Rajoy Barselona saldırısının ardından orduyu İspanya içinde konuşlandırma tehdidinde bulunuyor

Alex Lantier ve Alejandro López
22 Ağustos 2017

İspanya’daki sağcı Halk Partisi (PP) hükümeti, daha Barselona’da Perşembe günü gerçekleşen korkunç terör saldırısının ardındaki gerçekler saptanmadan, orduyu ülke içinde konuşlandırmak için bastırıyor. Bu, ordunun, ülkenin 1936’daki bir askeri ayaklanma ve üç yıllık kanlı bir iç savaşla iktidarı alan Francisco Franco’nun faşist rejimiyle yönetilmesinden bu yana, ilk kez İspanya içinde konuşlandırılması olacak.

Dün, İçişleri Bakanı Ignacio Zoido, artık terör alarmını İspanya’nın beş puanlık ölçeğinde dördüncü seviyede tutacağını ilan etti. Bununla birlikte,“çok yüksek ve yakın bir terörist saldırı tehlikesi”ne işaret eden ve ordunun ülke içinde konuşlandırılmasına izin veren Başbakan Mariano Rajoy’un PP hükümeti, terör alarmını beşinci seviyeye yükseltmeyi ele almak üzere savunma konseyini toplantıya çağırıyor.

İspanyol ordusu, şimdiden alarmı beşinci seviyeye çıkarmaya hazırlanıyor. El Confidencial, dün, Savunma Bakanı Dolores Maria Cospedal’ın, genelkurmay başkanlığına, birlikleri birkaç gün içinde İspanya içinde konuşlandırmaya “hazır olma” yönünde “somut emirler” verdiğini bildirdi. Cospedal, daha önce, COPE radyosu bir röportajında, terör alarmı seviyesinin beşe yükseltilmesi durumunda, “ordu müdahale eder ve bu bütünüyle normal olur.” demişti.

Ordunun İspanya içinde konuşlandırılması, Barselona’daki son katliam gibi saldırıları önlemeyi amaçlamayacaktır. Aksine, PP, sıkıyönetim ilan etmeyi ve İspanya’daki siyasi yaşamı çok daha sağa kaydırmayı amaçlıyor. Hükümet, işçi mücadelelerini bastırmayı ve Barselona’daki kemer sıkma yanlısı Katalan bölgesel hükümetiyle anlaşmazlıklarını sağcı bir çizgide halletmeyi hedefliyor. Söz konusu anlaşmazlıklar, Barselona’nın 1 Ekim’de Katalonya’nın İspanya’dan bağımsızlığı üzerine bir referandum yapılacağını ilan etmesiyle patlak vermişti.

Nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin çok sayıda ayrıntının hala belirsiz olduğu Barselona saldırısının İslam Devleti (IŞİD) tarafından üstlenilmesinden bu yana geçen iki günden kısa sürede, saldırının düzenlenmesine nasıl izin verildiği hakkında çok ciddi sorular ortaya atılmış durumda. CIA, iki ay önce, Katalan bölgesel polisi Mossos d'Esquadra’ya uyarılar göndermiş ve La Rambla’nın bir terör saldırısının hedefi olduğunu bildirmişti. 30 Temmuz’da, IŞİD bağlantılı bir Twitter hesabı, İspanya’da “eli kulağında bir saldırı”yı duyurmuştu.

Yine de, Katalonya’nın İspanya’daki cihatçı faaliyetlerin merkezi olduğu biliniyor olmasına rağmen, göründüğü kadarıyla, La Rambla’daki güvenlik önlemleri arttırılmamış. İspanyol devleti ile bağlantılı düşünce kuruluşu Real Instituto Elcano, geçtiğimiz yıl “İspanya’daki İslam Devleti” başlığıyla yayınladığı bir raporda, İspanya Ulusal Mahkeme’sinin ve güvenlik güçlerinin, Katalonya’daki Müslüman nüfusuna yönelik toplu gözetlemeyi kapsayan “son derece önleyici bir strateji”ye sahip olduğunu belirtiyordu.

Şimdi, saldırının, daha büyük bir katliam hazırlamak üzere acemice yapılmış bir girişim olduğu görünüyor. Polis, Barselona’ya 224 kilometre uzaktaki küçük bir kasaba olan Alcanar’da Çarşamba günü geç saatlerde meydana gelen gaz patlamasının, aslında Santa Perpetua de Mogoda’da kiralanmış iki kamyonete yüklenecek bombaların hazırlanması sırasında yaşanmış bir kaza olduğundan şüpheleniyor. Polise göre, bu kaza, terör hücresini, açığa çıkarılmadan önce hızla eyleme girişmeye zorlamış. Teröristler, bir kamyoneti, Perşembe günü 16.50’de Barselona’daki La Rambla caddesindeki kalabalığın içine sürerek, 14 kişinin ölümüne, 17’si hala kritik durumunda bulunan 126 kişinin yaralanmasına yol açmışlardı.

Akşam 8 sularında Barselona’nın Diagonal Caddesi’ndeki bir polis kontrol noktasını zorlayan bir başka araç, üç polise çarpmış ve araca polis tarafından ateş açılmış. Mossos d'Esquadra’ya göre, arabanın arka koltuğunda bir adam ölü bulunmuş, ama kurşun değil, bıçak yaraları taşıyormuş. Bunun La Rambla saldırısıyla ilişkili olup olmadığı belirsizliğini koruyor.

