Brexit’e verilecek tek yanıt, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’dir

Chris Marsden
24 Kasım 2018

Britanyalı egemen seçkinlerin Brexit üzerine hizip savaşı doruk noktasına ulaşmış durumda. Bunun 1956 Süveyş krizini gölgede bıraktığına ve Britanya’nın Avrupa ile ilişkilerini kalıcı olarak çökertme tehlikesi yarattığına ilişkin uyarıların ortasında, polis, ordu ve gizli servisler tarafından ulusal bir olağanüstü hal için ileri derecede hazırlıklar yapılıyor.

Ama bu, her şeyden önce, işçi sınıfının sonuç üzerinde herhangi bir etkide bulunmaktan kasten dışlanmasıyla karakterize edilen bir siyasi çatışmadır.

Muhafazakarların Brexit yanlısı hizibi ve onların müttefikleri, 2016 Brexit referandumunun halkın ilan edilmiş iradesi olarak kutsallığından söz ederlerken, kalma yanlısı güçler ikinci bir “Halk oylaması” çağrısı yapıyor. Ancak tartışmaya ilişkin üretilen sözlük (“sert Brexit”, “yumuşak Brexit”, “geri kaçış kilidi”), yüksek yerlerdeki bu döküntünün özel odak noktasına işaret ediyor.

Bu, gelişen korumacılığın, ticaret savaşının ve bir militarizm patlamasının ortasında, Britanya’nın jeostratejik yönelimi ve ekonomik/siyasi ittifakları üzerine bir kapışmadır. İster AB üyeliğinden yana ister ona karşı olsun, isterse AB ile ilişkilerin bir şekilde sürmesi çağrısı yapsın, her hizip, işçi sınıfının çıkarlarına şiddetle karşıdır.

Brexitçiler, açıkça, ne kadar sert bir Brexit’in bir ekonomik şok terapisinin uygulanması için gerekli koşulları yaratacağını tartışıyorlar. Bu, ücretlerin düşürülmesini ve ABD, Çin ve Güney Asya pazarlarındaki sömürünün ve rekabetin arttırılmasını içerecek. Ama Muhafazakar Partili kalma yanlıları ve onların İşçi Partisi içindeki Blaircı müttefikleri Brexit’in ekonomik etkisi hakkında uyarıda bulunduklarında, on yılı aşkın süredir işçilere ve gençlere yönelik acımasız kemer sıkmanın uygulanmasına yardım edenler ve aynısını AB sınırları içerisinde yapacak olanlar olarak konuşmaktadırlar.

Geçtiğimiz hafta, BM raportörü Philip Alston, Britanya’daki yoksulluk üzerine raporunu yayınladı. Alston, çeşitli kentleri ve kasabaları ziyaret etmesinin ardından, kemer sıkmanın, “aşevlerinde ve onların dışında bekleyen kuyruklarda çok büyük bir artışa, sokakta yatan insanlara, evsizlikte büyümeye, hükümetin, duyulmadık yalnızlık ve tek başınalık düzeylerini ayrıntılı olarak rapor etmek için intiharı önlemekten ve sivil toplumdan sorumlu bir bakan bile atamasına neden olan derin çaresizlik duygusuna” yol açtığını açıkladı ve şunları ekledi:

“Peki, sonuçlar? 14 milyon insan, yani nüfusun beşte biri, yoksulluk içinde yaşıyor. Bunların dört milyonu, yoksulluk sınırının yüzde 50’den fazla altında ve 1,5 milyon kişi, temel gereksinimlerini karşılayamayacak kadar muhtaç. Yaygın biçimde saygı duyulan Mali Araştırmalar Enstitüsü, 2015 ile 2022 arasında çocuk yoksulluğunda yüzde 7’lik bir artış öngörüyor ve çeşitli kaynaklar, çocuk yoksulluğu oranlarının yüzde 40’a kadar yükseleceğini öngörüyor. 21. yüzyıl Britanya’sında neredeyse her iki çocuktan birinin yoksul olması sadece bir rezalet değil ama toplumsal bir facia ve ekonomik bir felakettir; hepsi bir arada.”

Boris Johnson’a ve benzerlerine karşı ılımlı, uygar bir alternatif olarak resmedilenlerin sicili budur.

Bu durum daha da kötüleşecek. Alston, toplumsal politikada bir değişiklik olmaması durumunda, Brexit’in etkisinin “pekala, dikkate değer bir halk hoşnutsuzluğuna, daha fazla bölünmeye ve hatta istikrarsızlığa yol açabileceği” uyarısında bulunuyor.

Egemen sınıfın “Kalma” hizibinin tek gerçek kaygısı, Avrupa pazarlarına gümrüksüz erişimi koruyarak Britanya emperyalizminin küresel konumunun nasıl sağlama alınacağıdır. Hiçbir Kalma yanlısı, AB’nin on yılı aşkın süredir Yunanistan, İspanya ve Portekiz ekonomilerini enkaz haline getiren ve bu ülkelerin işçilerini toplumsal yıkıma uğratan kemer sıkmanın motoru işlevi gördüğünü hatırlatmak istemiyor. Günümüz Avrupa siyasi ve toplumsal düzeni gerçekliğini gizlemek için bir sessizlik duvarı dikilmiş durumda. Her yerde, serbest ticaret, ticaret savaşına; maddi güvence, işsizliğe; refah, kemer sıkmaya; “insanların serbest dolaşımı”, sınırların kapatılmasına ve faşist sağın yükselişine dönüşüyor.

