Sudan’da egemenleri korumak için önleyici askeri darbe

Jean Shaoul
15 Nisan 2019

Sudan ordusu, aylardır rejimin gitmesi talebiyle devam eden kitlesel protestoları ve grevleri sona erdirmek amacıyla, Devlet Başkanı Ömer El Beşir’i görevden almak üzere müdahale etti.

Savunma bakanı ve devlet başkanı yardımcısı Avad bin Avf, Perşembe günü, ordunun, 1989’da darbeyle iktidarı ele geçiren El Beşir’i tutukladığını, anayasayı askıya aldığını, sınır geçişlerini ve ülkenin hava sahasını 24 saatliğine kapattığını duyurdu.

Bin Avf, ülkeyi askeri yönetim altına sokan üç aylık bir olağanüstü hal ilan etti; ordunun seçimler öncesinde iki yıllık bir geçiş dönemini yöneteceğini söyledi ve siyasi tutukluların serbest bırakılacağını iddia etti.

Askeri darbe, hükümetin ekmek fiyatlarını üçe katlayan kararının tetiklediği, dört aydır devam eden toplumsal huzursuzluğun ardından geliyor. Kendiliğinden protestolar, hızla, El Beşir’in istifa etmesini talep eden hükümet karşıtı gösteriler halini aldı. Hareket, işçilerin ülke genelindeki grevleriyle birlikte, halkın gitgide daha geniş kesimlerini içine çekti. Bunlara, Kızıldeniz’de bulunan Sudan Limanı’ndaki grev, büyük telekom merkezlerindeki ve başka şirketlerdeki iş bırakma eylemleri ve protestolar dahildi.

El Beşir, buna, hükümete yönelik direnişi ezmeyi amaçlayan, keskin nişancıların gerçek mühimmat kullanmasını, göz yaşartıcı gazı ve copu içeren acımasız önlemlerle karşılık verdi. Aralarında çocukların ve doktorların olduğu en az 60 kişi öldürüldü; onların bazıları, hapiste işkence sonucu hayatını kaybetti.

Güvenlik güçleri, yüzlerce göstericiyi tutuklamış; en az 800’ü uzun hapis cezalarına çarptırılmıştı. Kadınlar, kırbaç cezasına çarptırıldı. Araların ana muhalefet Ümmet Partisi’nin ve Sudan Komünist Partisi’nin (SCP) önderlerinin de bulunduğu çok sayıda muhalif gözaltına alındı.

Şubat ayında, El Beşir, kitlesel gösterileri yasaklayarak bir yıllık olağanüstü hal etti; valileri ordu ve güvenlik yetkilileri ile değiştirerek, kabinesini ve 18 bölgesel yönetimin tamamını azletti.

Bu adım, yaşam koşullarını dayanılmaz hale getiren işsizliğe, yükselen enflasyona ve dövize ve nakit paraya erişim üzerindeki denetimlere yönelik yaygın huzursuzluğu frenleyemedi. El Beşir rejiminin ülkenin çeşitli bölgelerinde bitmek bilmeyen savaşlarına, acımasız baskısına, yolsuzluğuna ve yaygın yoksulluğa kayıtsızlığına devasa bir halk öfkesi var.

Rejim, son 30 yıldır politikalarına yönelik her türlü muhalefeti bastırdı ve Güney Sudan ile Darfur’da kendi halkına karşı savaş yürüttü. Sudan’ın üçüncü iç savaşı olarak bilinen silahlı çatışmalar, Güney Kordofan ve Mavi Nil eyaletlerinde hala devam ediyor.

El Beşir, iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’nden (NCP) istifa ettiğini duyurmuş ve “ulusal diyalog” çağrısı yapan yakın ortağı Ahmed Harun’u partinin başkan yardımcısı olarak atamıştı. Ancak bu, burjuva muhalefetin bazı unsurlarını kendi tarafına çekme ve 2020’de düzenlenecek olan (Harun’un ya da Beşir’in yarışacağı) seçimler üzerinden NCP’nin iktidarını sürdürme manevrası olarak görüldü.

Sudan işçi sınıfının güçlü hareketi, Kuzey Afrika genelindeki (Cezayir’deki, Tunus’taki ve Fas’taki) ve dünya genelindeki işçilerin giderek büyüyen bir grev ve gösteri hareketinin parçasıdır.

Sudan’daki mitinglere, doktorların, avukatların ve öğretmenlerin Sudan Meslek Odaları’nı (SPA), Ulusal Mutabakat Güçleri’ni (NCF), Sudan’ın Çağrısı’nı, Birlikçi Topluluk’u ve Ümmet Partisi’ni içeren bir koalisyon önderlik ediyordu.

Stalinist SCP, “siyasi partilerin, silahlı grupların, kitlesel demokratik örgütlerin, meslek odalarının, işçi ve köylü hareketlerinin, öğrenci ve kadın sendikalarının mümkün olan en geniş ittifakı” çağrısı üzerinden, işçi sınıfını burjuva muhalefet eğilimlerine tabi kılmada çok önemli bir rol oynadı.

Hareketin Beşir’in gitmesiyle sınırlandırılması, şu anda kanıtlanmış olduğu gibi, her durumda rejime makyaj yapmaya hizmet edecekti. SCP’nin İslamcı muhalefet Ümmet Partisi ile kurduğu halk cephesi, bir ihanet cephesidir. Eski başbakan (1985-89) ve Ümmet önderlerinden Sadık El Mehdi, “iktidarı, barışa ve demokrasiye ulaşmak için yeni bir sistem inşa etmek üzere halkın temsilcileriyle görüşmeye uygun, seçilmiş bir ordu komutanlığına verme” çağrılarına önderlik etti.

