Rusya, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük savaş tatbikatlarını başlatıyor

Alex Lantier
3 Eylül 2018

Bu ay, yüz binlerce Rus, NATO ve Çin askeri, Avrasya genelinde, düello tarzı savaş tatbikatlarında seferber edilecek. II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana Rusya'da ve Avrupa'da düzenlenen bu en büyük tatbikatlar, doğrudan doğruya nükleer silahlı güçler arasında bir çatışma tehlikesi oluşturan askeri çatışmaların ve gerilimlerin tırmandığı koşullarda gerçekleşiyor.

Bugün, Rus Donanması Ortadoğu'ya on yıllar içindeki en büyük konuşlanmasını gerçekleştirirken, bölgede sekiz günlük deniz-hava tatbikatlarını başlatıyor. Tatbikata, 25 gemi ve kıtalararası nükleer saldırı kapasitesine sahip Tu-160 stratejik bombardıman uçaklarını da kapsayan 30 uçak katılıyor. Rusya Savunma Bakanlığı, tatbikat bölgelerine girilmemesini önerdi ve buraları, “deniz ve hava ulaşımı için tehlikeli ilan etti.”

11 Eylül'de, Rusya ile Çin, Rusya'nın doğusundaki Baykal ötesi bölgede Vostok-18 (“Doğu-18”) tatbikatlarını başlatacak. Vostok-18, büyüklük olarak, Sovyetler Birliği tarafından II. Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirilmiş en büyük savaş tatbikatı olan 1981'deki Zapad-81'i bile geride bırakıyor. Tatbikata, Rusya'dan 300.000 asker, 1.000 uçak ve 36.000 araç; Çin'den ise 3.200 asker, 30 uçak ve 900 araç katılacak. Tatbikatta, Moğolistan birlikleri de yer alacak.

3 Eylül'de, 2.270 NATO askeri, Ukrayna'da, Rusya'nın sınırında, Rapid Trident 2018 tatbikatına katılacak. Ancak bu, muhtemelen Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana Avrupa'daki en büyük NATO savaş tatbikatı olacak olan Trident Juncture 2018 savaş oyunları için bir başlangıçtır. 25 Ekim ile 7 Kasım tarihleri arasında Norveç'te düzenlenecek olan Trident Juncture 2018 tatbikatına 40.000 NATO askeri, 130 uçak ve 70 savaş gemisi katılacak. Tatbikatın başını, daha önce tanık olunmadık şekilde 8.000 asker, 100 tank ve 2.000 savaş aracı ile katılacak olan Almanya çekecek.

Bu tatbikatların çapı, dünyanın dört bir yanındaki işçilere yönelik bir uyarıdır. Büyük güçlerin başkentlerinde, küçük bir devlet yöneticileri ve subaylar grubu, halkın arkasından, yeryüzünü yıkıma uğratacak ve milyarlarca insanı öldürecek savaşlar planlıyor. Bu tatbikatlar, on yıllardır ABD önderliğinde sürdürülen NATO savaşlarının yaratmış olduğu çeşitli parlama noktalarındaki gerilimler artarken ve NATO ile Rusya ve Çin arasında doğrudan bir çatışma tehlikesi açıkça tartışılırken gerçekleşmektedir.

Bu parlama noktaları arasında şunlar yer alıyor:

ABD ile Rusya'nın doğu sınırında bulunan ve Trump'ın geçen yıl “dünyanın daha önce tanık olmadığı türde ateş ve öfke”, yani nükleer savaş ile tehdit ettiği Kuzey Kore arasındaki görüşmelerin çökmesi. Washington şimdi, Güney Kore'deki askeri tatbikatları yeniden başlatabileceği tehdidinde bulunuyor. Ülkede geçen yıl düzenlenen ve Kuzey Kore'ye yönelik “önleyici” saldırıların pratiğinin yapıldığı tatbikatlara 23.000 ABD ve 300.000 Güney Kore askeri katılmıştı.

• Britanya istihbarat örgütünün, Suriye'nin İdlib bölgesinde, Washington, Londra ve Paris adına, geçtiğimiz Nisan ayındaki gibi kışkırtılmamış bir başka bombardımanı gerekçelendirecek bir provokasyon olarak, bir kimyasal saldırı hazırladığına ilişkin Rusya'dan gelen uyarılar. İdlib, NATO destekli İslamcı asilerin elindeki son kale. ABD güdümlü füze taşıyıcısı savaş gemisi USS Ross Akdeniz'e varır ve Rus filosu ile karşılaşırken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Batılı ortaklarımıza, ateşle oynamamaları yönünde güçlü bir uyarıda bulunduk.” dedi.

• Doğu Ukrayna'daki Rusya destekli ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti'nin önderi Aleksandr Zaharçenko'nun, dün düzenlenen bir bombalı terör saldırısında öldürülmesi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı, Kiev'deki NATO destekli Ukrayna yönetimi tarafından gerçekleştirilmiş bir suikast olarak gördüklerini açıkladı.

Savaş tehlikesinin başlıca sorumluluğu, başta ABD ve Batı Avrupalı büyük güçler olmak üzere, emperyalist devletlere aittir. Onlar, Sovyetler Birliği'nin Stalinist bürokrasi tarafından 1991'de dağıtılmasından bu yana geçen çeyrek yüzyıldan uzun süredir, Yugoslavya'dan Irak'a ve Suriye'ye, Afganistan'a ve ötesine kadar tüm Avrasya'da saldırgan askeri müdahaleleri tırmandırmışlardır. Washington’ın gerileyen küresel egemenliğini korumaya çalışırken başvurduğu bu savaşlar, milyonlarca insanın yaşamına mal oldu ve ülkeleri harabeye çevirdi.

