World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Sol Parti federal seçimler için sağcı taslak programını sundu

Johannes Stern
23 Ocak 2017
İngilizce’den çeviri (18 Ocak 2017)

Berlin’de her yıl 15 Ocak’ta, yalnızca siyasi saygısızlık olarak nitelenebilecek tiksindirici bir gösteri gerçekleşiyor. Sol Parti’nin önde gelen üyeleri, Rosa Luxemburg ile Karl Liebknecht’in 15 Ocak 1919’da katledilmesinin yıldönümünde, bu büyük sosyalist önderlerin doğu Berlin’de bulunan Lichtenberg Mezarlığı’ndaki mezarlarına bir hac yolculuğu yapıyorlar. Bununla paralel olarak, Sol Parti’ye bağlı Junge Welt gazetesi, Alman Komünist Partisi (DKP) gibi çeşitli Stalinist örgütlerle birlikte, Rosa Luxemburg konferansı düzenliyor.

Bu gösteri, Sol Parti’nin ve onun sahte solcu uzantılarının, çok daha fazla sağa kaymaya hazırlanırlarken sağcı politikalarına “sol”, hatta sosyalist bir örtü sağlama amacına hizmet ediyor. Bu, özellikle bu yıl apaçıktı.

Katja Kipping, Bernd Riexinger, Sahra Wagenknecht ve Dietmar Bartsch, Luxemburg ile Liebknecht’in mezarlarına çelenk bırakmalarından sadece birkaç saat sonra, Sol Parti’nin Eylül ayında yapılacak federal seçimler için ilk taslak programını sundular.

Taslak programın ana hedefi, Sol Parti’yi, sosyal kesintiler ve savaş partileri Sosyal Demokratlar (SPD) ve Yeşiller ile koalisyon biçiminde federal düzeyde hükümet sorumluluğunu üstlenecek bir konuma getirmektir. Parti önderliğinin basın toplantısında, Bartsch, “biz zaten Bundestag’da (federal meclis) CDU/CSU (Hıristiyan Demokrat Birlik/Hıristiyan Sosyal Birlik) dışında bir çoğunluğa sahibiz.” dedi. O, birkaç hafta önce, “SPD’li bir başbakan seçme ve farklı politikalar izleme” teklifinde bulunmuş olduğunu ifade etti.

Bartsch, başlıca meselesinin, “öngörülebilirliği yeniden kurmak” olduğunu söyledi. Ona göre, Avrupa, “şimdiye kadarki en kötü kriz içinde” idi; mali krizin “üstesinden gelinemiyor”du; Brexit, bir gerçeklikti; “sağcı aşırılıkçı partilerin güçlenmesi” söz konusuydu ve güney ülkelerindeki genç işsizlik oranı, yüzde 50 etrafında dönüyordu. Dolayısıyla, “Avrupa’nın ana sanayi gücü Almanya’da, politikada bir değişim” ihtiyacı vardı. Bartsch, konuşmasını, “Tekliflerimizle savunduğumuz şey bu.” diye tamamladı.

Özetlemek gerekirse: İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana en derin kapitalist kriz ve Avrupa’da tırmanan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık koşullarında, Sol Parti, Alman kapitalizmini ülke içinde istikrara kavuşturmaya ve Almanya’yı dışarıdaki rakiplerine meydan okuyacak konuma getirmeye hazır durumda.

Taslak program, şu uyarıda bulunuyor: “Birçok insan, savaş, terörizm ve NATO devletleri ya da ABD ile Rusya arasında bir askeri çatışma tehdidi nedeniyle kaygılı ve güvensiz. Serbest ticaret, doğrudan yatırım, her zamankinden kıt kaynaklar uğruna rekabet ve iklim felaketinin sonuçları, ayaklanmalara, askeri çatışmalara ve insanların kıtalar arası kaçışına yol açıyor.”

Devamında, şöyle belirtiliyor: “Almanya, dünyadaki en zengin ülkelerden biri ve bu gelişmeler üzerinde güce ve etkiye sahip. Almanya Silahlı Kuvvetleri’nin Resmi Rapor’unda, Almanya’nın ekonomik, siyasi ve askeri önemi bağlamında, askeri alan dahil, dünya düzeninin şekillendirilmesine aktif olarak katılma iddiası öne sürülmektedir.”

