ABD, Kaşıkçı cinayeti nedeniyle sınırlı yaptırımlar uyguladı

Mike Head
20 Kasım 2018

15 Kasım Perşembe günü, Trump yönetimi, Suudi Arabistan’ın monarşik diktatörlüğünü koruma yönünde bir başka adım atarak, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın tüyler ürpertici bir şekilde öldürülmesine karıştığı iddia edilen 17 Suudi yetkiliye yaptırımlar uyguladı. Yaptırımlar, krallığın başsavcısının davada suçlanan beş kişi için idam cezası isteyeceğini söylemesinden birkaç saat sonra açıklandı.

Hem ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlarının zamanlaması hem de önlemlerin zar zor hedefini bulan niteliği, Beyaz Saray’ın, Suudilerin olaylara ilişkin en son versiyonunu desteklemeye çalıştığına işaret etmektedir. Buna göre, Suudiler, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın, 2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi konsolosluğu içinde gerçekleşen cinayetin emrini verdiğini açıkça inkar ediyorlar.

Doğrusu, ABD hükümeti, Suudi rejiminin, günah keçileri olarak bir avuç yetkili seçme girişimini destekliyor. Bazıları, onlarca yıldır ABD’nin dış ve askeri politikasının temel taşlarından biri olan monarşiyi kurtarma yönündeki yeni bir vahşi uygulamayla, idam edilebilir.

ABD Hazine Bakanlığı, yaptırımların (Prens Muhammed’in eski danışmanı Saud El Kahtani, üst düzey yardımcı Maher Mutreb ve Riyad’ın İstanbul başkonsolosu Muhammed El Uteybi dahil) hedeflerinin, büyük insan hakları ihlallerinden kara listeye alındığını açıkladı.

İnsan hakları ihlallerine karşı çıkma yönündeki bu iddianın ikiyüzlü karakteri, listenin veliaht prensi ya da onun başka bir yakın yardımcısı olan, Suudi istihbaratının eski başkan yardımcısı Tümgeneral Ahmed El Assiri’yi içermemesiyle vurgulandı. Trump yönetimi, can havliyle, suçlamalar karşısında Prens Muhammed’e kalkan olmaya ve suikastı, “serseri katiller”in onun bilgisi olmadan gerçekleştirdiği teorisini desteklemeye çalışıyor.

Hazine Bakanı Steven Mnuchin, “ABD’de ikamet eden ve çalışan bir gazeteciyi hedef alıp vahşice öldüren” kişiler, “yaptıklarının sonuçlarına katlanmalılar” dedi. Mnuchin, ayrıca, Suudi hükümetinin, “siyasi muhalifleri ya da gazetecileri herhangi bir şekilde hedef almaya son vermek için gerekli adımları atması gerektiğini” söyledi.

Gerçekte, Suudi rejimi, veliaht prensin tamamen masum olduğunu ilan ederek, her türlü iç muhalefete yönelik acımasız baskısını sürdürme niyetini açıkça ortaya koymuştu. Krallığın dışişleri bakanı Adil El Cubeyr, bir Suudi soruşturmasının “Veliaht Prens Hazretleri’nin, bu konuyla hiçbir ilişkisinin olmadığını” göstermiş olduğunu söyledi. Ona göre, bu cinayet, yetkilerini aşarak hareket eden kişilerin “bir serseri operasyonu”ydu ve “hatalarının bedelini ödeyecekler”di.

Washington Post’un köşe yazarı olan Kaşıkçı, bizzat kraliyet ailesi içindeki bölünmeleri yansıtacak şekilde, Suudi hükümetini taktiksel açıdan eleştiriyordu. Kaşıkçı, 2 Ekim’de, Riyad rejimi tarafından gönderilen özel eğitimli bir ölüm mangası tarafından, konsolosluk içinde öldürüldü. Suudi Arabistan, eli ayağı tutmayan babası Kral Salman bin Abdulaziz Al Saud tarafından Haziran 2017’de veliaht prensliğe atanmasından beri, Prens Muhammed’in demir yumruğuyla yönetiliyor.

Washington’ın yaptırımlarına göre, 17 Suudi yetkilinin ABD yargısının yetki alanı içindeki her türlü mal varlığı donduruluyor, bu kişilerin ABD’ye girişi ve ABD merkezli şirketlerin onlarla herhangi bir işlem yapması yasaklanıyor. Bu kısıtlamalar, ABD’nin rejime yaptığı büyük yardımlar ve silah satışları üzerinde hiçbir etkide bulunmayacak. Riyad, İran’a ve Suriye’ye karşı bölge genelinde ABD’nin önemli bir müttefiki olma biçimindeki uzun sicilinin parçası olarak, Yemen’de ölüm saçan bir savaş yürütüyor.

Tanınmış bir gazetecinin ABD’nin asli bir müttefiki tarafından katledilmesine yönelik iç ve uluslararası öfkenin bilincinde olan Trump yönetimi, daha fazla önlem için kapıyı açık bıraktığını iddia etti. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD’nin soruşturmasının devam edeceğini ve bakanlığının, cinayete karışanları sorumlu tutmak için “diğer ülkeler ile çalışacağını” söyledi.

