Sudan: Protesto önderleri Askeri Geçiş Konseyi ile işbirliği yapmayı kabul etti

Jean Shaoul
30 Nisan 2019

Sudan’daki Askeri Geçiş Konseyi (TMC), kıdemli otokrat Ömer El Beşir’in görevden alınmasını dayatmış olan protesto hareketinin önderleriyle, iki yıllık bir süreçte sivil yönetime geçişe önderlik edecek ortak bir kurul oluşturmayı kabul etti. Ordu, 11 Nisan’da, aylardır devam eden grevleri ve protestoları sona erdirmeyi amaçlayan başarısız bir girişimle, Beşir’i devirmişti.

Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri olarak bilinen koalisyonda yer alan muhalefet temsilcisi Ayman Nimir, “Bugün, olumlu adımlar attık ve tüm taraflar için tatmin edici bir anlaşmaya varmayı bekliyoruz” dedi.

TMC, en önemli içişleri ve savunma makamlarını elinde tutacak ve böylece, sivil bir görünüm arkasında ordunun egemenliğini garantiye alacak bir “teknokratlar” hükümeti istiyor.

Küçük, varlıklı bir kliğin hakimiyeti altındaki bir ülkede, bu tür bir uzlaşmayı Sudanlı işçilerin karşı karşıya olduğu devasa toplumsal ve ekonomik sorunları çözecek gerçek demokrasiye doğru bir adım olarak sunma yönündeki her türlü girişim, haince bir yalandır. Bu uzlaşma, doktorların, avukatların ve öğretmenlerin Sudan Meslek Odaları’nı, Ulusal Mutabakat Güçleri’ni (NCF), Sudan’ın Çağrısı’nı, Birlikçi Topluluk’u, Ümmet Partisi’ni ve Sudan Komünist Partisi’ni (SCP) içeren Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile protesto gösterileri düzenleyen milyonlarca işçi ve genç arasında var olan derin uçurumu açığa vurmaktadır.

İşçiler ve gençler, sivil görünümlü askeri bir rejim, teknokratlar hükümeti ya da yönetimin tepesinde yeniden düzenleme için değil, tüm toplumsal düzenin kökten dönüşümü için sokaklara dökülmüştüler ve şimdiden, TMC ile anlaşmaya yönelik öfkelerini dile getiriyorlar.

2011-2013 Mısır Devrimi’ne ne olduğunu bilen protestocular, ordunun 11 Nisan’da El Beşir’i devirmesini izleyen haftalarda başkent Hartum’da kitlesel mitinglere devam ettiler ve askeri yönetimin sona ermesini talep ettiler.

Rejimin içinden biri olan ordu komutanı ve El Beşir’in yakın yardımcısı Avad bin Avf’ın ülkeyi iki yıl yönetmek üzere Askeri Geçiş Konseyi’nin geçici önderi olarak atanmasına ve olağanüstü hal ile sokağa çıkma yasağını kapsayan bir askeri yönetimin dayatılmasına öfkeli olan kitleler, hızla sivil yönetime geçilmesini talep ettiler.

Avf, El Beşir’in tutuklu olduğunu iddia ettiğinde, bu, yaygın bir kuşku ile karşılaştı ve hiç kimse onun hapiste olduğuna inanmadı. Protestocular, El Beşir’in, yolsuzluktan, iktidarı kötüye kullanmaktan ve halka karşı suç işlemekten kovuşturulup hapse atılmasını talep ettiler. Avf, geçiş döneminin, “kaos olmadan” idare edilmesi durumunda bir ay kadar kısa sürebileceğini iddia ederek protestocuları yatıştırmaya çalıştı. Bu, güvenlik güçlerinin, baskıyı gerekçelendirmek için “kaos” kışkırtabileceğine ilişkin bir tehdit olarak görüldü.

Protestolar, TMC’yi, El Beşir’in devrilmesinden sonraki 48 saat içinde, Avf’ın istifa ettiğini ve onun yerini Korgeneral Abdülfettah Burhan’ın aldığını duyurmaya zorladı.

TMC, daha sonra, yolsuzluğa karşı bazı önlemleri, kimi eski yetkililerin istifa ettiğini ya da görevden alındığını ve bazı tutuklamalar olduğunu duyurdu.

Askeri Geçiş Konseyi, en azından bir dereceye kadar Suudi Arabistan’daki efendilerinin desteğini kazanmak için, El Beşir’in Müslüman Kardeşler’e bağlı Ulusal Kongre Partisi’ni (NCP) siyaset sahnesinden uzaklaştırdı. Askeri istihbarat, El Beşir’in, evinde nakit dolu bavulların bulunmasından sonra Kobar hapishanesine gönderilmesinin ardından, başsavcı tarafından sorgulandığını iddia ediyor.

Tüm bu iddialar, nefret ve kuşku ile karşılaştı. Geçtiğimiz hafta, Hartum’da kamp kuran protestoculara, Atbara’dan trenle gelen binlerce işçi katıldı. İşçilere, yol boyunca, kentlerden, kasabalardan ve köylerden binlerce kişi daha dahil olmuştu. Yeni bir genel grev yönünde çağrılar söz konusuydu.

