İsrail’in Gazze’yi vurması istila korkularını canlandırıyor

Jean Shaoul
7 Mayıs 2019

İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu, hafta sonunda, geçtiğimiz ayki seçimlerde aşırı sağcı bloğunun zafer elde etmesinin ardından yeni parlamentoda yemin etmesinden sadece birkaç gün sonra, Gazze’nin savunmasız halkına en az 150 noktayı hedef alan büyük çaplı bir hava saldırısı düzenlenmesi emri verdi.

Bununla beraber, bölgenin en güçlü silahlı kuvveti olan İsrail ordusu (IDF), günlerce sürmesi planlanan bir harekatla, bu küçük Filistin toprağında, konutları, camileri, dükkanları ve medya kurumlarını kapsayan 200 yere top atışı yaptı.

Gazze sağlık bakanlığına göre, öldürülen 16 Filistinli kurban arasında, sekiz militanın yanı sıra, hamile bir anne ile 14 aylık bebeği de vardı. Saldırılarda 70 dolayında Filistinli de yaralandı.

İsrail, silahlı kuvvetlerinin Hamas komutanı Hamid Ahmed Abed Kudri’yi arabasındayken bir hava saldırısıyla öldürdüğünü söyleyerek, doğrudan hedef alarak bir suikast düzenlediğini kabul etti. Saldırıda üç kişi de yaralandı.

İsrail hükümeti, 34 yaşındaki komutanın, İran’dan Gazze’deki terör örgütlerine para aktarımından sorumlu olduğunu iddia etti. Bu, 2014’ten beri itiraf edilen ilk hedef gözeterek öldürme olayıydı ve İsrail İçişleri Bakanı Gilad Erdan’ın, hedef gözeterek öldürme politikasına geri dönme çağrısı yaptığı koşullarda meydana geldi.

İsrail kuvvetlerinin Gazze kentinde hedef aldığı yerlerden biri, Türkiye devletine ait Anadolu Ajansı’nın bulunduğu binaydı. Bina, uyarı atışlarının ardından, İsrail tarafından atılan en az beş roketle kötü bir şekilde zarar görmüş olmasına rağmen, ölü ya da yaralı haberi gelmedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kınanan saldırı, İsrail ile Türkiye arasında zaten gergin olan ilişkileri büyük olasılıkla daha da kötüleştirecek. Geçtiğimiz ay, Erdoğan, İsrail başbakanının ondan bir “diktatör” ve “alay konusu” diye söz etmesinin ardından, Netanyahu’yu “zorba” olarak adlandırmıştı.

Erdoğan, Pazar günü, Twitter’da şunları yazdı: “İsrail'in Anadolu Ajansı'nın Gazze ofisine yönelik gerçekleştirdiği saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Türkiye ve Anadolu Ajansı, tüm bu saldırılara rağmen Gazze ve Filistin'in diğer bölgelerindeki İsrail terörünü ve zulmünü dünyaya haykırmaya devam edecektir.” Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, İsrail’in Anadolu Ajansı’na yönelik saldırısının amacının “yeni suçlarını örtbas etmek” olduğu suçlamasında bulundu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da, şu mesajı yayınladı: “Gazze’deki Anadolu Ajansı binasının hedef alınması İsrail saldırganlığının yeni göstergesi. İsrail’in uyguladığı şiddet insanlığa karşı suçtur. Bu saldırıdan İsrail kadar onu cesaretlendirenler de sorumludur. Dünyada tek kalsak bile Filistin davasını sonuna kadar savunacağız.”

Aynı zamanda savunma bakanı olan Netanyahu, ordunun, Filistin topraklarından İsrail’in güneyine yapılan yüzlerce roket saldırısına karşılık olarak, Gazze Şeridi’ndeki hedeflere yönelik “büyük çaplı saldırılarına” devam edeceğini söyledi ve şunları ekledi: “Bu sabah [orduya] Gazze Şeridi’ndeki terör unsurlarına yönelik büyük çaplı saldırılarını sürdürme ve Gazze Şeridi çevresindeki birlikleri tanklar, ağır silahlar ve piyade kuvvetleri ile pekiştirme emri verdim. Hamas, hem kendisinin, hem de İslami Cihat’ın İsrail’e karşı saldırılarından sorumludur ve bunun için çok ağır bir bedel ödüyor.”