Bununla birlikte, hafta başında, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, fiili Suudi hükümdarını töhmet altında bırakan her türlü bulguyu etkin biçimde dışladı. Bolton, Türkiye’nin elinde bulunan cinayete ilişkin ses kayıtlarında, veliaht prensin suçlu olduğunu gösteren hiçbir şey olmadığını söyledi. Bununla birlikte, Erdoğan hükümeti, cinayeti hükümdarın ve maiyetinin kapı eşiğine kadar getiren ama henüz açıklanmamış olan başka delillere sahip olduğunu ima ediyor.

Suudi Arabistan’ın idam cezaları duyurusu, çelişkilerle doludur. Başsavcılık, davada suçladığını söylediği 11 kişinin ismini açıklamadı ve idam cezası ile karşı karşıya olan beş kişinin suçlarını itiraf ettiğini iddia etti.

Bu duyuru, olayların üçüncü bir versiyonu ile birlikte geldi. Suudi yetkililer, başlangıçta, gazetecinin içeri girdikten kısa süre sonra konsolosluğu terk ettiğini söyleyerek, hükümet görevlilerinin Kaşıkçı’nın ortadan kaybolmasında bir rol oynadığını inkar etmişti. Sonra, 20 Ekim’de, Suudi hükümeti, Kaşıkçı’nın konsolosluk içinde öldürüldüğünü itiraf etti.

Perşembe günü ise, Riyad, operasyonun emrini, o sırada istihbarat şefinin yardımcısı olan ve 15 kişilik bir ekibe, Kaşıkçı’yı ya gönüllü olarak ya da zorla krallığa geri getirme görevi veren Assiri’nin verdiğini söyledi.

Başsavcılık sözcüsü, basın toplantısında, ekibin önderinin Kaşıkçı ile görüşmelerin başarısız olması durumunda olası bir idam için hazırlık yapmış olduğuna ilişkin kanıtlar olduğunu söyleyerek, önceden tasarlamayı bir dereceye kadar kabul etti. Sözcü, ekip üyelerinin arasında, güç kullanılması gerekirse kanıtlar örtbas etmekle görevli bir adli tıp uzmanının olduğunu söyledi.

Başsavcılığa göre, Kaşıkçı konsolosluğa girdikten sonra, ekibin önderi, gazetecinin ikna edilemeyeceği ve öldürülmesi gerektiği sonucuna varmış. Kaşıkçı’ya öldürücü dozda sakinleştirici verilmiş, cesedi konsoloslukta parçalanmış ve parçaları yerli bir işbirlikçiye teslim edilmiş. Bu mantıksız açıklamaya göre, ekip, daha sonra, görüşmenin başarısız olmasının ardından Kaşıkçı’nın konsolosluğu terk ettiğini söyleyerek, Assiri’ye yanlış rapor sunmuş.

Washington’ın bu sahtekarlığa desteği, kısa süre içinde güçlüklerle karşılaştı. Perşembe günü, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suudilerin hikayesinin doğruluğunu tartışmaya açtı ve şunları söyledi: “Bu anlık bir şey değil, cesedin parçalanması için gerekli şartlar ve cihazlar buraya getirilmiş. Yani bu şahsın öldürüleceği ve nasıl parçalanacağı önceden planlanmış.”

Suriye’deki ve Ortadoğu genelindeki stratejik çıkarları Suudi rejiminin ve ABD’nin çıkarları ile çatışan AKP hükümeti, komplonun sorumluluğunu Prens Muhammed’e yükleyen kanıtları azar azar sızdırdı.

Türkiye, ses kayıtlarının tam dökümünü hala yayınlamadı. Ancak, Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a göre, bunlar, müttefik istihbarat kurumları ile paylaşılmış ve hatta bir Suudi ajana dinletilmiş durumda.

ABD Kongresi’nin kimi üyeleri de, aklamanın gün gibi açık olduğu kaygısıyla, Suudi hikayesine yönelik kuşkularını dile getirdiler. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’ndeki üst düzey Demokrat, Kaliforniya temsilcisi Adam Schiff, “Suudilerin açıklamalarındaki değişiklikleri özellikle inandırıcı bulmuyorum. Bunun, ‘haydi olağan şüphelileri yakalayalım’ türü bir niteliği bulunuyor,” dedi.

Bu, bir göz boyamadır. Washington’da birbirini izleyen Cumhuriyetçi ve Demokrat hükümetler, Suudi rejiminin suçlarına ve baskıcı yöntemlerine göz yummuştur. Bunlara, düzenli olarak, siyasi muhaliflerin ve şiddete başvurmayan faillerin başlarının kesilmesi de dahildir (sadece 2017’de 150 kişi).

Kaşıkçı’nın kaybolmasından önce, tahminen 30 Suudi gazeteci zaten tutuklanmış durumdaydı ve bu duruma, krallığa her yıl milyarlarca dolarlık silah satan, onun petrol zenginliğinden yararlanan ve Ortadoğu’daki jeostratejik çıkarlarını kabul ettirmek için ona güvenen ABD’den ya da müttefiklerinden hiçbir protesto gelmemişti.