Trump, Suudi Arabistan’a arka çıkıyor

Peter Symonds
19 Ekim 2018

Cemal Kaşıkçı’nın Türkiye’deki bir Suudi konsolosluğunda ortadan kaybolmasından ve belli ki öldürülmesinden iki hafta sonra, çok sayıda haber, Suudi yetkililerin onun öldüğünü itiraf edip bunun yanlış gitmiş bir sorgulamanın sonucu olduğunu iddia etmek üzere olduğunu belirtiyor. Bu uydurma hikayenin amacı, Suudi rejimini ve özellikle de, onun fiili hükümdarı Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ı (MBS olarak biliniyor) doğrudan suçlanmaktan korumaktır.

Suudilerin iddiaları, eğer sonunda açıklanacak hikaye buysa, tek kelimeyle güvenilmezdir. Kamuoyunca iyi tanınan bir gazeteci ve Suudi egemenleri içinden, MBS’ye eleştirel yaklaşan biri olan Kaşıkçı, boşanma belgelerini almak için 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğuna girmesinden bu yana bir daha görülmedi. Suudi yetkililer, başlangıçta, onun konsolosluktan ayrılmış olduğunu iddia etmiş ama hiçbir kanıt sunmamışlardı.

Her şey, gazetecinin, Türkiye’ye diplomatik pasaportlarla gelen ve o ortadan kaybolmadan önce konsolosluğa giren 15 kişilik bir Suudi ajanları ekibi tarafından işkence edilip öldürüldüğüne işaret etmektedir. Türk kaynakları, medyaya, ülkedeki yetkililerin, gazetecinin konsoloslukta öldürüldüğünü gösteren ses ve görüntü kayıtlarına sahip olduğunu ve kanıtları, Suudi Arabistan ve ABD dahil diğer ülkelere geçtiğini söylediler.

Böylesi utanmaz bir cinayetin emrinin Suudi rejiminin en tepesinden geldiği konusunda neredeyse hiç kuşku yoktur. Söylendiğine göre, Kaşıkçı’yı sorgulama ya da Suudi Arabistan’a geri götürme yönündeki planlar, Prens Muhammed tarafından onaylanmıştı. Operasyonun amacı, Suudi kralı için bir diken haline gelmiş bir muhalifi susturmaktı.

ABD Başkanı Trump, dün, Kaşıkçı’nın “alçak katiller”in kurbanı olmuş olabileceğini ima ederek, Suudi rejimine peşinen arka çıktı. Pazartesi günü Suudi Kralı Salman ile 20 dakika konuşmuş olan Trump, gazetecilere şunları söyledi: “Aklında bir soru varmış gibi görünmüyordu. Olayı yalanlaması çok güçlüydü. Kral, olayı herhangi bir şekilde bildiğini reddetti. Gerçekten bilmiyordu… belki de alçak katiller olabilir. Kim bilir?”

Trump, ayrıca, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu, kral ve üst düzey Suudi yetkililer ile görüşmek üzere Suudi Arabistan’a gönderdi. Bu görevin amacı, açıkça, ABD’nin, Ortadoğu’da İsrail ile birlikte en yakın müttefiki olan Suudi Arabistan ile eskiye dayanan ilişkilerini hiçbir şeyin bozmamasını sağlama almaktır.

Bu ittifaklar, Trump yönetimi İran’la cepheleşmesini ve olası çatışmasını arttırmaya hazırlandığı için, son derece önemlidir. ABD, İran’a, petrol satışlarını da kapsayan çok sert yeni yaptırımlar uygulamaya hazırlanıyor ve petrol tedarikini ve fiyatlarını yönetmek için, dünyadaki en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan’ın yardımına gerek duyuyor.

Pompeo, Suudi Arabistan’ın 23-25 Ekim’de yapılması planlanan “Çöldeki Davos” yatırım konferansının göreceği zararı da sınırlamaya çalışacak. Çok sayıda şirket, medya kuruluşu ve başka misafirler, Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasının ardından konferanstan çoktan çekilmiş durumda ama Pazartesi günü itibarıyla, ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin ona katılmayı planlıyordu.

Trump’ın açıklaması, siyasi muhalifleri ve medya eleştirmenleri tarafından alay konusu yapıldı. Örneğin, New York Times, Demokrat Senatör Chris Murphy’nin Twitter’daki şu açıklamasını aktardı: “Gülünç ‘alçak katiller’ teorisini duyan Suudiler, bununla devam ederler. Onların, bunu yaymak için, halkla ilişkiler (PR) temsilcileri olarak Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın yardımını sağlayabilmiş olmaları, kesinlikle olağandışı.”