Netanyahu’nun açıklaması, bir kara istilasından duyulan korkuları canlandırdı. İsrail medyasına göre, savunma bakanlığından üst düzey kaynaklar, bir süre devam edecek bir savaş beklediklerini söylüyorlar.

İsrail’in patronu ABD, her zaman olduğu gibi, İsrail’in açıkça arkasında durdu. Gazze’den yapılan roket saldırılarını kınayan ABD, İsrail’in “bu tiksindirici saldırılara karşı meşru müdafaa hakkı”na tam desteğini açıkladı.

Avrupa Birliği de Filistinlileri suçladı ve Mısır ile Birleşmiş Milletler’in Filistinlileri dize getirme girişimlerine arka çıkarak, tırmanmanın derhal yatışması çağrısı yaptı. AB sözcüsü Maja Kocijancic, “Gazze’den İsrail’e roket atışı derhal durmalıdır. Sivillerin yaşamlarının korunduğundan emin olmak için, bu tehlikeli durumun acilen yatışması gerekiyor,” dedi ve utanmazca ekledi: “Hem İsrailliler, hem Filistinliler barış ve güvenlik içinde ve onurlu bir şekilde yaşama hakkına sahiptir.”

Arap rejimleri, İran’a karşı önemli bir müttefik olarak gördükleri İsrail’le, uzun süre önce, resmen ya da fiili olarak barışmışlardı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik gaddarlığındaki bu son tırmanış, İsrail kuvvetlerinin, iki ayrı olayda dört Filistinliyi öldürmesinin ve geçtiğimiz Cuma günkü protestolara katılan en az 50 kişiyi yaralamasının ardından geliyor. Gazze-İsrail sınırı yakınında bir yılı aşkın süredir devam eden protestolarda, Filistinli sığınmacıların artık İsrail olan topraklardaki evlerine geri dönme hakkı ve İsrail’in Gazze’ye yönelik suç oluşturan ve insanlık dışı ablukasının kaldırılması talep ediliyor.

Uluslararası hukuk altında yasaklanmış bir toplu cezalandırma olan bu on iki yıllık kuşatma, bölgeyi, iki milyon sakini için bir açık hava hapishanesine çevirmiş ve Gazze halkını gündelik yaşamın temel gereksinimlerinden (temiz su, sağlık önlemleri ve elektrik) yoksun bırakmıştır. İsrail’in Gazze’de ölüm saçan ve altyapısının büyük kısmını yok eden üç savaşının yanı sıra, bu kuşatma, bölgenin ekonomisini mahvetmiş ve Gazze’yi neredeyse yaşanmaz hale getirmiştir. ABD’nin Birleşmiş Milletler Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi (UNRRA) üzerinden Filistinlilere yardımı sonlandırmasıyla birlikte, nüfusun yüzde 50’den fazlası işsiz durumda ve yoksulluk aşırı boyutlarda.

Gazze sağlık bakanlığı, İsrail ordusunun iki kişiyi vurarak ve iki Hamas savaşçısını da bir hava saldırısıyla öldürdüğünü bildirdi. İsrail ordusu, bunun, sınırda iki İsrailli askerin yaralanmasına neden olan bir ateş açma olayına yanıt olduğunu söyledi.

İsrail ordusu, geçtiğimiz yılın 30 Mart gününden bu yana, sadece iki askerini kaybederken, en az 267 Filistinliyi öldürdü ve 29.000’den fazlasını da yaraladı. Yaralıların büyük kısmı ömür boyu sakat kalacak. İsrail’in protestolar sırasında Gazze’de yaptıklarını araştıran BM Bağımsız Soruşturma Komisyonu, keskin nişancıların, aralarında çocukların, gazetecilerin ve sakatların bulunduğu sivilleri “kasten” vurması nedeniyle, bunların “savaş suçları ya da insanlığa karşı suç oluşturabileceğini” belirtmişti.

