Sığınmacılar Avrupa kapanına kıstırıldı

Johannes Stern ve Andre Damon
11 Temmuz 2018

Cuma günü, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Başbakan Angela Merkel’in Hristiyan Demokratik Birlik’i (CDU) ile kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) arasında görüşülen, sığınmacılara yönelik büyük bir baskıyı desteklemeyi kabul etti.

Anlaşma, Alman siyaset kurumunun, SPD ve CDU/CSU arasındaki “Büyük Koalisyon” hükümetinde temsil edilen partilerinin, faşist Almanya İçin Alternatif’in (AfD) ırkçı ve canice göç politikalarını benimsediğini gösteriyor.

Alman hükümeti, göçmenleri ağa düşürmesini tamamlamak üzere, sığınmacılar için Almanya içinde ve Avrupa genelinde büyük toplama kampları kurma konusunda anlaşmış durumda.

Ülke geneline kurulacak olan bu sözde “destek merkezleri”, potansiyel olarak on binlerce, hatta yüz binlerce insanı, 18 ay ya da daha uzun bir süre dikenli tel örgülerin arkasında ve polis gözetimi altında alıkoyacak.

Kamplar, onları kapana kıstırmaya yetecek kadar talihsiz olan erkeklerin, kadınların ve çocukların bütün temel demokratik haklarını ihlal edecek şekilde, temel yasal çerçevelerin dışında var olacaklar. Hapsedilenlere, sığınma haklarını istedikleri için suçlular gibi davranılacak ve en onur kırıcı ve insanlık dışı muameleye tabi tutulacaklar.

Hapsedilenlerin kendi isteklerine karşın alıkonulacağı yeni gözaltı merkezlerinin “kapalı kamplar” olmayacağını açıklayan Alman hükümeti, kendisini Almanya’nın önceki topluca hapsetme deneyimleri ile tarihsel benzerliklerden ayırmaya çalıştı.

Hükümet, suçlarını bürokratik ifadelerin arkasına gizliyor. En son AB zirvesinin kararları üzerine bir hükümet raporu, şunu belirtiyordu: “Tarama denetimlerinin arttırılmış kullanımı ve diğer akıllı sınır polisi yöntemleri, sınır yakınlarında bir EURODAC [Avrupa parmak izi veri tabanı] girişi ile saptanan ve Özel Ağırlama Tesisleri’nde hemen işleme tabi tutulabilecek insanların sayısını ciddi ölçüde arttırabilir.”

Alman hükümetinin planlarına göre, örtülü bir şekilde “sıcak noktalar” diye adlandırılan Yunanistan’daki ve İtalya’daki sığınmacı kampları, artık tüm Avrupa’ya genişletilecek. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in “Büyük Göç Planı”nın bir taslağı, “İtalya ile Yunanistan’daki ağırlama merkezleri, üye devletlerden yeterli personelle desteklenmeli ve genişletilmelidir.” diye belirtiyor.

“Sıcak noktalar”, “tarama”, “Büyük Plan.” Masum insanları topluca hapsetme için kullanılan bu iğrenç örtmece ifadeler, hapsedilenler için hazırlanmakta olan dehşetlerin sadece bir belirtisidir.

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung, Yunanistan’ın Midilli adasındaki bir AB “sıcak nokta” kampı olan Kamp Moria hakkında, “Dört ya da beş metre yüksekliğinde bloklarla içiçe geçmiş tellerle çevrili … Dikenli teller çitlerin üzerinde uzanıyor, tüm girişlerde, gözetleme kuleleri ve göğüslerinin üstünde sabitlenmiş silahları olan muhafızlar var.” diye yazmıştı. 7.500 insanın tıka basa doldurulduğu kampın içi de, Cenevre Sözleşmesi’nin ve temel insan haklarının askıya alındığı tam bir “cehennem”i andırıyor.

Seehofer’in böylesi dehşetleri “büyük plan” ve “destek merkezleri” olarak tanımlıyor olmasının nedeni, Hitler’in “nihai çözüm” ve “toplama kampları” ifadelerini çoktan kullanmış olmasıdır.