Polis, Cuma sabaha karşı, Cambrils’te, beş terör şüphelisini, Audi A3 marka araçlarını bir polis kontrol noktasından geçirmeye ve ardından bıçaklarla ve baltalarla sivillere saldırmaya çalışırlarken, vurarak öldürmüş.

Cambrils’te polis tarafından öldürülen kişilerin, Barselona’daki kamyonetin sürücüsü olduğuna inanılan 17 yaşındaki Moussa Oukabir; El Houssaine Abbouyaaqoub (19), Omar (21) ve Mohamed Hychami (24) ve Said Aallaa (19) olduğu bildirildi. Bu kişilerin hepsi İspanya’da yaşayan Faslılardı. El Houssaine’in abisi Younes Abbouyaaqoub’un (22), bir Renault Kangoo kamyonetiyle kaçıp Fransa’ya geçmiş olabileceği yönünde haberler var.

Yoğun devlet gözetlemesine rağmen, Barselona-Cambrils saldırısı gibi böylesine geniş çaplı bir girişimin İspanya polisi ile Mossos d'Esquadra’nın burnunun dibinde hazırlanabilmesi şaşırtıcıdır. Bununla birlikte, önemli bir etkenin, Madrid ile Barselona arasındaki büyüyen çatışma olduğu belli oluyor. Katalan referandumunun Katalan bölgesel polisi Mossos ile İspanya’nın Guardia Civil güçleri arasında bir çatışmaya yol açabileceği yönündeki kaygıların ortasında, Katalan ve merkezi İspanyol kolluk güçleri arasındaki terör karşıtı işbirliği büyük ölçüde çökmüştü.

Katalan polis sendikaları, şimdi, Mossos’u zayıflatmakla suçladığı Madrid’i sert biçimde eleştiriyor. Zoido, onların 500 yeni memuru işe almasını reddetmişti. Sendika yetkilisi Imma Viudes, dün, Público’ya yaptığı açıklamada, bunun, yapılması planlanan Katalan bağımsızlık referandumuna yönelik “açık bir misilleme eylemi” olduğunu düşündüğünü söyledi. Belki de daha önemlisi, Madrid’in, polis sendikası yetkilisi Sergi Miquel’e göre, Mossos’un Europol’e ve diğer uluslararası polis veri tabanlarına erişimini de engelliyor olmasıdır.

Bu noktalar, PP’nin şimdi “terörle [topyekün] mücadele” yürütüyor olduğu bahanesiyle sıkıyönetim dayatma sahtekarlığını vurgulamaktadır. Gerçekte, Avrupa’daki İslamcı ağlar, binlerce savaşçıyı istihbarat örgütlerinin koruması altında ve gözleri önünde NATO’nun Suriye’deki ve Ortadoğu genelindeki rejim değişikliği savaşlarına gönderen Avrupa dış politikasının güvenilir araçlarıdır. Sözde “terörle mücadele”, büyük bir çoğunlukla, egemen seçkinlerin kitlesel muhalefete rağmen savaşlara ve kemer sıkma politikalarına girişmesinin bir bahanesi olarak kullanılmaktadır.

İspanya egemen seçkinlerinin güçlü hizipleri, saldırıyı, Barselona’daki Katalan burjuva ayrılıkçıları ile hesaplaşmak için kullanma peşinde koşuyorlar. Sosyal demokrat El País, “Barselona’da saldırı” başlıklı başyazısında, açıkça, ayrılıkçıların referandumdan vazgeçmesini talep etti. Gazete, “Bu büyüklükte bir saldırı, Govern’dan [bölgesel yönetim] Parlement’e [bölgesel meclis] ya da Katalan bağımsızlık hareketlerine kadar, ayrılıkçı yanılsamayı son yıllarda Katalan siyasi yaşamının tek faaliyeti haline getiren Katalan siyasi güçlerini gerçekliğe geri döndürme yönünde bir uyarı işareti olmalıdır.” diye yazdı.

Madrid’deki yetkililer, hiç kuşkusuz, kendilerine, Katalonya’nın ayrılmasını engellemek için Barselona’ya yalnızca Guardia Civil’i değil ama aynı zamanda bizzat İspanya ordusunu konuşlandırabilmelerinin kolay olup olmayacağını soruyorlar.

Yine de, ordunun İspanya içine konuşlandırılması, her şeyden önce işçi sınıfını hedef alacaktır. Ordunun, işsizliğin toplamda yüzde 18, gençler arasında ise yüzde 40 olduğu İspanya’daki patlamaya hazır gerilimlerin ortasında, 1930’larda olduğu gibi işçilere yönelmesi yalnızca bir an meselesidir.

Barselona saldırısı, daha şimdiden işçi mücadelelerine karşı kullanılıyor. Stalinist Comisiones Obreras (İşçi Komisyonları) sendika bürokrasisi, terör saldırısı nedeniyle, Barselona’nın El Prat havaalanındaki güvenlik çalışanlarının daha iyi ücretler ve çalışma koşulları için çıktığı grevin iptal edileceğini bildirdi. Ordu, histerik bir “yasa ve düzen” atmosferinin ortasında konuşlandırılması durumunda, hiç kuşkusuz, Fransa’daki olağanüstü hal altında geçtiğimiz yıl sermaye yanlısı iş yasası reformu karşıtı protestoculara saldırmak ve onları sindirmek için kullanılmış olan güvenlik güçlerine benzer bir rol oynayacaktır.