Washington'ın Rusya'ya ve Çin'e yönelik tehditleri, onun “terörle mücadele” sürdürdüğü bahanesini bir yana bırakıp bu ülkeleri hedef olarak adlandırdığı yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni yayınladığı Ocak ayında açığa çıktı. Belgeyi tanıtan ABD Savunma Bakanı James Mattis, Rusya'yı ve Çin'i, ABD önderliğindeki dünya düzenini tehdit eden “revizyonist [mevcut durumu değiştirmeye çalışan] güçler” olarak damgalamış ve “ABD ulusal güvenliğinin başlıca odak noktası, artık terörizm değil, büyük güç rekabetidir” demişti.

Moskova ve Pekin, tatbikatlarının, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'ne ve ABD'nin dünya çapında artan askeri etkinliğine bir yanıt olduğunu açıkladı. Rus devlet medyası, tatbikatların Washington'a yönelik bir uyarı, “onların ulusal güvenlik stratejisine bir yanıt; hem Güney Çin Denizi'ndeki, Tayvan Boğazı'ndaki ABD ve NATO varlığına hem de... Rusya'nın Batı sınırında tanık olduğumuz sürekli asker konuşlanmasına bir karşılık” olduğunu söyleyen dış politika yorumcusu Mark Sleboda'dan alıntı yaptı.

Sleboda, açıkça, Moskova ile Pekin'in, “birini içine çeken herhangi bir nükleer çatışmanın doğallıkla her ikisini de kapsayacağını öngördükleri” için, olası küresel nükleer savaşa hazırlık amacıyla ortak füze savunma tatbikatları planladığını belirtti.

Çin Savunma Bakanlığı, tatbikatların “iki ülke arasındaki stratejik askeri ortaklığı güçlendirmeyi, iki ordu arasındaki dostluğu ve işbirliğini geliştirmeyi ve iki ülkenin güvenlik tehditleri ile başa çıkma ortak kapasitesini daha da arttırmayı” amaçladığını açıkladı.

Rusya-Çin tatbikatlarının çapı, emperyalist ülkelerdeki askeri stratejistlere ve egemen seçkinlere yönelik, Moskova'nın ve Pekin'in, topyekün bir nükleer savaşın eşiğinde olabileceklerine ciddiyetle inandığı yönünde bir uyarı olarak görünüyor.

Londra'daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun ve Paris'teki Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın ünlü uzmanı François Heisbourg, şu Tweeti paylaştı: “Bu yeni tatbikat, prestij için kullanışlı olabilecek boyutun ötesine geçmektedir. O, Rusya'nın aktif görevdeki askerlerinin yüzde 30'unu kapsıyor ve Rusya'nın savunma bütçesinin sıkışık durumda olduğu bir zamanda oldukça maliyetli olmalı. Bu, yalnızca, kapsamlı bir savaş olasılığı son derece yüksek göründüğünde bir anlam ifade eder.”

Brüksel Özgür Üniversite'den Jonathan Holslag, South China Morning Post'a, tatbikatların bir “caydırıcılık işareti” olduğunu anlattı ve şunları ekledi: “Bu, Moskova ile Pekin arasında hala çok sayıda güvensizlik olmasına rağmen, Moskova'nın, özellikle ABD ile ilişkiler istikrarsız olmaya devam eder ve Batı’nın yaptırımlarının etkisini hafifletmek için Çin'in mali desteğine gereksinim duyulurken, Çin ile birlikte çalışmaktan başka bir seçenek görmediğini gösteriyor.”

Moskova ile Pekin'in, her iki ülkedeki Sovyetler sonrası kapitalist oligarşilerin iflas etmiş milliyetçiliğinden kaynaklanan politikaları, emperyalist savaş yönelimine karşı koymada ileriye giden bir yol sunmamaktadır. Bu rejimler, uluslararası işçi sınıfının savaş karşıtı duyarlılığına seslenme becerisine sahip değiller. Onlar, emperyalist güçlerle, milyarlarca insanın yaşamına mal olabilecek topyekün bir savaş riski ile Moskova'nın “Batılı ortaklar” dediği ABD'ye ve müttefiklerine bir anlaşma için yalvarma arasında kararsız durumdalar.

Trump Avrupa'yı ticaret savaşı ile tehdit ederken, Moskova'nın NATO'yu bölme ve Avrupalı emperyalist güçleri Washington'a karşı yanına çekme konusunda bazı umutları olduğuna ilişkin belirtiler söz konusu. Aslında, Berlin, Moskova'nın Suriye üzerine, Türkiye ile Almanya'nın Avrupa Birliği'ni askerileştirme planlarındaki başlıca ortağı olan Fransa'yı kapsayan ve Washington'ı dışlayan görüşmeler önerisine açık olabileceğine işaret etti. Ancak bu plan iflas etmiştir. Çünkü o, AB ülkelerinin, NATO tatbikatlarının gösterdiği gibi Rusya'yı hedef alan kendi askeri aygıtlarını güçlendirmeye yüz milyarlarca avro akıtma planlarını desteklemeyi içermektedir.

20. yüzyılın başında olduğu gibi, rakip kapitalist hükümetler, bu kez nükleer silahların kullanılacağı bir dünya savaşının eşiğindeler. Bu savaş yönelimi, işçi sınıfının bilinçli müdahalesi dışında bir yolla durdurulamaz. Başlıca tehlike, halk kitlelerinin bu riskin yakınlığının farkında olmamasıdır. WSWS'nin, işçi sınıfı içinde, kapitalizm ve emperyalizm karşıtı bir perspektife dayalı uluslararası bir savaş karşıtı hareketin inşasının aciliyetine vurgu yapmasının nedeni budur.