyen hiçbir kanıt yoktur. Onlar, yalnızca, işçi sınıfını bölmek ve onun bir kesimini, akıl almaz derecede zengin egemen seçkinler tarafından ücretlere, sosyal yardımlara ve temel sosyal hizmetlere ayrılmış kırıntılar uğruna diğerine karşı yarıştırmak anlamına gelmektedir.

İşçi sınıfının yaşam standartlarında her ülkede yaşanan krizin nedeni, servetin yaygın bir şekilde küçük bir mali aristokrasinin elinde toplanmasıdır. Salı günü yayınlanan bir rapor, “yüksek net değerli birey” denilen ve kolayca paraya çevrilebilir varlıkları 1 milyon dolar ya da üzerinde olanların sayısının, küresel ekonomik çöküşün yaşandığı 2008'den bu yana iki kattan fazla arttığını gösteriyor.

O krizden bu yana, tüm hükümetler, işçi sınıfına yönelik sert kemer sıkma önlemlerinden ve zenginler için sonu gelmez devler yardımlarından oluşan iki kulvarlı bir politika izliyorlar.

Göçmenlere yönelik vahşi ve yasaları hiçe sayan saldırılar, toplumsal eşitsizlikteki devasa artışla ve emperyalist savaşların kesintisiz tırmanmasıyla bağlantılıdır.

Göçmenlere yönelik saldırının küresel bir olgu olması, onun, basitçe, Trump'ın ya da Avrupa'daki ortaklarının faşist ideolojilerinin ürünü olmadığını ortaya koymaktadır. O, küresel ekonominin daha önce görülmedik bütünleşmesi ile giderek daha şiddetli çatışmaya giren, savaşı ve baskıyı üreten kapitalist ulus devlet sisteminin nesnel krizinin ve tarihsel iflasının tehlikeli ifadesidir.

Egemen seçkinlerin hiçbir kesimi göçmen işçileri savunmayacaktır. Demokratik Parti, Trump'ın kirli politikalarına yönelik kitlesel öfkeye uyarlanırken, onlarca yıllık göçmen karşıtı yasalar dolayımıyla, aynı politikaların altyapısını hazırlamıştır. Barack Obama, 2,5 milyon insanı sınırdışı ettiği için, “baş sürgüncü” ünvanını hak etti.

Demokratik Parti'nin sözde sol yüzü Bernie Sanders, sınırları açmaya karşı olduğunu belirtti, göçmen işçilerin sınırdışı edilmesini yerli işçilerin yaşam standartlarının yükseltilmesinin bir yolu olarak sundu ve bu yolla, faşist sağın ileri sürdüğü gerici anlatıyı destekledi.

Göçmenlerin ve sığınmacıların (ve tüm nüfusun demokratik haklarının) savunusunu gerçekleştirebilecek tek toplumsal güç, temel çıkarları ve hakları bu en fazla ezilen tabakaların yazgısına kopmaz biçimde bağlı olan işçi sınıfıdır.

Kısa süre önce Ohio'da gerçekleştirilen türde baskınların kaygı verici sonuçlarını hiçbir işçi gözardı edemez. İşçileri topluca fabrikalardan çıkarabilecek, gözaltına alabilecek ve seçtiği işçiyi götürebilecek güce sahip, askerileştirilmiş bir polis gücü oluşturulmuştur. Hedef, bugün göçmeler ama siyasi durumda bütünüyle öngörülebilir bir değişimle birlikte, yarın, hükümet ve işverenler tarafından “militanlar” ya da “sorun çıkaranlar” olduğu düşünülenler olabilir.

Göçmenlerin ve sığınmacıların savunusu uluslararası bir sorundur. O, yalnızca işçi sınıfının uluslararası ölçekte harekete geçmesi temelinde gerçekleşebilir.

İşçi sınıfı, dünyanın dört bir yanındaki egemen sınıflar tarafından sendika bürokrasilerinin desteğiyle teşvik edilen şovenist milliyetçiliğe karşı enternasyonalist ve sosyalist bir strateji geliştirmelidir. ABD'deki ve her ülkedeki işçiler, küresel ölçekte hareket edebilen kapitalist şirketlere karşı, yalnızca kendi mücadelelerini ulusal sınırların ötesinde birleştirdikleri ölçüde başarıyla mücadele edebilirler.

Bu, göç sorunu ile ilgili olarak, kapitalist politikacılar, partiler ve kurumlar tarafından yürütülen tüm resmi tartışma çerçevesinin uzlaşmaz reddi anlamına gelir. Uluslararası işçi sınıfının birliği, yalnızca dünyanın her yerindeki işçilerin, hiçbir baskı ya da sınırdışı korkusu olmaksızın çalışma ve seyahat etme hakkını da içeren tam vatandaşlık hakkıyla diledikleri ülkede yaşama hakkı uğruna mücadele yoluyla sağlanabilir.

Sosyalist Eşitlik Partisi, işçileri ve gençleri, göçmenlere yönelik saldırıya karşı, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını sağlayacak gösteriler dahil, mümkün olan en geniş şekilde acilen harekete geçmeye; gözaltıları ve sınırdışıları engellemeye yönelik mahalle ve işyeri eylemleri düzenlemeye çağırır.

ABD'deki Sosyalist Eşitlik Partisi, tüm dünyada Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi'ndeki yoldaşları ile birlikte, göçmen işçilerin karşı karşıya olduğu krize işçi sınıfının uluslararası birliği ve dünya sosyalist devrimi perspektifi temelinde sosyalist ve enternasyonalist bir çözüm bulmak için gerekli devrimci önderliği inşa etme mücadelesi veriyor.