İşçi sınıfının herhangi bir müdahalede bulunmasını önlemede son derece önemli bir rol, Jeremy Corbyn önderliğindeki İşçi Partisi tarafından oynanmaktadır. Corbyn, bir kez daha, görev duygusuyla, emperyalizmin en güçlü temsilcilerinin emirlerine itaat ediyor. O, tam da Yunanistan halkı AB’nin yakıp yıkma biçimindeki kemer sıkma programına tabi tutulurken, 2016’daki Kalma kampanyasını desteklemek için AB’ye yönelik onlarca yıllık muhalefetten vazgeçti. Şimdi ise, İşçi Partisi’ni, ulusal çıkarları koruyacak ve ağırlaşan bir çatışmayı önlerken Brexit krizini yönetecek güvenilir parti olarak sunuyor.

Bu, sadece siyasi amaca uygunluğun yol gösterdiği çok aşamalı bir tekliftir: Başbakan Theresa May’in anlaşmasını reddetmek için “anlamlı bir oylama”, Avrupa pazarlarına erişimi güvence altına almak üzere Brexit’i yeniden görüşmek için bir İşçi Partisi azınlık hükümeti ya da bunun başarısız olması durumda, kalma seçeneğini de kapsayan bir ikinci referandum. Corbyn ve onun Gölge Başbakanı John McDonnell Londra finans merkezine [City of London] yaltaklanmaya devam ederken ya da Corbyn Muhafazakarları hükümetten indirmek için bir erken seçim talep edecekken, işçi sınıfına başvurmanın en ufak bir iması bile söz konusu değildir.

Her şey, işçi sınıfının, Britanya egemenlerinin karşı karşıya olduğu krizi çözmek için değil ama burada ve Avrupa kıtası genelinde sosyalizm uğruna mücadeleyi ileriye taşımak için bağımsız siyasi bir yanıt geliştirme becerisine bağlıdır.

Brexit, küresel olarak bütünleşmiş bir ekonomide, ulusal temelde ekonomik ilerlemeyi güvenceye almanın ya da demokratik ve sosyal hakları savunmanın mümkün olmadığını kanıtlamıştır. Bununla beraber, AB üyeliği, emekçiler için hiçbir gerçek alternatif sunmamaktadır. Brüksel ile İtalya’nın, Macaristan’ın ve Polonya’nın AB tarafından dayatılan kemer sıkmanın karşıtları pozu takınan sağcı hükümetleri arasında bir çatışmanın patlak vermesine yol açan gelişen ulusal ve toplumsal uzlaşmazlıkların etkisi altında, AB parçalanıyor. Küresel piyasaların ve kaynakların kontrolü uğruna mücadelede bir ticaret bloğu olarak bir arada olan AB’yi, Almanya’nın ve Fransa’nın öncülüğünde kendi ordusu olan askeri bir ittifaka dönüştürmek ve NATO üzerinden ABD’ye olan bağımlılığı sona erdirmek için yeniden silahlandırmak amacıyla planlar uygulamaya konuyor. Emperyalistler arası çatışmaların bu şekilde tırmanmasının sonucu, daha önce iki kez trajik bir şekilde kanıtlandığı gibi, dünya savaşıdır.

Avrupa’nın ilerici temelde birleşmesi, kapitalizmi ortadan kaldırmadan ve dünyanın rakip ulus devletlere bölünmüşlüğüne son vermeden mümkün değildir. Troçki, bunu, Lenin’den Sonra Üçüncü Enternasyonal’de şöyle açıklamıştı: “Coğrafi ve tarihsel olarak, koşullar, Avrupa ülkeleri arasında bu denli yakın bir organik bağı önceden belirlemiştir ve hiçbirinin kendisini bundan ayırmak için bir çıkış yolu yoktur. Avrupa’nın modern burjuva hükümetleri, tek bir arabaya zincirlenmiş katiller gibiler.”

İşçi sınıfı, kapitalizmle, yalnızca, Avrupa’daki ve dünya çapındaki kardeşleriyle birlik halinde mücadele edebilir. Mali oligarşinin ve onun hükümetlerinin egemenliğinin yerini, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri içinde yer alacak sosyalist bir Britanya almalıdır. Troçki’nin açıkladığı gibi, “bütün ülkelerde eşzamanlı olarak patlamayan ama ülkeden ülkeye geçen ve özellikle Avrupa sahnesinde, hem en güçlü dış düşmanlara karşı savunma hem de ekonomik inşa bakımından, aralarında en sıkı bağı gerektiren proleter devrimin dinamiğine uygun” olan budur.

Bu perspektifin benimsenmesi, en kuvvetli toplumsal gücü; Avrupa işçi sınıfını harekete geçirecektir. Medyada sadece ufak ayrıntılarla meşgul olunmasının ve Brexit üzerine iç çatışmanın ortasında, sınıf mücadelesinde kıta genelinde yaşanan bir patlamaya ilişkin çok sayıda işaret söz konusu. Bu yıl, Britanyalı öğretim görevlilerini ve demiryolu işçilerini, Fransız demiryolu işçilerini, Alman metal işçilerini ve Ryanair ile Amazon işçilerinin sınır ötesi eylemlerini kapsayan grevlere tanık olundu. Bunlara, Berlin’de, Almanya’da aşırı sağın yükselişine karşı 250.000 kişinin katıldığı gösteri, Fransa’da yüz binlerce insanın akaryakıt vergisi zamlarını protesto etmesi ve İtalya genelinde göçmenleri ve sığınmacıları savunmak için düzenlenen kitlesel protestolar dahildir.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP) ve Avrupa’daki kardeş partilerimiz, Fransa’daki Parti de l’égalité socialiste (PES) ve Almanya’daki Sozialistische Gleichheitspartei (SGP), Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ndeki yoldaşlarımızla birlikte, işçi sınıfının bu gelişen karşı saldırısını ileriye taşımak için gerekli programı ve önderliği sağlamaktadır.