Trump’ın İran’a hava saldırılarını iptal etmesi: III. Dünya Savaşı’na on dakika

25 Haziran 2019

Perşembe gecesi Trump yönetiminin İran’a karşı hava saldırıları emri verip ardından iptal etmesini çevreleyen bulanık ve son derece tehlikeli olaylar, dünyanın, nihayetinde tüm gezegeni tehdit eden yıkıcı bir savaşa ne kadar yakın olduğunu gözler önüne serdi.

Trump, kendi açıklamasına göre, İran’ın füze ve radar tesislerinin bombalanmasını, ABD’nin Tomahawk seyir füzelerinin havalanmasından sadece 10 dakika önce iptal etmiş.

ABD başkanı, Cuma günü attığı çok az uyumlu ve oldukça çelişkili bir dizi tweette, hava saldırılarının emrini, Perşembe akşamı İran’ın ABD Donanması’na ait bir RQ-4 Global Hawk casus uçağını vurup düşürmesine misilleme olarak vermiş olduğunu iddia etti. Tahran, bu insansız hava aracının (İHA) kendi hava sahasını ihlal etmekle suçlamıştı.

Washington, buna, İHA’nın uluslararası sularda uçtuğu ve füze saldırısının “kışkırtılmamış” olduğu karşılığını verirken, İran, Cuma günü, kendi topraklarına düşen ve fiyatı tahminen 200 milyon dolar civarında olan İHA’nın parçalanmış parçalarını sergileyerek iddialarını destekledi.

Trump, Twitter’da şunları yazdı: “3 ayrı noktada misillemede bulunmak için hazırlandık ve silahları doldurduk [metinde aynen böyle] ki ben ‘kaç kişi ölecek’, diye sordum. Bir General, ‘150 kişi efendim’, yanıtını verdi. Saldırıyı gerçekleşmeden 10 dakika önce durdurdum.”

ABD’nin uçak gemisi saldırı grubu [Kaynak: ABD Donanması]

ABD başkanı, devamında, böylesi bir ölü sayısının “bir insansız hava aracının vurulup düşürülmesine orantılı olmadığı” konusunda kaygıları olduğunu ileri sürüyordu.

Militarizm adına sözcükleri uygunsuzca kullanarak Twitter’da alay konusu olması bir yana, Trump’ın orantısız sayıda İranlının ölümü hakkında kaygı duyduğu iddiası hiç inandırıcı değildir.

Trump yönetimi, ABD’nin Irak’taki savaşını ve Obama döneminde başlayan Suriye’deki savaşını sürdürüp tırmandırdı; Musul ve Rakka kentlerini yerle bir eden kanlı kuşatmalar düzenledi; bu savaşlarda kullanılan ABD bombaları ve topları on binlerce kişiyi öldürürken, ABD toplamda iki kayba uğradı.

Dahası, ABD, Suudi monarşisini tepeden tırnağa silahlandırdı ve ona, Arap dünyasının en yoksul ülkesi olan Yemen’e karşı soykırımsal savaşında doğrudan lojistik ve askeri destek sağladı. Bu savaş, yaklaşık 80.000 sivilin yaşamına mal oldu ve milyonlarca insanı açlıktan ölümün eşiğine getirdi.

Orantılılık anlayışı, ABD emperyalizminin yaklaşık otuz yıl önceki birinci Körfez Savaşı’ndan bugüne Ortadoğu’da yürüttüğü kanlı çatışmaların hiçbirinde geçerli değildi.

Trump, hava saldırılarını, İranlıların yaşamından duyduğu kaygıdan dolayı değil; askeri danışmanlarının onu uyarması nedeniyle iptal etti. İran’daki ölü sayısı, kaçınılmaz olarak, bir askeri tırmanma sarmalını tetikleyecek ve ABD’nin Irak ile Afganistan’daki müdahalelerini fazlasıyla gölgede bırakan topyekün bir savaşla sonuçlanacak şekilde, çok daha fazla ABD askerinin yaşamına mal olabilecek bir misillemeye yol açacaktı.

ABD, bölgeye bir uçak gemisi muharebe grubu ve nükleer kapasiteli B-52’lerin önderlik ettiği bir bombardıman uçakları grubunu sevk edip, bölgede çoktandır konuşlu olan 20.000 askere 2.500 asker daha eklemiş olsa da, bu tür bir savaş için hala hazır değildir.

Şimdi, bu hazırlıklar yapılacak. Trump’ın Cuma günü Twitter’da yazdığı gibi, “Acelem yok. Ordumuz yeniden yapılanıyor, yeni, harekete geçmeye hazır ve açık ara dünyanın en iyisi. Yaptırımlar [İran’a] acı veriyor ve dün gece bunlara yenileri eklendi.”

Altı dünya gücü ile birlikte yapılan 2015 İran nükleer anlaşmasını yırtıp atan Beyaz Saray, defalarca, bir yıl önce uygulamaya koyduğu yaptırımları İran hükümetini yeni bir müzakere sürecine girmeye zorlamak için kullanmak istediğinin sinyalini verdi.

