Washington IŞİD’e karşı zafer ilan ederken, devasa insani kayıp görmezden geliniyor

Bill Van Auken
6 Nisan 2019

Son birkaç gündür, ABD Başkanı Donald Trump ve yönetimi, Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı “nihai zafer” kutlamaları düzenliyor.

Trump, 28 Mart Perşembe akşamı, Michigan, Grand Rapids’teki destekleyicileri önünde attığı sağcı nutukta, “IŞİD halifeliği yenildi, yüzde yüz,” diye böbürlendi.

ABD başkanı, geçtiğimiz hafta, gazetecilere, Irak’ın ve Suriye’nin öncesi ve sonrasına ilişkin –ters tuttuğu– haritaları gösterdi. İlk harita, önceden IŞİD işgali altında olan yerleri kırmızıyla gösterirken, bugüne ilişkin harita lekesizdi. Anlaşılan, bu gösteri, Pentagon’un, büyük ölçüde YPG milislerinden oluşan vekil güçlerine verilen bir sözü; bu sözümona zaferi ilk duyuran olmalarına izin verileceği sözünü altüst etmişti.

Suriye’nin doğusunda bulunan ve örgütün son kalesi olduğu bildirilen Baghuz’a Pentagon’un vekil milisleri ile yan yana muhabirlerini gönderen ABD medyası da duruma ayak uydurdu. Bir NBC muhabiri, o gelmeden önce cesetlerin ortadan kaldırılmış olduğunu kabul etti.

Irak ile Suriye’de akan kanın temizlenmesi, ABD’nin IŞİD’e karşı dört yıllık savaşına ilişkin haberlerin değişmez bir özelliği olmuştur. Şirket medyası içindeki birkaç yayın bile, Pentagon’un, amansız ABD bombardıman harekatında öldürülen on binlerce insanın çok azının sivil olduğuna ilişkin resmi hikayesini sorgulama zahmetine girmiştir.

Bu aynı ikiyüzlü medya, Suriye’nin Halep kentini İslamcı güçlerden geri alma yönündeki Rusya destekli harekatı bir savaş suçu olarak kınayan aralıksız bir yayın yapmıştı.

Pentagon, Perşembe günü, ABD’nin ve müttefiklerinin Ağustos 2014 ile bu yılın Şubat ayı arasında yaptığı 34.038 hava saldırısı sırasında Irak’ta ve Suriye’de öldürülen toplam sivil sayısının sadece 1.250 olduğunu iddia eden bir rapor yayınladı.

Bu rakam, ABD emperyalizminin Irak ve Suriye halkına karşı yaptığı gerçek katliamın kasten ve kaba bir şekilde çok büyük miktarda azaltılmasından ibarettir.

Sivil kayıplara ilişkin en kapsamlı kayıtları sağlayan örgüt olan Airwars, savaş sırasında 30.000 kadar sivil ölümden söz etmektedir.

Associated Press, Irak’ın Musul kentine yönelik yaklaşık iki yıl önceki kuşatma hakkında, ABD hava saldırılarının ve Pentagon ile müttefiklerinin topçu ve havan bombardımanları sonucunda 3.200 sivilin öldüğünü doğrulayan bir rapor yayınlamıştı. Başka güvenilir raporlar, Musul’daki ölü sayısını 10.000’in üstüne çıkarıyordu; Ortadoğu’daki daha güvenilir kaynaklardan biri olarak kabul edilen Irak Kürdistan istihbaratından bir yetkili ise, 40.000 dolayında insanın katledilmiş olduğunu söylüyordu.

Bu arada, Airwars, koalisyon güçlerinin Suriye’nin Rakka kentine Haziran ve Ekim 2017 arasında düzenlediği hava ve topçu saldırılarıyla 1.500 sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyordu. Bu bile, Pentagon’un hem Irak’a hem Suriye’ye yönelik dört yıllık bombardıman için verdiği toplam rakamdan fazladır. Geçtiğimiz Ekim ayında, Rakka’da, büyük kısmının ABD kuşatmasının kurbanlarına ait olduğuna inanılan 2.500 cesedin toplu mezarları ortaya çıkarılmıştı. Binlerce ceset daha toprak altında.

