Fransa Devlet Başkanı Macron’un faşist diktatör Philippe Pétain’i övmesi ne anlama geliyor?

Alex Lantier
17 Kasım 2018

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, 7 Kasım Çarşamba günü, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 100. yıldönümünü anmak için Pazar günü Paris’te düzenlenecek anma öncesinde savaş alanlarını gezerken, Fransa’nın faşist diktatörü Mareşal Philippe Pétain’i övdü.

Macron, Pétain’i onurlandırmanın “meşru” olduğunu açıkladı: “O, büyük bir askerdi, bu bir gerçek. Siyasi yaşam, insan doğası gibi, bazen inanabileceğinizden daha karmaşıktır.”

Bu açıklamaların şiddetli bir halk tepkisine yol açmasının ardından, Macron, Perşembe günü, Nazi işbirlikçisi Vichy rejiminin önderini savunmayı ve onun I. Dünya Savaşı’ndaki bir general olarak sicilini övmeyi sürdürdü: “Tarihin hiçbir sayfasını gizlemeyeceğim. Mareşal Pétain de, I. Dünya Savaşı sırasında, büyük bir askerdi. Bu, ülkemizin bir gerçekliği.”

Macron’un açıklamaları, Fransa’nın şimdiye kadar gördüğü en kanlı ve gerici yönetim olan Fransız faşizminin ve Vichy rejiminin sembolik başkanı Pétain’i yeniden saygınlığa kavuşturma yönünde bilinçli bir çabadır.

Pétain, Fransa’daki Nazi işgali ile işbirliği yapan Vichy rejiminin başkanı olarak, Avrupa faşizminin bütün suçlarına bulaşmıştır. O, 75.000’den fazla Musevi’yi Fransa’dan ölüm kamplarına süren toplu sınır dışıları başlatma emri vermiş; Nazilerin Sovyetler Birliği’ndeki imha savaşında yer alan Mihver ordularına ve Nazi işgaline yönelik silahlı direnişi ezen Fransız Milisleri’ne Fransa’dan asker toplayan bir rejime başkanlık etmişti.

Vichy rejimi, aynı zamanda, solu şiddetle bastırmış, komünist partileri yasaklamış, sendikaları dağıtmış ve sınıf mücadelesini yasadışı ilan etmişti.

II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, Fransa Cumhuriyeti’nin Geçici Hükümeti, Pétain’i, vatana ihanet ve düşmanla işbirliği suçlamalarıyla yargıladı. 15 Ağustos 1945’te, Pétain suçlu bulundu, idam cezasına çarptırıldı ama bu sonradan ömür boyu hapse çevrildi ve rütbe ve nişanlarını kaybederek ordudan atıldı.

O zamandan beri, Pétain’in övülmesi, neo-faşistlerin özel ilgi alanı olmuştur ve Macron’un, Pétain’in I. Dünya Savaşı sicilini onurlandırması, onların 15 Ağustos 1945 yargılamasını iptal ettirme girişimlerini tekrarlamaktadır.

Macron’un Pétain’i övmesi, aşırı sağa yönelik yüzsüz bir tekliftir.

İşçi sınıfı içinde, Macron’dan, “zenginlerin başkanı” olarak nefret ediliyor. Ne zaman bir işçi sınıfı kitlesi ile karşılaşsa, yuhalanıyor. Macron, Perşembe günü, I. Dünya Savaşı gezisinin parçası olarak Maubeuge’daki bir Renault fabrikasında durunca, ıslıklarla karşılandı ve bir sendika yetkilisi, ona, “burada hoş karşılanmadığını” söyledi.

Bu duruma karşılık, Macron, gerici militarizm ve toplumsal kemer sıkma politikalarına bir halk tabanı oluşturmak için neo-faşistlerin dostluğunu kazanma peşinde koşuyor. Macron, bu doğrultuda, Alman müttefikinin; Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasındaki büyük koalisyon hükümetinin politikasını tekrarlıyor.

Büyük koalisyon, Berlin’in, 2014’te, Hitler’in yenilgisinden beri ilk kez askeri bir “büyük güç” haline gelme kararının halktan neredeyse hiç destek görmemesi karşısında, kasıtlı olarak aşırı sağı beslemiştir. Aşırı sağcı Profesör Jörg Baberowski’nin etrafındaki bir grubun önderliğinde Hitler’in suçlarını önemsiz gibi gösterme biçiminde başlayan propaganda kampanyası, Alman siyaset kurumunun aşırı sağı teşvik etme kampanyasına dönüşmüş durumdadır.

Neo-faşizme karşı yüz binlerce kişinin katıldığı kitlesel protestolara karşın, Almanya İçin Alternatif (AfD), ordu ve iç istihbarat kurumu (BfV) içinde giderek artan bir desteğe sahiptir. BfV’nin eski şefi Hans-Georg Maassen, kapitalizme yönelik muhalefeti “aşırı solculuk” olarak damgalayan bir rapor yayınlamak üzere AfD ile sıkı işbirliği içinde çalışmıştı. İşçiler, İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in Chemnitz’deki neo-Nazi saldırılarına katılmak isteyeceğini açıklamasında olduğu gibi, faşizan devlet propagandasına boğuluyorlar.

