ABD hava saldırıları Suriye’de onlarca sivili öldürdü

Bill Van Auken
6 Mart 2018

Pazartesi günü, ABD’nin Suriye’nin Deyrizor vilayetine yönelik bir hava saldırısında, çoğunluğu kadın ve çocuk en az 25 sivil öldürüldü.

Dahra Alounik yerleşim yerini vuran Amerikan bombardıman akınını, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine muhalif bir savaş izleme grubu olan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi bildirdi.

Bir Pentagon sözcüsü, ABD ordusunun bu tür katliamların ortaya çıkarılmasına yönelik standart ve kayıtsız tepkisini sergiledi. Albay Ryan Dillon, Reuters haber ajansına, “Tüm iddiaları ciddiye alıyoruz ve her zaman yaptığımız gibi, bunu sivil kaybı değerlendirmemize alacağız ve bunlara ilişkin sonuçları aylık olarak yayınlayacağız.” dedi.

IŞİD Deyrizor’daki stratejik açıdan önemli petrol ve doğalgaz sahalarını ve tesislerini, ABD ordusuna ve onun YPG’nin hakim olduğu vekil kara güçlerine teslim etmişti. Esad hükümetine bağlı güçlerin bu bölgeye doğru ilerlemesini durdurmayı amaçlayan Deyrizor’daki daha geniş bir bombardıman harekatının parçası olan Amerikan hava saldırısı, Anadolu Ajansı tarafından haber yapıldı.

Aynı bölgede, 7 Şubat’ta, ABD savaş uçaklarının ve topçu bataryalarının Suriye hükümet güçlerine bağlı bir birliğe karşı acımasız bir saldırısı yaşanmış ve aralarında Rus paralı askerlerin de olduğu en az 100 kişi öldürülmüştü.

ABD’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçtiğimiz Cumartesi günkü 30 günlük ateşkes emirini açıkça ihlal ederek gerçekleştirdiği bombardımanlar sonucunda Suriyeli sivillerin ölmesi, Suriye hükümetinin ve başlıca askeri müttefiki Rusya’nın iddia edilen katliamları üzerine 2016 sonundaki Halep kuşatmasından beri görülmeyen protesto çığlıklarına geri dönmüş olan Batı medyasında çok az ilgi gördü.

Ateşkes konusunda tek odak noktası, Şam’ın, 2013’ten beri İslamcı milislerin denetiminde olan Doğu Guta mahallesidir. Suriye ve Rusya güçleri, yarı kırsal bölgeye, son 10 gündür, söylendiğine göre 400-500 kişiyi öldüren yoğun bir bombardıman gerçekleştiriyor. Suriye ordusu, CIA’in ve Washington’ın bölgesel müttefiklerinin silahlandırıp finanse ettiği El Kaide bağlantılı “asiler”in son kalelerinden birini geri almak üzere planlamış bir saldırı için bölgenin çevresine yığılmış durumda.

Batı medyasının Suriye hükümetinin ve müttefiklerinin Doğu Guta’da uyguladığı acımasız yöntemlere yönelik kınamalarının ikiyüzlülüğü, onların, ABD’nin Irak’taki Musul kentine ve IŞİD’in sözde başkenti Rakka’ya karşı yıkıcı kuşatmalarındaki çok daha kapsamlı katliama yönelik, neredeyse tam sessizlikleri eliyle vurgulanmaktadır. Her iki kent de, ABD hava saldırıları ve topçu bombardımanı sonucunda yerle bir edilmişti. Ölü sayısının on binlerce olduğu tahmin ediliyor.

Aynı televizyon kanalları ve gazeteler, şimdi, Doğu Guta’nın “yeryüzündeki cehenneme” (ya daUSA Today’in sözleriyle, “sözcüklerle ifade edilemeyecek bir trajediye”) dönüştürüldüğü cümlesini tekrarlıyorlar. Musul ve Rakka enkaz haline getirilirken, bu tür bir öfke sergilenmemişti. Onlar, Guta’da, El Kaide bağlantılı güçlerin bir propaganda kanalı işlevi gören sözde bir sivil savunma grubu olan “Beyaz Miğferler”in her iddiasını güvenle yinelerken, Pentagon’un saldırısına uğrayan insanların acıları hakkında hiçbir şey söylemiyorlar.

BM’nin ateşkes kararının bir sonucu, Rusya’nın, Doğu Guta’da, Salı gününden başlayarak, sivillerin savaştan mahvolan bölgeyi terk etmesine izin verme amacıyla günde beş saatlik (sabah 9 öğlen 2 arası) bir ateşkes uygulaması oldu.

Ancak, kuşkusuz Washington'ın onayıyla hareket eden sözde asiler, Pazar gecesi Şam’a havan topu saldırıları yaparak ve hiç kimsenin ayrılmasına izin vermemek amacıyla tahliye için belirlenen bir insani koridora ve kontrol noktasına roket atarak, bu girişimi baltalamaya çalıştılar.

İnsani krizleri izleyen BM’ye bağlı Reach Initiative, “asiler”in, kadınları ve çocukları kapsayan sivillerin kendi denetimleri altındaki bölgelerden ayrılmasını sürekli olarak engellediğini bildirdi. Yardım kurumu, kısa süre önce yayınlanan bir raporda, “Yerel silahlı grupların tüm yaşlardan kadınların ve çocukların bölgeden ayrılmasına yönelik yasağının devam ettiği söyleniyor.” diye belirtti.