Bu iki kent de, Irak’ın kuzeyinin ve batısının ve Suriye’nin kuzeyinin ve doğusunun büyük kısmı ile birlikte, ABD bombardımanı eliyle yıkıma uğramış kalmayı sürdürüyor. Musul kuşatması, yaklaşık iki yıl önce, Temmuz 2017’de ve Rakka kuşatması da ondan üç ay sonra sona ermiş olsa da, Musul’un büyük kısmı, Rakka’nın neredeyse tamamı hala enkaz halinde.

Bir zamanlar iki milyona yakın nüfusuyla Irak’ın ikinci büyük kenti olan Musul’da yaşayanların yaklaşık üçte ikisi yerinden edilmiş durumda. Tahminen 130.000 Iraklının evi, kentteki hastanelerin yüzde 90’ı, onlarca okul ve altyapının büyük kısmı ABD bombardımanıyla yıkıldı. BM, kenti yeniden kurmaya başlamak için kaldırılması gereken 8 milyon ton dolayında enkaz ve moloz olduğunu tahmin ediyor. Kaynaklar ve donanım şimdi tahsis edilse, bu iş 10 yıl kadar sürebilir.

Kentte faaliyet gösteren tek uluslararası sivil toplum örgütü olan Danimarka Mayın Temizleme Grubu’ndan Lene Rasmussen, şunları söyledi: “Musul’da... çatıda dururken gördüklerinizden bunalmamak olanaksız. Bu genişleyen kentin tam olarak yarısı yerle bir edilmiş durumda ve enkazın altına gizlenmiş çok sayıda patlayıcı nedeniyle bunların içinden geçmek pratikte imkansız.”

Musul’un geride kalan nüfusunun öfkesi, geçtiğimiz hafta dopdolu bir feribotun Dicle Nehri’nde alabora olarak 100’den fazla insanın ölümüne yol açmasının ardından taştı. Irak devlet başkanı ve kent valisi yas tutanlara katılmaya kalkışınca, “Yolsuzluğa hayır... hepiniz hırsızsınız” diye bağıran kalabalığın saldırısına uğradılar.

Irak’ta, Musul’dan ve IŞİD karşıtı harekat eliyle büyük ölçüde yıkılmış olan Tikrit, Felluce ve Ramadi gibi diğer kentlerden yaklaşık iki milyon insan, ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Bu insanların büyük kısmı kamplarda ve Irak güvenlik güçlerinin ve mezhepçi milislerinin gaddarlığına maruz kalıyorlar. Erkekler işkence edilip öldürülmek üzere götürülüyor; kadınlar tecavüze ve cinsel tacize uğruyor.

Rakka’daki koşullar daha iyi değil. 30.000 evin tamamen yıkıldığı, 25.000 evin de kısmen tahrip olduğu tahmin ediliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün Genel Sekreteri Kumi Naidoo, Ekim ayında Rakka’yı ziyaretinin ardından, tanık olduğu “dehşet verici tahribat ve tam bir insani yıkım”ı betimlemiş ve “Rakka’da gördüklerim beni tümüyle şok etti,” diye belirtmişti.

Naidoo, şunları ekliyordu: “Kent, top ateşiyle dövülmüş binalardan oluşuyor, çok az su ya da elektrik var; ölüm kokusu havaya sinmiş. Orada hala yaşayabilen biri mantığa karşı gelmekte ve kentteki sivillerin fevkalade direncinin tanığı olarak durmaktadır.”

Hem Musul hem Rakka sakinleri, medyaya, koşulların, IŞİD’in acımasız ve gerici İslamcı egemenliği altında çok kötü olmakla birlikte, bugün bir hayli daha kötü olduğunu söylüyorlar.