Macron’un Alman müttefiklerinden gelen bu tür açıklamalar, onun Pétain’i saygınlığa kavuşturma çabalarının niteliğini oldukça açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Pétain’in I. Dünya Savaşı’nın ölüm tarlalarındaki becerisinin takdir edilmesi, tarihsel belleğe ilişkin tarafsız bir eylem değil; artan halk muhalefetine rağmen, gözden düşmüş kemer sıkma ve savaş politikalarını dayatmak için aşırı sağı güçlendirmeyi amaçlayan siyasi bir provokasyondur.

11 Kasım’da, devlet başkanları, 1930’ların Büyük Bunalım’ından ve II. Dünya Savaşı’ndan beri kapitalizmin ve ABD-Avrupa ilişkilerinin en derin krizinin ortasında, Paris’te, I. Dünya Savaşı’nın sonunun yüzüncü yıldönümü için toplanıyorlar. Trump Rusya’ya ve Çin’e karşı nükleer savaşa hazırlanmak için Orta Menzilli Nükleer Güçler (INF) antlaşmasını ıskartaya çıkartırken, Macron, yalnızca Rusya’nın ve Çin’in değil ama ABD’nin de karşısına çıkmak için bir Avrupa ordusu kurma çağrısı yapıyor.

Avrupalı emperyalist güçlerin dünya hegemonyası elde etmeye çalışmak için bir araya toplanma girişimleri, faşizmin çöküşünün ardından işçi sınıfına verilen tüm sosyal ve demokratik tavizleri reddedecek şekilde, sınıfsal ilişkileri çarpıcı biçimde yeniden yapılandırmalarını gerektirmektedir. Macron hükümetinin yetkilileri, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda, Fransa’nın 2023’e kadar orduya 300 milyar avro harcayacağını açıkladılar. Macron süper zenginlere vergi indirimleriyle on milyarlarca avro bağışlarken, bu tür harcamaları yapmak yalnızca işçilere karşı amansız bir kemer sıkma programı temelinde mümkündür.

Fransız burjuvazisi, militarizmi yükseltmek ve faşizme karşı mücadelede kabul ettirilmiş sosyal hakları ortadan kaldırmak için Vichy diktatörlüğünü meşrulaştırmaya yönelmektedir. 1943’te, Ulusal Direniş Konseyi’nin (CNR) Stalinist, sosyal demokrat ve burjuva güçleri, “büyük ekonomik ve mali derebeyliklerin ekonomi üzerindeki egemenlikten dışarı atılması” sözü vermişlerdi.

Troçkist hareketin açıklamış olduğu gibi, işçilerin iktidarı almasını engelleyen, kapitalizmi sürdüren ve faşist egemen sınıfları koruyan bu güçler, işçi sınıfı için uzun vadeli yıkıcı sonuçlarıyla birlikte, bir devrimi boğdular. Bununla birlikte, Fransız egemen seçkinler, 1943-1944’te Avrupa genelinde yaşanan silahlı ayaklanmaların ve 1946-1947’deki kitle grevleri dalgasının ardından, işçilere çok geniş tavizler vermek zorunda kaldılar. Demiryolu ve enerji firmaları ulusallaştırıldı ve Fransa’da ve Batı Avrupa’nın büyük kısmında, devlet emekliliği, ücretsiz sağlık hizmeti ve ücretsiz devlet okulu eğitimi kurumsallaştırıldı.

Onlarca yıl sonra, Macron, savaş makinesini beslemek için, bu kazanımlardan geriye kalanları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. O, bu ilkbaharda, grevlere ve demiryolu işçilerinin yüzde 95’inin karşı çıkmasına rağmen, Ulusal Demiryolları’nı kararname ile özelleştirdi. Şimdi, Macron, tam da halk desteğinin dibe vurduğu ve bakanlar kurulunun dağıldığı sırada, bir yandan devletin polis kuvvetlerini güçlendirirken, emeklilikte, sağlık hizmetinde ve işsizlik sigortasında kesintiler yapmak için ilerliyor.

Macron’un Pétain’i övmesi, onun politikasının faşizan karakterini vurgulamaktadır. 2017 seçimlerinde Macron’u neo-faşist aday Marine Le Pen karşısında “kötünün iyisi” olarak destekleyen ve şu anda Macron’un sosyal kesintilerini sendika bürokrasisi üzerinden müzakere eden tüm orta sınıf partiler ve örgütler, müflisler ve gericiler olarak ifşa olmuştur.

Macron’un faşist diktatör Pétain’i saygınlığa kavuşturma çabası, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin, savaşta ve kemer sıkmada kararlı olan dünya egemen seçkinlerinin faşizmin canlanmasını aktif biçimde teşvik ettiği uyarısının çürütülemez bir şekilde doğrulanmasıdır. Bu durum, yalnızca savaşın ve diktatörlüğün kaynağı olan kapitalist sistemi yıkmayı amaçlayan sosyalist bir siyasi programın insanlığa 1930’ların barbarlığına dönüşü önlemek için bir yol sunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.