Paris’te Panthéon’u işgal eden belgesiz işçilere polis müdahalesi

Alex Lantier
17 Temmuz 2019

Cuma günü öğleden sonra, 700 belgesiz Afrikalı işçi, “Siyah Yelekliler” sloganı atarak ve Fransa’da ikamet etme haklarının tanınmasını talep ederek, Paris’in tarihi Panthéon binasını işgal ettiler. İsmiyle toplumsal eşitsizliğe karşı altı aydır devam eden “sarı yelek” protestolarına atıfta bulunan protesto, polisin şiddetli müdahalesi ile karşılaştı.

Polis, Panthéon’u zorla boşalttı ve binanın arkasında göstericilere saldırarak en az 37 kişiyi gözaltına aldı.

: Polis, protestoya saldırmaya hazırlanıyor

Paris’teki olaylar, kapitalist hükümetlerin otoriter ve göçmen karşıtı önlemlerine karşı göçmenleri ve sığınmacıları savunma yönünde uluslararası ölçekte büyüyen bir protesto dalgasının parçasıdır. Paris’te “siyah yelekliler” protesto eylemi yaparken, aynı gün, ABD genelinde, Trump yönetiminin bir milyon dolayında belgesiz göçmeni yakalayıp, sınır dışı etmek üzere göçmenlere yönelik planlanmış baskınlarına karşı 700’den fazla “Özgürlük Işığı” gösterisinin düzenlenmesi planlanmıştı.

İtalya’da, aşırı sağcı hükümetin göçmen karşıtı politikalarına karşı yüz binlerce kişi yürüyüş yaptı. Almanya’da, Büyük Koalisyon hükümetinin göçmen karşıtı politikalarına ve Akdeniz’de sığınmacıları kurtardığı için baskı gören Sea Watch 3 gemisinin Alman kaptanı Carola Rackete’ye yönelik zulme karşı kitlesel bir muhalefet var.

Panthéon’daki polis müdahalesi [Kaynak: La Chapelle Debout]

“Silah yelekli” protestocular, Fransa Cumhuriyeti’nin demokratik savları ile sığınmacıları sert biçimde bastırması arasındaki çelişkiyi ifşa etmek için, aralarında Aydınlanma düşünürleri Rousseau ile Voltaire’in, romancı Émile Zola’nın ve sosyalist Jean Jaurès’in de olduğu çok sayıda kültürel ve siyasi kişiliğin mezarlarına ev sahipliği yapan Panthéon’u seçmişlerdi. Öğlen 2’de binaya giren göçmenler, belgelerini almak için Başbakan Édouard Philippe ile görüşme talep ettiler.

Bina dışında konuşmalar yapılırken, protestocu grupları, “Gilets Noirs” (“Siyah Yelekliler”) ve protestoyu örgütleyen La Chapelle Debout kolektifi adına yayınlanan bir açıklamayı dağıttılar.

Panthéon dışındaki protestodan bir kesit [Kaynak: La Chapelle Debout]

Açıklamada, şunlar belirtiliyor: “Biz, Fransa Cumhuriyeti’nin gözünde belgesiz (sans-papiers), söz hakkı olmayan, kimliği belirsizleriz. Akdeniz’deki, Paris sokaklarındaki, merkezlerdeki ve hapishanelerdeki yoldaşlarımızın, babalarımızın, annelerimizin ve kardeşlerimizin anılarına yapılan saygısızlıkları kınamak için büyük yurttaşlarınızın bulunduğu yere geldik. Fransa, başka araçlarla kölelik düzenini sürdürmektedir.” 2015’ten beri, Avrupa Birliği’nin göçmen karşıtı politikalarının kasıtlı bir sonucu olarak, Afrika’dan gelen en az 14.000 sığınmacı, Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken Akdeniz’de boğuldu.

Protestocular, Paris’te yaşayan sığınmacı ve yoksul işçi kitlelerinin içinde bulunduğu dayanılmaz toplumsal koşullara dikkat çektiler: “Bizler köprü altlarında uyurken Paris’te 200.000 boş ev olduğu ve dün belediye başkanı [Paris varoşlarındaki] Saint-Denis’deki Wilson Caddesi’nde bulunan sığınmacı kamplarını temizlediği için, bu binayı işgal ediyoruz.”

Açıklama, ayrıca, kolektif tarafından düzenlenen, La Defense iş merkezindeki Elior kulesinin ve Charles de Gaulle havaalanındaki Air France terminalinin işgalini kapsayan başka eylemlere işaret ediyordu. Açıklamada, söz konusu terminalin, “Polisin bizi Cezayir’e, Dakar’a, Hartum’a, Bamako’ya ya da Kabil’e giden uçaklara tıktığı yer” olduğu belirtiliyor ve ekleniyordu: “Bizi aşağılayan ve eşek gibi çalıştıran şirket başkanlarına, korkunun diğer tarafta olduğunu söylemeye gittik.”

Polis güçleri, protestoya, Sosyalist Parti’nin 2015’te uygulamaya koyduğu olağanüstü halden sonra ve Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un geçtiğimiz Kasım ayından beri “sarı yelek” protestolarına yönelik uyguladığı baskının ardından gündelik bir hal alan şiddetle tepki verdiler.