İsrail’in Mısır’ın arabuluculuk ettiği bir anlaşmanın şartlarına uymaması da gerilimleri yükseltiyor. 2006’daki seçimleri kazanmasından beri Gazze’yi kontrol eden burjuva İslamcı örgüt Hamas, anlaşmanın, İsrail ile Mısır’ın 2007’den beri uyguladığı ablukanın gevşetilmesine yol açacağını umuyordu.

Hamas’a göre, denizcilik denetimlerinde, balıkçılık sınırını altı deniz milinden 15 deniz miline çıkaran bazı yumuşamalar söz konusu olmuştu ancak İsrail, geçtiğimiz Salı günü, Gazze’den ateşlenen ve hiçbir zarara neden olmayan bir roket saldırısının ardından, sınırı yeniden azalttı. Hamas, ayrıca, İsrail’i, Gazze’nin nakit sıkıntısı çeken kamu kuruluşlarında maaşları ödemek için Katar’dan gelen paranın aktarımını ertelemekle ve bölgeyi felç eden elektrik kesintilerini azaltmamakla suçluyor.

Perşembe günü, İsrail, sınırın ötesinden yangın bombaları ve patlayıcılar taşıyan balonlar geldiğini iddia etmesinin ardından, Hamas’a ait bir askeri kampı vurdu. Balonlar nedeniyle herhangi bir zarar meydana gelmemişti.

Ölümler, İsrail ile herhangi bir uzlaşmaya varmaya çalışmanın apaçık faydasızlığı ve İsrail’in aralıksız provokasyonları, Filistinli militanları, İsrail’in Mart ayında Gazze’ye düzenlediği acımasız bombardımanın ardından yapılan bir aylık ateşkesi bozacak şekilde, İsrail’e roket fırlatmaya kışkırttı. İsrail ordusu Demir Kubbe savunma sisteminin düzinelerce roketi engellediğini belirtirken, roketlerin bir kısmı savunma sistemini geçmiş ve üç İsrailli sivilin ölümüne, başkalarının da yaralanmasına neden olmuştu. Bunlar, 2014’te Hamas’la yapılan savaştan beri, Gazze’den atılan roketlerle gerçekleşen ilk sivil ölümleri.

Çatışmalar hafta sonu tırmanırken, roket atışıyla bir İsrailli daha öldü. İsrail medyası 83 İsraillinin hastanede tedavi gördüğünün üzerinde ısrarla dursa da, onların en az 62’si panik atak geçirmişti.

Netanyahu, Filistinlilere yönelik bu son acımasız saldırısıyla, aşırı sağcı müttefiklerine, kendisinin, İsrail’in güvenliğinin (Batı Şeria’daki, Doğu Kudüs’teki ve Suriye’nin Golan Tepeleri’ndeki yerleşimler dahil) en ateşli savunucusu olduğunu göstermek istiyor. Bu, İsrail’in Filistinliler ile “barış” ya da geçici bir anlaşma (modus vivendi) yapma istediğine ilişkin her türlü görüşe nokta koyuyor.

Netanyahu, aynı zamanda, İsrail içindeki toplumsal gerilimleri dışarıya doğru saptırma peşinde koşuyor. İsrail, ekonomik açıdan dünyadaki en eşitsiz gelişmiş ekonomilerden biridir ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) içinde yer alan ülkeler arasında en yüksek yoksulluk oranına sahiptir. Ülkede, akıl sağlığı yerinde olmayan Etiyopya kökenli bir İsraillinin polis tarafından vurulup öldürülmesine yönelik soruşturma talep eden binlerce kişinin kitlesel protestosuna ve artan hayat pahalılığına karşı işçi sınıfının büyüyen bir grev ve gösteri dalgasına tanık olundu.