Atbara, Sudan’ın 1956’daki bağımsızlığı öncesinde ve sonrasında, sendikacıların ve siyasi aktivistlerin bir merkezi olmuştur. 19 Aralık’ta, ekmek sübvansiyonlarının kaldırılması ve ekmeğin maliyetinin üçe katlanması üzerine protestoların başladığı ve öğrencilerin NCP bürolarını ateşe verdiği yer, burasıydı. Gösteriler, birkaç gün içinde, ülke genelinde, artan hayat pahalılığını ve limanların ve demiryollarının özelleştirilmesinin işlere etkisini protesto eden ve El Beşir’in istifasını talep eden genel bir siyasi hareket haline gelmişti.

Geçtiğimiz hafta, Kahire’de, Mısır’ın askeri diktatörü General Abdülfettah El Sisi’nin dönem başkanlığı altında düzenlenen Afrika Birliği (AU) toplantısının, askeri konseye demokratik reformları hayata geçirmesi için üç ay süre verme kararı öfkeye yol açtı. Bu, AU’nun, Sudan’daki TMC’ye, iktidarı sivillere verme ya da AU üyeliğinin askıya alınması ile karşılaşma arasında tercih yapması için daha önce vermiş olduğu 15 gün süreyi uzatıyordu.

El Sisi, TMC’ye desteğini dile getiren ilk kişilerden biriydi.

Protestocular, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin Müslüman Kardeşler örgütü önderliğindeki hükümet döneminde, seçilmiş hükümeti deviren ordu komutanının ve savunma bakanının El Sisi olduğunun bilincindeler. Sisi, darbeye yönelik muhalefeti kanda boğdu ve kendisine 2030’a kadar iktidarda kalma olanağı veren bir yasayı geçirdi. El Sisi, güney komşusu Sudan’ı ülkesinin zayıf noktası olarak görüyor.

Pankartlar taşıyan, El Sisi’ye karşı sloganlar atan ve ondan ülkelerinin işlerine burnunu sokmaya son vermesini talep eden binlerce kişi, Hartum’daki Mısır büyükelçiliğine yürüdü. Mısırlı yetkililer, son aylarda, El Beşir’in vahşi rejiminden kurtulmak için Mısır’a kaçan düzinelerce Sudanlı aktivisti sınır dışı edip Sudan’a teslim etmişti.

Sudan’daki Askeri Geçiş Konseyi, büyük emperyalist güçlerin ve bölgedeki diktatörlerin desteğine güvenebileceğini biliyor. Bölgedeki diktatörler birbirlerinden nefret etseler de, işçi sınıfından ve yoksul köylülerden duydukları korku ve onların sallantıdaki rejimleri için doğurduğu tehdit çok daha büyük.

Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Darfur’daki soykırım dahil olmak üzere savaş suçlarıyla suçlanmasını destekleyen ABD ve Avrupa Birliği, Beşir’e uzun süredir karşı çıkıyor ve onu açıkça desteklemiyor. Ancak onların en son isteyeceği şey, Kızıldeniz’in yanında, bölgedeki petrolün büyük kısmının geçtiği Süveyş Kanalı’nın giriş kapısında ve Afrika Boynuzu’da stratejik bir konuma sahip olan Sudan’da istikrarsızlık çıkması ve Avrupa’ya doğru yeni bir sığınmacı dalgasının başlamasıdır. Washington, Sudan’ın süratli bir şekilde demokrasiye geçmesi çağrısı yapan bir açıklama yayınladı.

Hem Basra Körfezi’ndeki monarşiler, hem de Türkiye, Rusya ve Çin, Afrika Boynuzu’nda etki uğruna rekabet ediyor. Onların çatışan gündemleri ve yerel vekilleri, Sudan’daki ekonomik ve siyasi yaşama hakim olan dar çevreler içindeki iktidar mücadelelerini yalnızca daha da belirginleştirmeye hizmet edecektir.

Haberlere göre, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan’a, nakit, gıda, ilaç ve petrol ürünleri biçiminde, 3 milyar dolarlık bir yardım teklif etti. Sudan, petrol zengini güneyin 2012’de ayrılmasının, Güney Sudan’daki iç savaşın ve güneyden Port Sudan kentine boru hattı üzerinden petrol nakliyesinden gelen geliri kaybetmesinin ardından neredeyse batmış durumda. Rusya ve Kızıldeniz yakınındaki Suakin’da bir askeri üs kurmaya uğraşan Türkiye, yakıt, buğday ve başka yardımlar taahhüt etti. Bu arada, Rus paralı askerleri Sudan’ın güvenlik güçlerini eğitiyor.

Protestocular, karşıdevrime destek olarak gördükleri Suudi yardımını reddettiler ve “Suudi desteği istemiyoruz” sloganı attılar. Hükümetin Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa verdiği desteğe ve sulanmış geniş arazileri yerli çiftçiler zararına Körfez şirketlerine satmasına devasa bir muhalefet var.

Sudan işçi sınıfı hareketi, Kuzey Afrika (Cezayir, Tunus ve Fas) ve dünya genelindeki işçilerin giderek büyüyen bir grev ve gösteri dalgasının parçasıdır. Sudan’da demokratik bir rejim kurmanın tek yolu, işçi sınıfının, bütün çürümüş burjuva partilerinden, sendikalardan ve kapitalizm yanlısı ittifaklardan bağımsız bir şekilde, iktidarı almak ve sosyalizm uğruna uluslararası mücadelenin parçası olarak rejimin haksız servetini kamulaştırmak üzere önderlik ettiği bir mücadeleden geçmektedir.