Putin ve Erdoğan, Türk Akımı boru hattının tamamlanmasını kutladı

Peter Schwarz
28 Kasım 2018

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Kasım Pazartesi günü, İstanbul'da, Türk Akımı doğalgaz boru hattının sualtı bölümünün tamamlanmasını kutladı.

930 kilometrelik boru hattı Karadeniz'den geçiyor ve Rusya'yı, Türkiye'nin Avrupa kısmı ile birleştiriyor. Hat, Bulgaristan/AB sınırına sadece 50 kilometre mesafede anakaraya ulaşıyor. Boru hattının 2019'un sonunda işletmeye açılması planlanıyor ve yılda 31,4 milyar metreküp doğalgaz kapasitesine sahip olması tasarlanıyor.

Doğalgazın yarısı, 2017’de doğalgazının zaten yarısından fazlasını Rusya’dan almış olan Türkiye’ye gidecek. Yine Karadeniz’den geçen 19 milyar metreküplük Mavi Akım boru hattı ise 2003’ten beri faaliyette.

Doğalgazın diğer yarısının, Avrupa’ya; özellikle de Balkan ülkeleri Bulgaristan’a, Macaristan’a ve Sırbistan’a gitmesi bekleniyor. Bununla birlikte, söz konusu doğalgaz, Yunanistan üzerinden İtalya’ya da gönderilebilir ya da Viyana üzerinden Batı Avrupa doğalgaz şebekelerine iletilebilir. Kesin planlar henüz yapılmadı.

Boru hattı projesi, başta ABD, Rusya, Türkiye ve Avrupa olmak üzere, büyük ve bölgesel güçler arasında patlayıcı anlaşmazlıkların konusu olan karmaşık bir ekonomik ve jeostratejik çıkarlar ağını bir araya getiriyor. Diğer taraftan, Avrupa da, kendi içinde derinlemesine bölünmüş durumda.

Türk Akımı, dört yıl önce Brüksel’den ve Washington’dan gelen basınç altında durdurulmuş olan Güney Akım projesinin yerini alıyor. Boru hattının, Avrupa’nın doğalgaz talebinin yaklaşık onda birini karşılayacak şekilde, Rusya’dan Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısına yılda 63 milyar metreküp doğalgaz taşıması bekleniyordu. Bu, ABD’den ve Avrupa Komisyonu’ndan şiddetli bir muhalefetle karşılaşmıştı. Onlar, Avrupa’nın Rusya’dan enerji alımına aşırı bağımlı hale geldiğini ve şimdiye kadar Rusya’nın Avrupa’ya doğalgaz ihracatının başlıca kaynağı olmuş olan Ukrayna’nın önemli bir gelir kaynağının kesildiğini savundular.

Bulgaristan AB’den gelen basınç altında inşa çalışmasına son verince, Rusya Devlet Başkanı Putin projeyi durdurdu. Putin, kısa süre içinde, Ankara’yla, bu proje yerine onun yarı kapasitesine sahip Türk Akımı boru hattını inşa etme konusunda anlaşmaya vardı. O dönemde Suriye’de bir Rus jetinin vurulup düşürülmesinden dolayı Türkiye ile Rusya arasında yaşanan sert bozuşmaya rağmen, boru hattının yapımı hızla devam etti.

Şimdi, her iki ülkenin de devlet başkanı, boru hattının inşasının tamamlanmasını ABD’nin baskısına indirilmiş başarılı bir darbe olarak kutluyor. Putin, İstanbul’da, böyle bir projenin tamamlanmasının, “ulusal çıkarları savunma becerisinin iyi bir örneği” olduğunu söyledi. Erdoğan ise şunları ekledi: “Ülkelerin kendi şartları doğrultusunda doğalgazı nereden ve nasıl temin edecekleriyle ilgili kararlarına saygı duyulmalıdır. Devletin veya devletlerin egemenlik haklarını ihlal ederek kendi vatandaşlarına hizmet vermelerinin önüne geçecek baskıların hiç kimseye faydası olmayacaktır.”

Her iki devlet başkanı da, Avrupa’nın ya da Türkiye’nin Rusya’dan doğalgaz ithalatını arttırması durumunda karşı adımlar atma tehdidinde bulunmuş olan ABD Başkanı Trump’a atıfta bulunuyordu. ABD Enerji Bakanı Rick Perry, Kasım ayında Macaristan’ı ziyaret etmiş ve şu uyarıda bulunmuştu: “Rusya, Kuzey Akım 2’yi ve Türk Akımı’nı, Orta ve Doğu Avrupa’nın güvenliği ve istikrarı üzerindeki etkisini arttırmak için kullanıyor.”