Polis, öğleden sonra saat 4’te Panthéon’a girdi ve “Ne istiyoruz? Belge! Kim için? Herkes!” sloganı atan protestocuları dışarı attı. Protestocular, yalnızca beraber gidecekleri konusunda ısrar ettiler. Saat 5’ten hemen önce, polis binayı çatışma olmadan temizledi ve göstericileri dışarıda kordon içine aldı.

Protesto sakin giderken, polis hızla şiddeti tırmandırdı. Önce, belirlenmiş kişileri yakalamak üzere grubun içine ekipler gönderildi ve altı kişi gözaltına alındı. Sonra, göstericilerin sosyal medyadan destekleyicilerine kendilerine katılma çağrısı yapmasının ardından, polis protestoculara şiddetle saldırıya geçti.

37 kişi gözaltına alındı ve haberlere göre birçok kişi hastanelik oldu. La Chapelle Debout’nun Facebook sayfasına göre, Cuma akşamı, 21 protestocu hala Paris’te gözaltındaydı.

Şiddetli baskı, belgesiz göçmen işçiler ile siyaset kurumunu ayıran sınıfsal uçuruma tanıklık etmektedir. Bazı siyasetçiler (Jean-Luc Melenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sından milletvekilleri Danièle Obono ve Éric Coquerel) gösteride yer alıp, genel destek açıklamaları yaptılar. Bu, önderleri Afrika’daki yeni sömürgeci savaşları destekleyen ve Fransız işçileri Afrikalı ve uluslararası sınıf kardeşlerinden ayırmak için korumacı politikalar çağrısı yapan bir partiden gelen ikiyüzlüce bir tavırdı.

Egemen çevreler, ezici bir çoğunlukla, demokratik haklarını talep eden belgesiz göçmenler tarafından düzenlenen işgal eylemine korku ve öfke ile tepki gösterdiler. Aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin önderi Marine Le Pen, Twitter hesabından, öfkeden kudurmuş bir şekilde şunları yazdı: “Belgesiz militan işçilerin Cumhuriyet’in büyük mekanını, Panthéon’u fütursuzca işgal etmelerini görmek KABUL EDİLEMEZ. Fransa’da, belgesiz göçmenler için tek gelecek, sınır dışı edilmek olmalıdır, çünkü YASA böyledir.”

Hükümetin “sarı yelek” protestolarına karşı tavrını sürdüren Başbakan Philippe, polisin şiddetli müdahalesini savundu ve şunları söyledi: “Panthéon’a giren tüm insanlar tahliye edilmiştir. Fransa, bir hukuk ülkesidir ve bu, ikamet haklarına, kamu anıtlarına ve bunların temsil ettiği hatıralara saygı gösterilmesini gerektirir.”

Philippe’nin, kamu anıtlarını ve Fransa’nın hatıralarını koruyan bir “hukuk devleti”ni yönettiğine ilişkin kendini beğenmiş açıklaması, sinik bir sahtekarlıktan ibarettir. Macron ile Philippe, Panthéon’da yatan kişilerle bağlantılı demokratik gelenekleri, Le Pen’den daha fazla temsil etmiyor.

Bütün büyük kapitalist hükümetlerin devreye soktuğu polis devleti önlemleri, özellikle uluslararası işçi sınıfının en savunmasız kesimi olan göçmenleri hedef almaktadır. Trump giderek artan oranda göçmenleri hedef alan faşizan önlemler benimserken, Avrupa Birliği sığınma hakkını çiğniyor ve sığınmacıların Afrika ile Ortadoğu’daki NATO savaşlarının sonuçlarından kaçmasını engellemek için Afrika’da toplama kampları kurduruyor. AB, Akdeniz’deki kurtarma operasyonlarını iptal etti ve bu, son üç yılda Akdeniz’de 14.000 göçmenin boğulmasına yol açtı.

Göçmenlere karşı bu saldırı, tüm toplumun sosyal ve demokratik haklarını tehdit eden milliyetçiliğin ve ordu-polis baskısının geri getirilmesine öncülük etmektedir.

Macron, Fransa’nın “hatırası” hakkındaki görüşünü, geçtiğimiz yıl faşist diktatör Philippe Pétain’i “büyük bir asker” olarak niteleyerek açıklığa kavuşturmuştu. Ardından, 7.000’den fazla “sarı yelekli”yi gözaltına aldırarak, Nazi işgalinden bu yana Fransa’nın Avrupa topraklarındaki en büyük gözaltı dalgasına girişti. Şimdi de, emeklilik maaşlarını, işsizlik sigortasını, sağlık hizmetlerini ve eğitimi hedef alan ve hiçbir şekilde halk desteği olmayan bir dizi sosyal kesinti başlatıyor.

Paris’te Panthéon’un işgal edilmesi, ABD’de göçmenleri savunmak için düzenlenen protesto dalgası gibi, egemen sınıfların şiddetli bir şekilde aşırı sağa kaymasına karşı sınıf mücadelesinin uluslararası ölçekte canlanmasının bir parçasıdır. ABD’deki öğretmen grevleri, Fransa’daki “sarı yelek” hareketi ve Cezayir ile Sudan’daki askeri diktatörlükleri devirme yönündeki kitlesel protestolar, bu canlanmanın örnekleridir. Seçtikleri ülkede yaşama ve çalışma hakkı dahil olmak üzere göçmenlerin savunusu, sınıf mücadelesinde belirleyici bir unsur olacaktır.