İşçi ve gençlik kitleleri, bir askeri darbe ya da tepede yapılacak bir siyasi değişiklik için değil; tüm toplumsal düzenin köklü bir dönüşümü için sokaklara çıktılar. Cafer en Numeyri’yi, 16 yıllık iktidarından sonra, 1985’te, kitlesel protestoların ardından istifa etmeye zorlayan askeri darbenin yıldönümü olan Cumartesi gününden beri, Sudan’ın başkenti Hartum’daki ordu karargahının dışında kitlesel gösteriler meydana geldi. Gösteriye Cumartesi günü en az 800.000 insan katılırken, ertesi gün sayı 2 milyona yükselmişti. Bu, Sudan’ın çalkantılı tarihinde, hükümete karşı en büyük protestoydu.

Güvenlik güçlerinin savunma bakanlığının dışındaki kitlesel bir oturma eylemini dağıtmaya çalışmasının ardından, bazı askerlerin göstericileri korumak için müdahale ettiğine ilişkin haberler geldi. El Beşir’in tetikçileri, en az 20 kişiyi öldürmüştü.

Pazartesi günü, Al-Ahram Online, Pazar günü El Beşir’in başkanlığında düzenlenen Ulusal Savunma ve Güvenlik Konseyi toplantısının ardından, “Ordunun tarafını seçtiği belli oldu,” diye bildiriyordu. Konsey, Sudan’ın resmi haber ajansı tarafından yayınlanan ve “protestocular, toplumun kulak verilmesi gereken bir kesimini temsil ediyorlar,” diye belirten bir açıklama yaptı. Konsey, El Beşir’in kenara çekildiği ve ordunun “halk lehine” müdahale ettiği bir anlaşma tezgahlamıştı.

Al-Ahram’a göre, ordu, El Beşir’in yerini kimin alacağı konusunda bölündü. Bir hizip, ordu istihbaratının başındayken Darfur’da işlenen savaş suçları nedeniyle, El Beşir gibi, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından arandığı için, Avf’a karşı çıktı. El Beşir güçleri, 400.000 dolayında insanı öldürmekle suçlanıyor. Koltuğa aday diğer askerler arasında, Genelkurmay Başkanı Korgeneral Emad Al-‎Din Mustafa Adavi ve Korgeneral Kemal Abdul Maruf var.

Darbeye, bu hafta başında Beyaz Saray’a ikinci ziyaretini yapan Sudan’ın komşusu Mısır diktatörü General Abdülfettah El Sisi ile birlikte, ABD ve Sudan’daki eski sömürgeci güç Britanya tarafından açıkça yeşil ışık yakılmıştı. El Sisi’nin Başkan Donald Trump ile görüşmeleri, Cezayir’deki rejim karşıtı protestoları etkisiz hale getirme yönündeki benzer bir girişim (ordu, Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika’nın istifasını duyurdu) ve Libya’da şiddetlenen iç savaş bağlamında gerçekleşti.

Libya’ya ve Sudan’a değinen El Sisi, şunları söyledi: “Libya’da ya da Sudan’da, militan İslamcı faaliyeti hoş gören ve daha da kötüsü görmezden gelen bir önderliğin gelişmesini göze alamayız. Bu yüzden … Sudan’da iktidarın her türlü olası geçişini dikkatle takip ediyoruz.”

Çarşamba günü, 2005’te 30 yıllık iç savaşı sona erdiren ve Güney Sudan’ın ayrılmasının önünü açan Kapsamlı Barış Anlaşması’nda önemli bir rol oynamış olan ABD, Britanya ve Norveç, önleyici darbeyi destekleyen bir açıklama yaptı. Açıklamada, şunlar belirtiliyordu: “Sudanlı yetkililerin halkın bu taleplerine ciddi ve inandırıcı bir şekilde karşılık vermelerinin zamanı geldi. Sudan halkı, kapsayıcı ve daha büyük meşruiyeti olan bir siyasi sisteme geçmeyi talep ediyor.”

El Beşir’in düşmesi coşkuyla karşılansa da, gösteriler devam ediyor. Bazı protestocular El Beşir’e ilişkin açıklamayla dalga geçtiler. Bir Twitter kullanıcısı, “Çok komik. Avad bin Avf, muhtemelen bu konuşmadan [sonra] çıkıp dosdoğru ev hapsindeki Beşir’e gitmiştir,” diye yazdı.

Sudan Meslek Odaları, yaptığı açıklamada, “Bu bir darbedir ve yerimizden kımıldamıyoruz,” dedi ve yetki “devrim güçlerini temsil eden bir sivil geçiş hükümetine” geçene kadar protestoları sürdürme çağrısı yaptı.

Ancak, bir sivil geçiş hükümetini, Sudanlı işçilerin karşı karşıya olduğu devasa toplumsal ve ekonomik sorunları çözecek olan bir demokrasi baharı yaratabilirmiş gibi sunma girişimleri de, en az bir askeri geçiş konseyi kadar hilelidir. Her iki durumda da, ülke, küçük bir zengin kliğinin hakimiyeti altında kalmaktadır. Sudan’da demokratik bir rejim kurmanın tek yolu, işçi sınıfının kapitalizme karşı ve sosyalizmi inşa etme uğruna daha geniş uluslararası mücadelesi bağlamında, işçi sınıfı önderliğinde iktidarı alma ve tüm egemen sınıfın haksız servetini kamulaştırma mücadelesinden geçmektedir.