Ne var ki söylediklerine kulak asılmadı. Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, buna, Türk Akımı’nın tamamlanmasının Macaristan için iyi haber olduğunu ve ülkenin enerji gereksinimlerini daha iyi karşılayacağını söyleyerek karşılık verdi. Henüz bir AB üyesi olmayan ve geleneksel olarak Rusya ile sıkı ilişkiler sürdüren Sırbistan ve Karadağ da, Rusya’dan daha fazla doğalgaz tedarikine ilgiye yaklaştı.

Almanya, enerji ve etki uğruna bu pokerde özellikle saldırgan ve muğlak bir rol oynuyor. Berlin, bir taraftan, Rusya’yı, özellikle Doğu Avrupa’da ve Balkanlar’da, stratejik bir rakip olarak görüyor ve NATO’nun Rusya sınırlarına askeri ilerleyişinde önemli bir rol oynuyor. Diğer taraftan ise, kesinlikle onsuz yapmak istemediği Rus enerji ithalatına ciddi ölçüde bağımlı durumda.

Enerji tedariki, çevreyi kirleten linyit kömürü ve havaya bağlı rüzgar ve su enerjisi dışında enerji kaynağı bulunmayan Alman ekonomisinin Aşil topuğudur. Berlin, her şeyden önce, Almanya’nın ABD’den ya da Suudi Arabistan gibi Amerikan etkisi altındaki devletlerden enerji ithalatına bağımlı hale gelmesini önlemek istemektedir.

Rusya’yı Baltık Denizi üzerinden doğrudan Almanya’ya bağlayan Kuzey Akım doğalgaz boru hattı, Washington ve bazı Doğu Avrupa devletleri ile ciddi bir anlaşmazlık konusudur. ABD Başkanı Donald Trump, boru hattının ikinci ayağının inşasına karşı (başlamasından beri) tekrar tekrar yaptırım tehdidinde bulundu. Kuzey Akım 1 ile Kuzey Akım 2’nin 100 milyar metreküplük toplam kapasitesi, Türk Akımı’nın kapasitesinin yaklaşık üç katıdır.

Her üç ülke de NATO üyesi olmasına rağmen, ABD ve Almanya, Türkiye’de de, gitgide daha çok rakipler olarak karşılaşıyorlar. Almanya, Türkiye’yi, Ortadoğu’ya giriş kapısı ve önemli bir satış pazarı olarak kullanıyor. Federal hükümet, Ankara’yla ilişkilerde, özellikle Suriye savaşındaki farklı tutumlar nedeniyle yaşanan uzun bir gerginlik döneminin ardından, Erdoğan’ın Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetine tepkisini ekonomik ilerleme sağlamak için kullandı.

Erdoğan’ın Eylül ayının sonunda Berlin’de resmi olarak ağırlanmasının ardından, Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, Ekim ayının sonunda, iş ilişkileri kurmak için, 30 şirket yöneticisi ile birlikte Türkiye’yi ziyaret etti. Siemens’in Alman hükümetinin desteğiyle pazarlık ettiği en kazançlı anlaşmalardan biri, Türk demiryollarının genişletilmesine ilişkin 35 milyar avroluk projedir.

Siemens’in geliştirmeyi planladığı rotaların bazıları, eski Bağdat Demiryolu hattı boyunca uzanıyor. 20. yüzyılın başlarında Alman imparatorluğunun bu hattı yaptırması, Alman emperyalizminin Ortadoğu’ya genişlemesinin bir simgesi haline gelmiş; sömürgeci güçler Fransa ve Büyük Britanya ile daha sonra Birinci Dünya Savaşı’nda patlayacak olan gerilimleri şiddetlendirmişti.

Birinci Dünya Savaşı’nın arifesi ile tek benzerlik bu değildir. Bütün emperyalist güçlerin giderek artan biçimde saldırgan ticaret ve ekonomi politikaları, Rusya ile Balkanlar’da ve Türkiye’de etki uğruna yaşanan çatışma, silahlanma harcamalarındaki devasa artış... Tüm bunlar, emperyalist güçleri 20. yüzyılda iki kez dünya savaşına sürüklemiş olan sorunların hiçbirinin çözülmemiş olduğunu göstermektedir.