Büyük Koalisyon’un yeni sığınmacı planı, yasal bir boşlukta var olan hapishane kamplarının kurulmasına uygulanabilir temel sağlamaktadır. Koalisyon belgesi, planlanmış “geçiş prosedürü” sırasında, insanların “Almanya’ya yasal olarak girmiyor” olduğunu belirtiyor. Amerika’nın Guantanamo Körfezi hapishane kampına benzer bu gerici yasal kurgu ile birlikte, yasal olarak devlet toprakları olarak nitelendirilmeyen ve polise tam yetkinin verildiği fiili bir yasal boşluk oluşturan, ülke yasalarına tabi olmayan bölgeler kurulacak.

İnsan onuruna tam kayıtsızlık, insan haklarının en utanç verici şekilde ihlali, gitgide daha ürpertici suçları gizlemek için soğuk bürokratik dilin kullanılması... Bunların hepsinde 1930’ların pis kokusu bulunmaktadır.

“Mutti” [Almanca “anne”] Angela Merkel’in başkanlık ettiği sözümona “hoşgeldin kültürü”ünden ötürü Almanya için geçerli olan şey, tüm dünya için geçerlidir. İtalya’da, Matteo Salvini’nin neo-faşist hükümeti, Romanları kitleler halinde toplama hazırlığı olarak onlara yönelik bir nüfus sayımı gerçekleştiriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, göçmen çocuklar anne-babalarından koparılıp kafeslere kapatılıyor. Yunanistan’da, “radikal sol” Syriza hükümeti altında, Avrupa’nın her tarafından gelen sığınmacılar toplu gözaltı kamplarında toplanıyor.

Dünyanın her yerinde, her kapitalist ulus devletin gözeneklerinden, aynı pislik ve çürüme, aynı iğrenç suçluluk kokusu sızıyor. İsrail’in yüzlerce silahsız Filistinli göstericiyi öldürmesi açıkça savunuluyor ve ABD tarafından desteklenen Suudi Arabistan’ın binlerce Yemenli sivili katletmesi basitçe görmezden geliniyor.

Lev Troçki’nin 1930’lardaki sözcükleriyle, egemen sınıflar, dünyayı “iğrenç bir hapishane”ye dönüştürüyorlar.

Kapitalist partilerin bu canice politikaları, dünyanın dört bir yanındaki işçilerin ve gençlerin insani duyarlılıkları ile taban tabana zıtlık içindedir. ABD’de yüz binlerce insan Trump yönetiminin sığınmacılara yönelik barbarca muamelesine karşı gösterilere katılırken, Büyük Koalisyon’un faşistlerin sığınmacı politikasını benimsemesi Pazar günü Almanya genelinde on binlerce kişi tarafından protesto edildi.

Şimdi görev, tüm dünyadaki işçilerin insani ve demokratik duyarlılıklarını, toplumsal çıkarlarını ifade eden siyasi bir program ile birleştirmektir. Dünyanın her yerinde göçmenlerin ve sığınmacıların savunusu, savaşa, toplumsal eşitsizliğe, gerileyen ücretlere ve sosyal programlara yapılan saldırılara yönelik muhalefet ile birleştirilmelidir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Sozialistische Gleichheitspartei—SGP), ilk kez dört yıl önce, düzen partilerinin “Hitler kötü biri değildi” diyen Jörg Baberowski gibi akademisyenlerin resmi olarak teşvik edilmesi yoluyla neo-faşist politikayı benimsemesi tehlikesine dikkat çekmişti.

SGP, şimdi, insanlığı 1930’ların faşist lağımına geri sürüklemekte olan kapitalist sistemi yıkmayı amaçlayan sosyalist bir programın merkezi bir maddesi olarak sığınmacıları savunma mücadelesinde, bütün orta sınıf “solu” tarafından desteklenen Büyük Koalisyon’a karşı direnişi örgütleme mücadelesine önderlik ediyor.