Trump’ın iması saçma olmakla birlikte, onun Amerikan egemen çevreleri içindeki eleştirmenlerinin ikiyüzlülüğü de sarsıcıdır. Birbirini izleyen ABD yönetimleri (Demokrat ve Cumhuriyetçi), onlarca yıldır, Suudi Arabistan’la, onun içerideki baskıcı, antidemokratik yönetimine ve dışarıdaki canice eylemlerine gözlerini yumarak, en yakın ilişkileri sürdürmektedir.

Suudi yetkililer, 2017’de, 150 dolayında insanın boynunu vurarak idam ettiler ve bu yılın ilk dört ayında 48 kişiyi idam ettiler. Geçtiğimiz yıl, Veliaht Prens Muhammed bin Salman, iktidarını pekiştirmeye çalışırken, Suudi kraliyet ailesi ve egemen sınıf içindeki önde gelen kişilere yönelik toplu bir gözaltıya girişmişti. Suudi seçkinlerin rakip kesimleriyle sıkı bağları bulunan Kaşıkçı ise, yakalanmamak için ülkeyi terk etmişti.

ABD kongresindeki eleştirmenler, Kaşıkçı olayı üzerinden Suudi Arabistan’a yaptırım uygulama tehdidinde bulunsalar da, Suudi Arabistan’ın Yemen’de, Amerikan siyasi desteği ve askeri yardımı ile yürüttüğü canice savaşı görmezden geliyorlar. Bu savaşta 16.000’den fazla insan öldürüldü ve hastalık ve açlık ile karşı karşıya bulunan çok daha fazla insan vahim bir yoksulluk içinde.

Trump’a Kaşıkçı cinayeti üzerinden getirilen sert eleştiriler, ABD siyaset ve ordu kurumu içerisinde, onun, Amerika’nın Avrupalı müttefiklerini uzaklaştıracak şekilde 2015 İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesi ve Çin’e yönelik cepheleşmeci tavrı üzerine var olan taktiksel farklılıklarla bağlantılıdır. 2016 başkanlık seçimlerine “Rus müdahalesi” olduğu yönündeki sonu gelmeyen iddialar, ABD küresel egemenliğini sürdürme peşinde koşarken, önce Çin yerine Rusya’nın üstüne gitmeyi amaçlamaktadır. Trump’ı Suudi rejimini hiçbir kanıt olmaksızın temize çıkarmakla suçlayanlar, Amerikan politikasına Rus müdahalesi olduğuna ilişkin kanıtlanmamış suçlamalarda başı çekiyorlar.

Sonuçta, Kaşıkçı olayı manşetlere çıktığında, Washington’ın Suudi Arabistan ile ilişkileri yeniden teyit etme noktasında buluşacağı konusunda çok az kuşku vardı. Financial Times analisti Gideon Rachman’ın dün yayınlanan yazısı, Trump’ın Suudi veliaht prensi ile işbirliğine eleştireldi ama “Kaşıkçı olayına rağmen, ABD’nin Ortadoğu politikasında radikal değişiklikler beklemeyin” sonucuna varıyordu.

Rachman, yazısına şöyle devam ediyordu: “ABD’nin Ortadoğu’daki etkisi, Suudi Arabistan ile iyi bir ilişki olmadan, daha da kötüleşecektir… Bölgedeki tartışmasız en önemli ülke olmaya alışkın olan ABD, şu anda, Rusya’dan çok daha sınırlı bir takım ilişkilere sahiptir. Amerika, İran ile tüm kanalları kapatmış durumda ve Türkiye ile ilişkileri, büyük olasılıkla, kaygı verici olmayı sürdürecek…

“Eğer ABD şimdi Suudi Arabistan’a ‘sert’ ceza tehdidini yerine getirirse, Körfez devletlerini de uzaklaştıracak ve bu, onu, bölgede, İsrail dışında, herhangi bir yakın müttefikten yoksun bırakabilir. Bu nedenle, olasıdır ki, Trump yönetimi, Kaşıkçı olayının diplomatik yansımalarını sınırlamak için her şeyi yapacak ve Kongre bile, dikkatli bir şekilde adım atacaktır. Gerçekçi politikanın acımasız gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda, onları bunun için suçlamak zor.”

Suudi gazetecinin öldürülmesine yönelik sinik tepki, yalnızca Ortadoğu’daki otokratik rejimler değil ama dünyadaki sözde demokrasiler tarafından da muhalefeti susturmak için kullanılacak antidemokratik ve baskıcı yöntemlere ilişkin daha ileri bir uyarıdır.