World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Erdoğan başkanlık diktatörlüğü için bastırırken mecliste kavga çıktı

Halil Çelik ve Alex Lantier
23 Ocak 2017
İngilizce’den çeviri (21 Ocak 2017)

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde ülkeyi başkanlık diktatörlüğüne dönüştürmeyi hedefleyen bir dizi anayasa değişikliğini dayatmaya yönelirken, dün mecliste yumruklu kavga çıktı.

Biri AKP’den ve biri Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) olmak üzere iki milletvekili, bağımsız milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kendisini konuşma kürsüsü mikrofonuna kelepçelemesinin ardından çıkan kavga sonrasında yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Nazlıaka, eyleminin, parlamentonun, önerilen anayasa reformlarının başkana sunacağı genel kurul yetkileri yoluyla kelepçelenmesine yönelik bir protesto olduğunu açıkladı.

Bununla birlikte, 18 maddelik anayasa değişikliği paketinin 12. maddesini dün [yazı yazıldığı sırada] kabul eden meclis, teklifleri oylamaya devam etti. Gereken 330 barajının üzerinde sadece 12 oy alarak kabul edilen 12. madde, cumhurbaşkanına olağanüstü hal ilan etme yetkisi veriyor.

Kanun tasarısındaki değişiklikler cumhurbaşkanının yasama ve yargı üzerindeki gücünü çok daha fazla genişletiyor. Maddeler cumhurbaşkanının yargılanmasını ve görevden alınmasını önemli derecede zorlaştırırken; ona kararname çıkarma, bakanları ve -yüksek yargı organlarının çoğunluğu da dahil- üst düzey devlet yetkililerini atama ve meclisi feshetme imkanı veriyor.

Erdoğan ve AKP, tasarıyı geçirmek için, faşist Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile birlikte çalışıyor. Tartışmalar sırasında AKP’li vekiller, sürekli olarak, iki muhalefet partisinin, Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve HDP’nin üyelerine saldırdı.

MHP’nin anayasa değişikliği paketini geçirmek için AKP ile birlikte çalıştığı suçlamalarını yasalcı bir şekilde reddetmesi yalnızca iki parti arasındaki yakın işbirliğini vurgulamaya hizmet ediyor. MHP lideri Devlet Bahçeli, Perşembe günü, meclisteki muhabirlere, AKP ve MHP olarak “Biz iki ayrı tüzel kişiliğiz. Bizim kendi üslubumuza göre, 'evet' diyeceğimiz söylemlerimiz olur" dedi.

Bahçeli, Erdoğan’ın önerdiği anayasa değişikliklerini, MHP’nin gelecekte AKP önderliğinde kurulacak bir hükümette sandalye sahibi olması kararlaştırıldığı için desteklediği haberlerini yalanladı. O, “Böyle bir soruya şu aşamada cevap verebilecek durumda değiliz… Çalışma yapıldığı sırada, gelecekle ilgili herhangi bir tasarrufta bulunulmamıştır, görüşler ileri sürülmemiştir.” dedi.

Bu arada AKP kaynakları da faaliyetlerini MHP ile birlikte yürüttüklerini onayladılar. Bir AKP kaynağı, Hürriyet’e, “Sahaya inerken, MHP’nin ne yapacağına da bakarız. MHP kendi kampanyasını yürütür ancak bir koordinasyon da sağlanır. Mükerrer işler yapılmaz.” dedi.

Muhalefet politikacılarının çaresiz manevraları, egemen sınıf içinde, Erdoğan’ın anayasa değişiklerinin temel demokratik hakların altını oyacağı ve diktatörlük yolunda önemli bir adıma işaret edeceği konusundaki yaygın farkındalığı yansıtıyor. Pazartesi günü, 62 eski Türk diplomatı, değişikliklere karşı bir açıklama yaptı. Onlar, “Böyle bir gelişmenin Türkiye Cumhuriyeti’ni, terör, ekonomik sıkıntılar ve savaş tehdidi altında bulunduğu bir dönemde, daha da ayrıştırarak, içeride ve dışarıda çok ciddi badirelerin içine atacağını görüyor ve bundan derin endişe duyuyoruz.” dediler.

Erdoğan’ın ve AKP’nin diktatörlük yönelimi, Türk burjuvazisinin karşı karşıya olduğu derin ve patlayıcı krizlerle bağlantılıdır. İşçi sınıfı içinde yükselen toplumsal muhalefetle ve Suriye’deki savaş üzerine NATO ittifakı içindeki emperyalist müttefikleriyle keskin anlaşmazlıklarla karşı karşıya olan Erdoğan, hem işçi sınıfına hem de Washington ile Berlin’in onun yönetimini devirme girişimlerine karşı kullanmak amacıyla bir dikta yönetimini güçlendiriyor.

Britanya’da ve İspanya’da grev eylemleri artarken, Avrupa çapında ve Türkiye’de işçi sınıfının atağa geçeceğine ilişkin artan işaretler var. Türkiye’de, 14 fabrikada, 2.200 kadar metal işçisi, şirketler (General Elektrik Grid Solution, Schneider Enerji, Schneider Elektrik ve ABB) ile sendika arasındaki toplu sözleşme pazarlığı sonuca ulaşmayınca greve çıkma kararı aldı.

