Erdoğan, Kaşıkçı’nın öldürülmesinin planlı bir cinayet olduğunu söyledi

Peter Symonds
25 Ekim 2018

Salı günü, Türkiye Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda planlı bir şekilde öldürülmesine ilişkin ayrıntılar verdi. Erdoğan vahşi cinayet hakkında “çıplak gerçeği” ortaya çıkarma sözü verse de, yaptığı açıklama, hükümetinin konuyu Türkiye’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını ilerletmek için kullanmakta olduğuna işaret ediyor.

Yine de, Erdoğan, daha önce medyaya sızdırılan ve Suudilerin Kaşıkçı’nın öldürülmesinin planlı olmadığı, ters giden bir operasyonunun sonucu olduğu iddialarının anlamsızlığını ortaya koyan suçlayıcı ayrıntıları doğruladı. Kral Salman’a, oğlu ve fiili Suudi hükümdarı olan Veliaht Prens Muhammed bin Salman’a ve onun danışmanlar kliğine karşı bazı adımlar atması yönünde baskı yapan konuşma, Riyad’daki siyasi krizi yoğunlaştıracaktır.

Erdoğan’ın konuşmasının başlıca unsurları şunlar:

* Cinayetin planlanması, Kaşıkçı’nın 28 Eylül’de boşanma işlemlerini tamamlamak için Suudi konsolosluğunu ilk ziyaretinin hemen ardından başladı. İlk üç kişilik ekip 1 Ekim’de Suudi Arabistan’dan gelirken, konsolosluktan başka bir ekip de Belgrad Ormanı’nda ve Yalova’da keşif çalışması yaptı. Bu alanlar, şu anda, Kaşıkçı’dan geriye kalanları bulmak için Türk yetkililer tarafından araştırılıyor.

* 2 Ekim’de, Suudi Arabistan’dan aralarında generallerin de bulunduğu başka ajanlar geldi ve 15 kişilik suikast ekibi, Kaşıkçı’nın ikinci ziyaretinden önce Suudi konsolosluğunda toplandı. Binanın kamera sistemindeki hard-disk söküldü ve Türk personele konsolosluktan uzak durmaları söylendi. Suudilerin, gazetecinin konsolosluktan canlı çıktığı yönündeki şimdi inkar edilen iddialarını desteklemek için Kaşıkçı’ya benzer biri ticari bir uçakla Riyad’a giderken, ekibin büyük kısmı aynı gün Türkiye’den uçakla ayrıldı.

* Erdoğan, cinayet emrini kimin verdiği ve Kaşıkçı’nın cesedinin nerede olduğu gibi bir dizi soru yöneltti ve konuşmasında şunları söyledi: “Hiç kimse tüm bu sorular cevaplanmadan meselenin üzerinin kapatılacağını aklından dahi geçirmesin… Güvenlik ve istihbarat birimlerimizin elinde henüz değerlendirme safhasında olan kimi bilgiler, hadisenin kesinlikle planlı olduğuna işaret ediyor… Böyle bir meseleyi birkaç güvenlik ve istihbarat mensubunun üzerine yıkmak, ne bizi ne de uluslararası toplumu tatmin eder.”

Ancak, Erdoğan, cinayetin, Türk medyasına sızdırılmış olan kilit unsurlarını doğrulamadı. O, Kaşıkçı’nın nasıl öldürüldüğü hakkında hiçbir şey söylemedi ve Türk kaynaklarına göre, Suudilerin, gazetecinin konsolosluktaki bir arbedenin ardından yaşanan bir yumruklu kavgada yanlışlıkla öldürüldüğü biçimindeki iddialarını yalanlayacak olan ses ve video kayıtlarını yayınlamadı. İddiaya göre, Suudi infaz timinde, cesedi parçalamak için kemik testeresi kullanan bir doktor vardı.

Erdoğan, anlamlı bir biçimde, ne doğrudan Veliaht Prens Muhammed bin Salman’dan ne de onu cinayette töhmet altında bırakan kanıtlardan söz etti. Türk basınında yer alan haberlere göre, veliaht prensin güvenlik ve istihbarat baş danışmanı Mahir Abdulaziz Mutreb, 2 Ekim’de Türkiye’de olayın geçtiği yerde bulunuyordu. Mutreb, cinayetin ardından, İstanbul konsolosluğunun içinden Prens Muhammed’in Riyad’daki ofisini yöneten Bader el-Asaker’i dört kez aramıştı. Suudi yetkililer, veliaht prensin cinayet hakkında hiçbir şey bilmediği konusunda ısrar ediyor.

Erdoğan’ın kasten bıraktığı boşluklar, Suudi rejimine, cinayet hakkında hiçbir şey bilmediğini iddia ettiği veliaht prens dahil üst düzey Suudi önderlerini korumak üzere durumu kurtaran yeni bir örtbas uydurması için gerek duyduğu zamanı sağlıyor. Erdoğan, ortak bir çalışma grubu kurmayı kabul eden ve Türk soruşturmacıların İstanbul konsolosluğuna girmesine izin veren Kral Salman ile çok sayıda telefon görüşmesi yapmıştı.