Pentagon ve onun ABD ve Batı medyasındaki katipleri, hem Musul’da hem de Rakka’da düzenli olarak IŞİD’i sivilleri “canlı kalkan” olarak kullanmakla suçlamışlardı. Oysa, El Kaide bağlantılı milislerin sivilleri sadece bu amaçla zorla tuttuğu apaçık ortada olan Doğu Guta’da, bu ifadeye asla başvurulmuyor.

Doğu Guta’daki sivil ölümleri üzerine Şam’a ve Moskova’ya yönelik suçlamalara, Esad hükümetinin bölge halkına karşı kimyasal silah kullandığı yönünde bir dizi doğrulanmamış iddia eklendi. Bu türde iddia edilen ilk saldırı, Rus hükümetinin, “asiler”in bir Batı müdahalesine gerekçe sağlayacak şekilde, sonradan sorumluluğu hükümetin üstüne atılabilecek bir olay tezgahlamak amacıyla bölgeye klorin ve gaz maskeleri getirmiş olduğu uyarısı yapmasının hemen ardından gerçekleşmişti.

Aynı bölgede 2013’te gerçekleşen bir gaz saldırısı, Obama yönetimi Suriye ordusunun kimyasal stoğunu tamamen imha etmeyi güvence altına alan Rusya aracılığındaki bir anlaşmayı kabul etmeden önce, ABD’yi Suriye hükümetine karşı doğrudan askeri müdahalenin eşiğine getirmişti. Saldırının yine “asiler” tarafından düzenlendiği yönünde güçlü kanıtlar vardı.

Benzer şekilde, Trump yönetimi, Suriye’nin Şayrat hava üssüne 59 güdümlü füze atmanın bahanesi olarak, geçtiğimiz yılın Nisan ayında Han Şeyhun’daki bir kimyasal silah olayına sarıldı. Şam, saldırıyı kendisinin gerçekleştirmediğinde ısrar etmişti ve gerçekten de, Batı misillemesini kışkırtması kesin olan bu tür bir silahı kullanmak için hiçbir gözle görülür neden yoktu.

ABD, Britanya ve Fransa hükümetleri, başka bir kimyasal silah saldırısı durumunda Suriye’ye askeri saldırılar düzenleme tehdidinde bulundular. Britanya Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Salı günü, Suriye hükümetinin sorumluluğuna ilişkin “inkar edilemez kanıt” olması durumunda hava saldırıları gerçekleştireceğini söyleyerek, bu tehdidi yineledi.

Yangına körükle giden New York Times (NYT), Salı günü, doğrulanmamış bir dizi iddiadan ve ABD’nin her iki ülkeye yönelik savaş propagandasından oluşan “BM Kuzey Kore’yi Suriye’nin Kimyasal Silah Programına Bağlıyor” başlıklı bir baş sayfa yazısı yayınladı.

Makale, Irak’ın “kitle imha silahları” hakkında ABD’nin 2003’teki saldırısı öncesinde NYT’de yayınlanan benzer suçlamaları tekrarlıyor. Gazete, yayınlanmamış bir BM raporunun, Kuzey Kore ile Suriye arasında, “Kuzey Kore’ye nükleer ve füze programları için nakit sağlarken, Suriye’nin kimyasal silahlarını korumasına olanak sağlayabilecek” bir ticaret olduğunu iddia ettiğini belirtiyor.

Bu yeni “kötülük ekseni”ni kuran NYT, iddia edilen sevkiyatların “hem askeri hem de sivil hedefler için kullanılabilecek malzemeler” içerdiğini belirtiyor. Yazı, “Raporu gören uzmanlar, raporda sözü edilen kanıtın, Kuzey Kore ile Suriye arasında kimyasal silahlar üzerine şu anda devam eden bir işbirliği olduğunu tam olarak kanıtlamadığını söyledi”ğini kabul ederek devam ediyor.

ABD’nin Suriye’ye karşı askeri müdahalesinde büyük bir tırmanma tamtamlarına ve bununla birlikte, ABD emperyalizmi ile hem İran hem de Rusya arasında çok daha tehlikeli bir silahlı çatışma beklentisine katılan 200 kişilik bir “aktivistler” grubu, “Suriyelileri kurtarmak için hiçbir şey yapamayacakmış gibi davranmaya son verin” başlıklı bir açık mektup yayınladı.

Salı günü New York Review of Books tarafından yayınlanan mektup, Birleşmiş Milletleri “etkisiz” olarak bir kenara bırakıyor ve Koruma Sorumluluğu (R2P) doktrini doğrultusunda hareket etmeleri için doğrudan büyük emperyalist güçlere başvuruyor. Mektup, “Suriye halkının acısının sona ermesi için, onun zorla durdurulması gerekiyor.” diyor.

İmzacılar arasında, ABD’deki Uluslararası Sosyalist Örgüt’ün Socialist Worker adlı yayınında yazan Eric Ruder; Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu’nda bir profesör ve Pablocu Birleşik Sekreterlik’in ve onun International Viewpoint web sitesinin Ortadoğu üzerine başlıca sözcüsü olan Gilbert Achcar ile Avustralya’daki Sosyalist İttifak’ın önderlerinden Michael Karadjis var.

Çıkarları emperyalizme doğrudan bağlı olan ayrıcalıklı bir üst orta sınıf tabakayı temsil eden bu sahte sol unsurların yayınladığı silahlı müdahale çağrısı, yeni bir büyük savaşın hazırlanıyor olduğu konusunda kesin bir uyarıdır.