Grev, başlangıçtan beri hükümetle yakın şekilde çalışan ve işçiler arasındaki muhalefeti engellemek için elinden geleni yapan Birleşik Metal İşçileri Sendikası’nın yardımıyla, hükümet kararnamesiyle 60 gün ertelendi. Bu karar, grevin "milli güvenliği tehdit edeceği" gerekçesiyle alındı. Bu karar, artan ekonomik ve siyasi krizin işçi sınıfının her zamankinden daha geniş kesimlerini mücadeleye yönelteceğinden korkan hükümetin grevleri engellemeyi hedeflediğini göstermektedir.

Turizm gelirleri Türkiye’deki artan terör saldırıları karşısında çöker ve Türkiye AB tarafından sürdürülen kemer sıkma önlemlerinin vurduğu Avrupa’daki başlıca ihracat pazarlarındaki ekonomik durgunluktan zarar görmeye devam ederken, Türk Lirası bir ABD dolarının 4 TL olduğu görülmemiş bir seviyeye doğru değer kaybediyor.

Erdoğan yönetimi, öncelikle, Türk ordusunun bazı kesimlerinin giriştiği ve Washington ile Berlin tarafından desteklenen 15 Temmuz başarısız darbe girişimi ile sendelemiştir. Akademisyenlerin, polislerin ve subayların tutuklanması ve işten atılması rutin hale gelmiş durumda. 15 Temmuz’dan bu yana, 43 bin kişi tutuklandı, bütün devlet kurumlarından ve üniversitelerden 95 bin kamu görevlisi atıldı.

Ankara Moskova ile bağlarını geliştirirken, onun NATO’daki ortaklarıyla ilişkisi çöküşün eşiğinde. En önemlisi ise, Suriye’deki savaş konusunda Ankara ve Moskova arasında varılan ve Türkiye’nin –başta ABD olmak üzere- NATO ortaklarını süreçten dışlayan anlaşmaydı. Rusya ile Türkiye, 23 Ocak’ta yapılması planlanan Kazakistan’daki Suriye barış görüşmelerinin ilk toplantısına önayak oldular ve Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yazgısı konusundaki anlaşmazlıklarını bir tarafa bırakmaya yöneliyorlar.

Ankara ve NATO’lu müttefikleri arasında tırmanan tartışma, II. Dünya Savaşı sonrası düzenin çöküşünün son derece ilerlemiş durumunu yansıtmaktadır. Türk egemen sınıfının Erdoğan’ın AKP’sinde temsil edilen bir kesimi, Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirerek, AB’deki geleneksel müttefikleri ve Obama yönetimi ile açık bir çatışma yoluyla, kendisi için daha iyi bir konum elde etme peşinde koşuyor.

AKP, NATO’dan ve AB’den uzaklaşırken, yeni Trump yönetimi ile daha istikrarlı ilişkiler geliştirebileceği umudunu besliyor gibi görünüyor ki bu, temelsiz olduğu görülebilecek bir umuttur. Her şeye karşın, AKP ve Türk ordusu, şu an için hala Rusya ile ilişkilerde ısrar ediyor.

Çarşamba günü, Türk ve Rus hava kuvvetleri, El Bab civarında IŞİD’e karşı ortak bir operasyon gerçekleştirdi ki bu, 1949’da kurulduğundan beri bir NATO üyesi için görülmemiş bir olaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, asıl olarak Suriye ve başarısız darbe girişimine ve PKK’ye verdikleri destek konusunda Obama yönetimine ve Avrupa Birliği’ne esip gürlediği ve tehditler savurduğu ayların ardından, Batı karşıtı atıp tutmalarını, bu kez Türkiye’nin ekonomik sorunları üzerinden sürdürdü.

Erdoğan, Perşembe günü, son dönemde ABD doları karşısında rekor seviyede değer kaybeden Türk Lirası’nın çöküşünden, Ankara’nın Batılı müttefiklerini sorumlu tuttu ve şunları söyledi: “Döviz kuru üzerinden ekonomimize darbe vuruluyor. Tüketicileri ve üreticileri tedirgin ederek, ekonomiyi yavaşlatmak için her yola başvuruyorlar. Yatırımları engellemek, yatırımcıları ürkütmek için her fırsat kullanılıyor. Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluş ülkemize karşı haksız ithamlar yöneltiyor, tavırlar ortaya koyuyor.”

Hükümet yanlısı Yeni Şafak gazetesinin Almanya bankası Deutsche Bank’ı Türk şirketlerine verilen kredileri vade bitiminden önce geri çağırarak “ekonomik terör” uygulamakla suçlamasının ardından, bankanın Türkiye birimi, gazetenin Almanya’nın en büyük bankasını terörle ilişkilendirmesinin “kabul edilemez” olduğunu belirten bir açıklama yayınladı.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır