Çin devlet başkanı, orduya savaşa hazır olma emri verdi

Peter Symonds
2 Kasım 2018

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, hızla yükselen ABD-Çin gerilimlerinin ve çatışma tehlikesinin başka bir işareti olarak, ülkesinin ordusuna savaşa hazır olma emri verdi. Onun geçtiğimiz Perşembe günü Halk Kurtuluş Ordusu’nun (HKO) Güney Harekat Alanı Komutanlığı’ndaki konuşması, Trump yönetiminin, sadece yoğunlaşan ticaret savaşındaki saldırgan adımlarına değil ama açıkça hem Çin hem Rusya ile askeri çatışmaya hazırlanmasına bir yanıttı.

Aynı zamanda Çin başkomutanı olan Şi, silahlı kuvvetlerin “savaşıp kazanabilmesi”nin gerekli olduğunu vurguladı ve komutanlığa, “bir savaş yürütme hazırlıklarına yoğunlaşması” emri verdi. Şi, “Askerlerin yeteneklerini geliştirmek ve savaşa hazırlanmak için harbe hazırlık tatbikatlarını, ortak tatbikatları ve cepheleşme tatbikatlarını arttırmalıyız” dedi.

“Sizler, sürekli olarak, cephe hattında çalışıyor ve ulusal egemenliği ve denizcilik çıkarlarını korumada asli roller oynuyorsunuz” diyen Şi, komutanlığın, “tüm karmaşık durumları göz önünde bulundurma ve buna uygun olarak acil durum planları yapma” yönünde “ağır bir askeri sorumluluğa” sahip olduğunu ekledi.

HKO’nun Güney Harekat Alanı Komutanlığı, savaş yönünde iki tehlikeli parlama noktası olan Güney Çin Denizi’nden ve Tayvan Boğazı’ndan sorumlu. Pentagon, Trump yönetimi altında, şimdiden, Güney Çin Denizi’nde, Başkan Barack Obama döneminde olduğundan daha kışkırtıcı Denizcilik Özgürlüğü operasyonları yürütmüş durumda (toplam sekiz tane).

Bir ABD uçak gemisi saldırı grubu. Kaynak: ABD Donanması

Bu ayın başlarındaki en son ABD provokasyonu, bir Çin savaş gemisi ile Çin denetiminde bulunan Spratly Adaları’ndaki adacıkların 12 deniz mili sınırı içinde seyrederek Çin’in denizdeki hak iddialarına kasten meydan okuyan USS Decatur arasında ciddi bir karşı karşıya geliş ile sonuçlandı. Çin savaş gemilerinin, ABD kıyı şeridi açıklarında, hassas askeri üslerin yakınlarında bu tür operasyonlar yürütmesi durumunda, bunun Washington’da bir protestoya ve misilleme talebine yol açacağını söylemeye gerek yok.

ABD, ayrıca, Çin’i Tayvan’dan ayıran ve Pekin’in uzun bir süredir kendi toprağı olduğunu iddia ettiği dar Tayvan Boğazı’na giderek artan sayıda savaş gemisi gönderiyor. Trump yönetimi, Taipei ile askeri bağları güçlendirerek, Tayvan üzerine gerilimleri kasıtlı olarak kızıştırıyor.

Çin Savunma Bakanı Wei Fenghe, geçtiğimiz hafta, Tayvan’ın, “Çin’in öz çıkarlarına el sürdüğünü” söyledi ve açıkça şu uyarıda bulundu: “Bu konuda, Çin’in temel çizgisine durmadan meydan okumak son derece tehlikelidir. Eğer birileri Tayvan’ı ayırmaya kalkışırsa, Çin ordusu, ne pahasına olursa olsun, gerekli adımları atacaktır.”

Oysa Trump yönetiminin tam olarak yaptığı şey budur. Bu ayın başında, CNN, ABD Donanması’nın, Kasım’da, Çin’e bir uyarı olarak, “büyük bir güç gösterisi” hazırladığını bildirdi. Taslak teklif, ABD savaş gemilerinin ve savaş uçaklarının Güney Çin Denizi ile Tayvan Boğazı’ndaki Çin kara suları yakınlarına gönderilmesini kapsayan, bir haftalık yoğunlaştırılmış bir dizi provokasyon tavsiye ediyordu.

Bu tür planlar, ABD’nin, Rusya’nın yanı sıra Çin ile çok daha kapsamlı savaş hazırlıklarının parçasıdır. Pentagon, bu yılın başında, bu devletleri, “değişim yanlısı güçler” ve stratejik rakipler olarak damgalamıştı. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, bu ayın başında yaptığı savaşçı bir konuşmada, Trump yönetiminin Çin ile cepheleşmesinde çarpıcı bir tırmanmanın işaretini verdi. Bu cepheleşme, şimdiden, sertleşen bir ticaret savaşına yol açmış durumda.

Trump yönetimi, bu ay, Pekin’de kesinlikle tehlike çanlarını çalacak olan iki önemli askeri adım daha attı.

Pence’in konuşmasından sonraki gün, Pentagon, yalnızca topyekün savaşa ekonomik hazırlık olarak yorumlanabilecek bir rapor yayınladı. Rapor, ABD’nin, özellikle Çin gibi rakiplerden gelen stratejik malzemelerin ve maddelerin ithalatına bağımlılığına son verme ve uzun süreli bir askeri çatışma sürdürebilmek için “sağlam bir savunma sanayisi temeli ve esnek tedarik zincirleri” kurma çağrısı yapıyordu.

Trump’ın Orta Menzilli Nükleer Güçler (INF) antlaşmasından çekilme kararı alarak attığı ikinci adım, daha da kışkırtıcıdır. ABD ile eski Sovyetler Birliği arasında 1987 yılında imzalanan antlaşma, kısa ve orta menzilli nükleer füze geliştirmeyi resmen yasaklamıştı. Donald Trump, antlaşmadan çekilerek, Rusya’yı hedef almakla kalmayıp özellikle Asya’ya yerleştirilmiş nükleer silahlarla Çin’i çembere alan ABD nükleer cephaneliğini ciddi ölçüde genişletme amacının işaretini verdi.

ABD ile Çin arasında giderek artan bir nükleer çatışma tehlikesi, Foreign Affairs’in son sayısındaki “Pekin’in nükleer seçeneği: Bir ABD-Çin savaşı neden kontrolden çıkabilir?” başlıklı bir makalenin konusuydu. Uzman Caitlin Talmadge, ABD’nin herhangi bir konvansiyonel çatışmasının, zorunlu olarak, Çin’in görece küçük nükleer cephaneliğini tehdit edeceği sonucuna varıyordu.

Bu durumda, Çin ordusu, nükleer silahlarını kullanma ya da bir ABD nükleer saldırısına karşı misilleme becerisini kaybetme seçeneği ile karşı karşıya kalacaktı. Talmadge, Pentagon’un, ABD ile Çin arasında bir nükleer savaş olasılığı olmadığı yönündeki alışılagelmiş güvencelerini reddediyordu. O, “Çin’e karşı konuşlanması durumunda, Pentagon’un [bir düşmanın askeri varlıklarını vurup yok etmek için] tercih ettiği konvansiyonel savaş biçimi, bir nükleer tırmanmaya davetiye olacaktır” uyarısında bulundu.

Şi Cinping’in ve Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ABD’nin saldırı tehdidine yönelik tepkisinde ilerici hiçbir şey bulunmamaktadır. ÇKP yönetimi, 1978’de başlayan kapitalist restorasyon sürecinde devasa servetler biriktirmiş olan süper zengin bir oligarklar tabakasının çıkarlarını temsil etmektedir. Gerçekte, Pekin, kapitalizme ve onun zamanını doldurmuş ulus devlet sistemine karşı birleşik bir sınıf saldırısına girişmek için Çin ve dünya işçi sınıfına herhangi bir çağrı yapmaktan yapısal olarak acizdir. Şi, bunun yerine, bir yandan tavizler önererek ABD emperyalizmini yatıştırmaya çalışırken, diğer yandan Çin’in askeri güçlenmesine hız veriyor ve savaşa davetiye çıkarıyor.

ABD’nin Çin’e karşı, Obama döneminde başlatılıp Trump yönetimi altında hız verilen savaş yönelimi, küresel kapitalizmin derinleşen ve ABD’de yoğunlaşan krizinin bir ürünüdür. ABD emperyalizmi, tarihsel gerilemesine karşı koyma yönünde her şeyi göze almış bir girişimle, Çin’i, dünya egemenliğine yönelik başlıca tehdit olarak görmektedir ve onu kendi ekonomik ve stratejik çıkarlarına tabi kılmak için elinden geleni yapacaktır.

Artan nükleer savaş tehlikesine, Çin’de, ABD’de ve dünya çapında, insanlığı barbarlığa sürükleme tehdidi yaratan kapitalist sisteme son vermeyi amaçlayan sosyalist bir perspektife dayanan savaş karşıtı birleşik bir işçi sınıfı hareketinin inşasıyla yanıt verilmesi gerekiyor.