Washington IŞİD’in nihai zaferi hakkında böbürlense de, bu İslamcı örgüt, gerçekte, ABD emperyalizminin kendi yarattığı canavardır. IŞİD, ABD’nin Afganistan’daki Sovyet destekli hükümeti devirmek üzere organize ettiği savaş sırasında CIA tarafından beslenmiş olan El Kaide’nin bir kolu olarak ortaya çıkmıştı. Örgüt, ABD’nin Irak’ta bir milyona yakın insanı öldürdüğü saldırı savaşı sırasında biçimlendi ve ardından, 2011’de Libya önderi Muammer Kaddafi’yi devirme savaşından yararlandı. Daha sonra, savaşçıları ve silahları, CIA’in yardımıyla, Suriye’deki rejim değişikliği savaşına akıtıldı.

IŞİD, sekiz milyonluk bir nüfustan oluşan ve Irak’ın yaklaşık yarısı ile Suriye’nin geniş alanlarını içeren toprakların kontrolünü, ABD’nin askeri müdahalelerinin yarattığı berbat koşullar ve CIA ile Washington’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi başlıca bölgesel müttefiklerinin büyük miktarda silah ve para tedarik etmesi sayesinde ele geçirebilmişti.

IŞİD’in Irak’taki ilerleyişi, Sünni nüfusun Bağdat hükümetinin uyguladığı ayrımcılığa ve baskıya yönelik öfkesi eliyle kolaylaştırıldı. Bu duygular, Musul’da ve Anbar Vilayeti kentlerinde yaşayan halkın şu anda karşı karşıya olduğu koşullar eliyle yalnızca derinleştiriliyor.

Trump, IŞİD’in yenilgisini ilk olarak geçtiğimiz yılın sonunda ilan edip, Washington’da siyasi bir fırtına tetikleyecek şekilde, bunun sonucunda “askerleri eve getireceği”ni belirtse de, Pentagon, o zamandan beri, ABD’nin Suriye’deki yasadışı askeri varlığının süresiz olarak devam edeceğini ortaya koymuş durumda.

Bu ayın başında, Pentagon yetkilileri, planın savaştan harap olan ülkede en az 1.000 ABD askeri bırakmak olduğuna ilişkin bir haberi yalanladılar ancak “bakiye kuvvet” olarak tanımlananlar için başka bir sayı vermediler.

Pentagon’un 2020 bütçesi, Suriye’de “sınır güvenliği gereksinimleri”ni desteklemeye ayrılan 250 milyon doların yanı sıra, “dikkatle incelenmiş Suriye muhalefeti” ortaklarını silahlandırıp desteklemeye 300 milyon dolar ayırıyor.

Washington’ın amacı, ülkenin başlıca petrol ve doğalgaz üreten bölgesi üzerinde kontrolü ele geçirip Suriye’yi İran’a karşı askeri saldırı hazırlığı için bir üs olarak kullanacak şekilde, Suriye’nin kuzeydoğusunda kendi etki alanını oluşturmaktır.

Bu arada, ABD, Suriye’ye karşı askeri operasyonlarda büyük bir rol oynaması için İsrail’i cesaretlendiriyor. Trump’ın, İsrail’in Golan Tepeleri’nin yasadışı işgal altındaki toprakları üzerinde egemenliğini tanıyan kararnamesi, Washington’ın İran’a karşı İsrail’e, Suudi Arabistan’a ve Basra Körfezi’nin diğer monarşik diktatörlüklerine dayanan bölgesel bir ittifakı pekiştirmesiyle bağlantılıdır.

İsrail, 27 Mart’ta, Suriye’nin Halep kentine hava saldırıları düzenledi. Haberlere göre, depoların vurulması, kentin elektriğini kesen ve en az dört kişinin ölümüne yol açan büyük patlamalara neden oldu.

IŞİD’e karşı sözde zafer, tam da ABD emperyalizminin Ortadoğu’da daha geniş ve kanlı bir savaş başlatmaya hazırlandığı sırada, bölgenin büyük kısmını, toplumsal patlamalar için koşulların oluşturulduğu bir çöle dönüştürmüştür.