Ankara, saldırgan dış politikası Türkiye’nin çıkarları ile çelişen Prens Muhammed’i yerinden etmeye ya da en azından hareket alanını sınırlamaya çalışıyor olabilir. ABD Başkanı Trump ile sıkı bağları bulunan veliaht prens, Haziran 2017’de kuzeni Muhammed bin Nayif’i görevden uzaklaştırarak yönetimi etkin biçimde ele geçirmişti. O, ardından, yüzlerce gazeteciye, iş adamına, İslam alimine ve hanedandan kişilere yönelik bir “yolsuzlukla mücadele” temizliği yoluyla, ordu ve istihbarat kurumları dahil devlet aygıtı üzerindeki hakimiyetini pekiştirdi.

Kaşıkçı, Suudi monarşisinin Prens Muhammed’e karşı olan kesimleri ile bağlantılıydı ve onun iktidara gelmesinden sonra yurtdışına kaçtı. Gazeteci, bir demokrasi savunucusu olmak şöyle dursun, bölgede canice faaliyetleri ile ünlü olan Suudi istihbarat kurumlarıyla çoktandır devam eden bağlara sahip biriydi.

Erdoğan, Prens Muhammed’le, Tahran ile bağlarını kesmeyi ve bir Türk askeri üssü kurmayı reddetmesinin ardından Katar’a karşı Haziran 2017’de Suudilerin öncülüğünde bir ekonomik ve diplomatik abluka başlatmasından sonra anlaşmazlık içine girdi. Suudi veliaht prensi, Mart 2018’de, Türkiye’nin, İran ve “terör örgütleri” ile birlikte bir “şer üçgeni”nin parçası olduğunu söyledi ve doğrudan doğruya Erdoğan’ı, Osmanlı Halifeliği’ni, yani Ortadoğu’da Türk egemenliğini yeniden kurma peşinde olmakla suçladı.

Bununla beraber, Erdoğan, Suudi Arabistan ile açık bir bozuşma istemiyor. Türkiye, derinleşen mali krizini atlatmak için Suudi yatırımlarına ciddi ölçüde bel bağlamış durumda. Erdoğan, aynı zamanda, Suudilere silah satışlarını ve yatırımları korumak isteyen Trump yönetiminden tavizler bekliyor.

Suudi Arabistan’a karşı daha sert bir tavır almadığı için eleştiri altında bulunan Trump, Salı günü, Kaşıkçı olayının “şimdiye kadarki en kötü örtbas etme” olayı olduğunu söyledi ve “bir tür cezalandırma”nın olması gerekeceğini belirtti. O, gazetecilere, olaydan kim sorumluysa “başı büyük belada” dedi ve ekledi: “Çok kötü bir özgün anlayışları vardı, [olay] kötü bir şekilde gerçekleştirildi ve bu, tarihte şimdiye kadarki en kötü örtbas etmelerden biriydi.”

Bu tamamen sinik açıklama, neyin hazırlanmakta olduğunun bir belirtisidir. Trump’ın, vahşi cinayeti değil ama acemice yapılmış operasyonu ve ardından gelen örtbas çabasını eleştirmesi anlamlıdır. O, bizzat kendisi işkence ve ortadan kaybetme suçlarına doğrudan bulaşmış olan CIA Müdürü Gina Haspel’i, Kaşıkçı cinayetindeki kanıtları “incelemek” üzere gönderdi. Ayrıca, Trump, Erdoğan’la, dünkü konuşmasından önce, hafta sonunda uzun bir görüşme yapmıştı. Tüm bunlar, ABD’nin, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın, her üç ülkenin çıkarlarını koruyan iyileştirilmiş bir örtbas icat etmek üzere perde arkasından görüşmeler yaptığı izlenimi uyandırıyor.

Ne Trump’ın ne de onun ABD’deki eleştirmenlerinin, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejisinin bir köşe taşı olan otokratik Suudi rejimi ile ilişkilere zarar verme niyeti var. Hazine Bakanı Steven Mnuchin, Prens Muhammed’in “Çöldeki Davos” olarak adlandırılan Geleceğe Yatırım Girişimi’nden çekilmiş olsa da, yine de, veliaht prensle kapalı kapılar arkasında görüşmek için Pazartesi günü Riyad’a gitti.

Trump, Suudi Arabistan’a herhangi bir ceza uygulanmasını Kongre’ye bırakacağını açıkladı ve iki partili destek istedi. Bununla beraber, Trump, “USA Today” ile bir röportajında, Suudi Arabistan’a yapılan ve Amerikalılar için ekonomik bir lütuf olarak adlandırdığı milyarlarca dolarlık silah satışlarını sona erdirme çabalarına karşı çıkacağını açıkça ortaya koydu. O, Suudi Arabistan’ın İran’ın üzerine gitmedeki rolüne işaret ederek, “Aklımızda tutmamız gereken çok büyük bir resme sahibiz” diyordu.

Trump’ın açıklamaları, sadece yönetiminin değil ama Suudi rejiminin suçlarına ve baskıcı yöntemlerine onlarca yıldır göz yuman Washington’daki tüm siyaset kurumunun yaklaşımını yansıtmaktadır.