Washington’ın bu tür görüşmelerde talep ettiği şey, İran’ın sivil nükleer programını bütünüyle sona erdirmesi, balistik füzelerinden vazgeçmesi ve geniş Ortadoğu’daki tüm bağlarını ve etkisini sonlandırmasıdır. Özü itibariyle, amaç, İran’ı, 40 yıl önce bir halk devrimi ile alaşağı edilen Şah’ın ABD destekli diktatörlüğünden bile daha yoğun bir şekilde ABD emperyalizminin egemenliği altındaki bir yarı sömürge haline getirmektir.

Bu tür hedefler barışçıl yollarla gerçekleştirilemez; dosdoğru savaşa yol açarlar. ABD’li yetkililerin savunduğu “diplomasi”, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Adolf Hitler önderliğindeki Nazilerin uyguladığı “diplomasi”yi fazlasıyla hatırlatmaktadır.

ABD emperyalizmi, İran’a karşı saldırısı üzerinden, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da bir milyondan fazla yaşama mal olan ama istikrarlı ABD kuklası rejimler kurma hedefine ulaşmakta acınası bir şekilde başarısız olan savaşlar ve rejim değişikliği müdahalelerinde uğradığı yıkımları tersine çevirmeye çalışıyor. Bu müdahaleler, bölgede İran, Rusya ve Çin gibi rakiplerinin etkisinin artmasıyla sonuçlandı.

Irak’ın 2003 istilası zamanındaki nüfusunun üçü katı bir nüfusa sahip ve onun dört katı büyüklükte olan İran’a karşı bir savaş, kaçınılmaz olarak tüm bölgeyi içine çekecektir. Çarşamba günü, İsrail ordusu, İran’ın müttefiki olan Lübnanlı Şii hareket Hizbullah ile bir çatışmaya hazırlanmak için binlerce askerin katıldığı savaş oyunlarını tamamladı.

Dahası, İran’a açılan bir savaş, ABD’nin Çin ile cepheleşmesini kaçınılmaz olarak tırmandıracaktır. İran’ı Avrasya’nın bütünleşmesini derinleştirme yönündeki Bir Kuşak Bir Yol girişimindeki stratejik bir halka olarak gören Çin, ekonomisini ayaktan tutan Ortadoğu’daki petrol kaynaklarını ABD emperyalizminin mutlak hakimiyetine terk edemez.

Pentagon’a bağlı Genelkurmay Başkanlığı, geçtiğimiz hafta, ABD ordusunun, ABD’yi ve “büyük güç” rakiplerini kapsayan “düşünülemez” bir çatışmaya hazırlandığının açık bir belirtisi olarak, 14 yıldır ilk kez Nükleer Operasyonlar üzerine yeni bir doktrin yayınladı. Yeni doktrinde, nükleer silah kullanımı, “belirleyici sonuçların ve stratejik istikrarı yeniden kurmanın koşullarını” yaratma ve çatışmaları “ABD, müttefikleri ve ortakları için ulaşılabilir en iyi şartlarla” sonuçlandırma aracı olarak övülüyor.

Belge, 1960’larda “kazanılabilir” bir nükleer savaş öneren ve Stanley Kubrick’in “Dr. Strangelove” filminin ilham kaynaklarından biri olan, Soğuk Savaş teorisyeni Herman Kahn’a atıfta bulunuyor.

Amerikan ve uluslararası işçi sınıfının karşı karşıya olduğu büyük tehlike, yıkıcı sonuçları bulunan kararların onlardan bütünüyle gizli alınıyor olması ve savaş hazırlıklarının ve sonuçlarının kamuoyuna açıklanandan çok daha ileri boyutta olmasıdır.

Mevcut siyaset kurumu içinde emperyalist savaşa hiçbir muhalefet söz konusu değildir. Demokratların İran politikası konusunda Trump ile farklılıkları bütünüyle taktiksel karakterdedir. Obama, kendi cezalandırıcı yaptırımları ve savaş tehditleri ile bugüne zemin hazırlamıştır. Kökleri Vietnam savaşı karşıtı protestolara uzanan sahte sol örgütlere gelince; “insan hakları” adına ABD saldırganlığını teşvik eden bu gruplar, ABD emperyalizm ile uzlaşmaya varmış durumdalar.

Yeni ve yıkıcı bir savaş, yalnızca, işçi sınıfının bağımsız müdahalesi yoluyla durdurulabilir. Bu ise, işçilerin, öğrencilerin ve gençlerin, savaş sorununu egemen sınıfın ve onun siyasi temsilcilerinin ellerinden alıp, ABD’de ve her ülkede artan sınıf mücadelesinin başlıca odak noktası haline getirecek bilinçli siyasi eylemini gerektirmektedir.

Bill Van Auken