Hiç kimse, taslak programın belirli noktalarında bulunan pasifist söyleme aldanmamalı. Sol Parti’nin Kızıl-Kızıl-Yeşil bir federal hükümetteki rolü, Alman militarizminin küresel sahneye geri dönüşünü “insani” söylemle örtmek ve bu tür bir politikanın halk muhalefetine rağmen uygulanmasına yardım etmek olacaktır. Taslak program, bu amaçla, şöyle diyor: “Hükümet ‘Almanya’nın dünyadaki sorumluluğu’ndan söz ettiğinde, biz, şunu söylüyoruz: bu, silahsızlanma ve çatışmaların barışçıl çözümü uğruna bir sorumluluk olmalı.”

Sol Parti’nin “Almanya’nın” küresel “sorumluluğu” çağrısı, devlet aygıtının büyük ölçüde güçlendirilmesine verilen destekle bağlantılıdır. Sol Parti, “Yurttaşa duyarlı polis” başlıklı bölümde, şunu iddia ediyor: “Birçok insan daha fazla güvenlik ve daha kolay ulaşılır bir polis gücü istiyor. Polis teşkilatındaki binlerce kadro, kamu harcamaları kesintilerine kurban gitmiş durumda. Bununla beraber, yurttaşların ulaşamadığı merkezi federal polis birimleri güçlendirilmiştir. Biz, personel açığının üstesinden gelmek istiyoruz.”

Program, ayrıca, kamu alanlarının yaygın şekilde gözetlenmesi ve internette siyasi sansür çağrısı yapıyor: “Biz, kamu alanlarında, yurttaşların güvenliğinin daha fazla personelle korunmasını istiyoruz. Genel olarak kamu alanlarında olduğu gibi, sosyal ağlarda da, sözle saldırılara, ajitasyona ve kişilik katline karşı korumalar uygulamalıyız.”

“Uğruna mücadele ettiğimiz gelecek: herkes için toplumsal adalet” başlıklı bölümdeki sözlerin, yazıldıkları kağıt kadar değeri yok. Bartsch, rahatlatıcı bir şekilde, partide, 1 milyon avronun üzerindeki gelire yüzde 75 vergi uygulanması yönünde bir fikir birliği olmasının ana nedeninin, bu önlemin tüm servet biçimlerine yönelik bir saldırı olmaması olduğunu belirtti. Bu, “son sayıma göre, yaklaşık 16.000 kişiyi etkileyecek”ti ve “muafiyetler” içeriyordu.

Böylesi ılımlı “sol” söylemler, partideki kimileri için aşırıdır. Partinin meclis grubu eski başkanı Gregor Gysi, partiye, bu tür açıklamaları yumuşatma çağrısı yaptı. O, Redaktionsnetzwerk Deutschland’a, “Bu vergi masallarını biliyorum. Bunlar Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından da söylenmişti ve Hollande başarısız oldu. Bu radikal gibi görünüyor ama sonuç sıfır.” diye konuştu.

Gysi’nin, milyonerlerin ve milyarderlerin gelirini ve servetini ciddi şekilde tehdit eden her önleme yönelik muhalefeti, Sol Parti’nin sağcı, işçi sınıfı karşıtı karakterini vurgulamaktadır. Aynı şey, Sahra Wagenknecht’ın sığınmacılara karşı öfkeli sözleri için de geçerlidir. Programın sunulduğu basın toplantısında, Wagenknecht, Der Stern’deki kötü şöhretli röportajı sorulduğunda, kendisini yüzsüzce savundu.

O, söz konusu röportajda, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i, geçtiğimiz ay Berlin Breitscheidplatz’ta gerçekleşen terör saldırısının “ortak sorumluluğu”nu taşımakla suçluyordu. Wagenknecht, “Ortak bir sorumluluk söz konusu ama [mesele] daha karmaşık.” diye belirtmiş ve eklemişti: “[Alman] sınırlarının kontrolsüz bir şekilde açılmasına ek olarak, polis kuşa çevrildi, ne personel ne de teknik donanım risk durumuna uygun.”

Wagenknecht’ın, polisin yetkilerinin büyük ölçüde genişletilmesi çağrısı, sığınmacılara karşı ajitasyonu ve Merkel hükümetine sağdan saldırması, aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) propaganda sloganlarına oldukça benziyor. AfD Eş Başkanı Frauke Petry, Focus dergisi ile yakın dönemdeki bir röportajında, şunları belirtmişti: “Bayan Wagenknecht ile uzlaştığımız noktalar var. Elbette hepsinde değil, bazı noktalarda. Örneğin, o, bütünüyle paylaştığım rasyonel bir analiz temelinde ulusal devlete desteğinin işaretini vermiş durumda. Ayrıca, Bayan Wagenknecht’ın, avronun Avrupa’ya zarar verdiği inancı, AfD’nin 2013’ten beri söylediği bir şey. Evet, bu uzlaşma noktaları konusunda mutluyum.”

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır