Irak yönetimi, kitlesel protestolara şiddetli baskıyla karşılık veriyor

Jean Shaoul
4 Kasım 2019

Irak polisi ve güvenlik güçleri, ilk kez bu ayın başında patlak veren kitlesel protestolara yönelik şiddetli müdahalelerinde en az 250 kişiyi öldürdü, binlerce kişiyi de yaraladı. Pazartesi akşamı, Kerbela’da, 18 kişi öldürüldü ve 122 kişi yaralandı. Nasıriye’de üç kişi, bu ayın başında aldıkları yaralardan dolayı hayatını kaybetti.

Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetine karşı grevler ve protestolar, son on yılların en büyük protestoları arasında yer alıyor ve Irak’ın bölücü siyasi sistemi tarafından kasten körüklenen kafa karışıklığına rağmen işçileri dinsel aidiyetlerinin ötesinde birleştiriyor. Abdulmehdi’nin kırılgan hükümetini oluşturan iktidar partilerinin görünüşte tabanını oluşturan çoğunlukla Şii nüfusuna dayanan protestolar, yönetimi tepeden tırnağa sarsmış durumda.

Protestolar, yaygın yoksulluğa, aşırı boyutlara ulaşan işsizliğe, en temel hizmetlerin yokluğuna, ABD’nin 2003’teki işgalinden beri Irak’a hakim olan sistemli yolsuzluğa ve Washington’ın ülkeyi mahveden böl ve yönet stratejisinin parçası olarak kışkırttığı şiddetli mezhepsel çatışmalara yönelik devasa öfkeyi yansıtıyor.

29 Ekim Salı günü Bağdat’ta düzenlenen bir gösteri sırasında, Irak güvenlik güçleri göz yaşartıcı gaz atar ve Yeşil Bölge’ye giden köprüyü kapatırken, hükümet karşıtı protestocular bariyerlerin kontrolünü sağlıyor. (AP Photo/Hadi Mizban)

Irak’taki gösteriler, toplumsal mücadelelerde yaşanan küresel bir yükselişin parçasıdır. Şili, Ekvador, Bolivya, Mısır, Etiyopya, Lübnan ve daha birçok ülkede kitlesel gösterilere tanık olunuyor.

Abdulmehdi, protestocuların iş, daha iyi yaşam koşulları ve yolsuzluğa son verilmesi taleplerini karşılamak için hiçbir şey yapmadı. Başbakan, “sihirli bir çözüm yok” sözleriyle, protestocuların şikayetlerini küçümsemeyle reddetti.

Oysa Irak, OPEC’in en büyük ikinci petrol üreticisidir. Ülke, dünyadaki en büyük beşince ham petrol rezervlerine sahip ve geçtiğimiz yıl 100 milyar dolardan fazla petrol geliri elde etti. Ancak bu para, Irak halkına yararı dokunması şöyle dursun, uluslararası petrol şirketlerinin ve onların Iraklı siyaset ve iş dünyası çevrelerindeki rüşvetçi uşaklarının cebine gitti. Transparency International adlı kuruluşa göre Irak, dünyada yolsuzluğun en yaygın olduğu 12. devlet.

Abdulmehdi, tam gün sokağa çıkma yasağı ilan etti ve protestoların yayılmasını engellemek amacıyla interneti ve sosyal medyayı kapattı. Bunlara ek olarak, Bağdat şehir merkezindeki Tahrir Meydanı’na ve Yeşil Bölge’ye yürüyen göstericileri durdurmak için Irak’ın seçkin terörle mücadele timi üyelerinden oluşan ağır silahlı askerlerin ve çevik kuvvetin konuşlandırılmasını emretti. Irak hükümetinin ağır silahlarla tahkim edilmiş merkezi olan Yeşil Bölge’de, aynı zamanda, ABD’nin ve diğer Batılı büyükelçiliklerin yanı sıra rejimi destekleyen çok sayıda paralı asker bulunuyor.

Protestocuları vurmak üzere çatılara keskin nişancılar yerleştirilirken, bilinen eylemcileri evlerine gidip öldürmek üzere maskeli ölüm mangaları görevlendirildi. Güvenlik güçlerinin gerçek mühimmat, plastik mermi, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanması sonucunda binlerce kişinin yaralandığına inanılıyor.

Ekim ayının ilk haftasındaki şiddetli baskıyı soruşturan bir hükümet komisyonuna göre, güvenlik güçlerinin aşırı güç ve gerçek mermi kullanması sonucunda 149 sivil ölürken, 100’den fazla kişi de başından ya da göğsünden vurulduğu için öldü. Üst düzey komutanları sorumlu tutan komisyon, ateş açma emri olmadığını iddia ederek, başbakanı ve diğer hükümet yetkililerini suçlamaktan uzak durdu.

Ancak hükümetin vahşeti, yalnızca halk öfkesini körüklemeye hizmet etti. On yılı aşkın bir süre önce milislerin Amerikan askerleriyle karşı karşıya geldiği Bağdat bölge kentinin parçası olan Sadr kentinin yoksul Şii mahallelerinde, kalabalıklar hem hükümet binalarını hem de hükümeti destekleyen Şii tabanlı partilerin bürolarını ateşe verdiler.

İlk protesto dalgası, Şiilerin dini Erbain günleri için iki hafta durduruldu ve geçtiğimiz Cuma günü, ülkenin çeşitli yerlerindeki göstericilerin hükümetin istifasını talep etmesiyle birlikte kaldığı yerden devam etti. Protestocular, “Bütün hükümeti devirmek ve hepsini söküp atmak için buradayız” ve “Hiçbirini istemiyoruz. Ne [Meclis Başkanı Muhammed] Halbusi, ne [Başbakan Adil] Abdulmehdi. Hükümeti alaşağı etmek istiyoruz,” sloganları attılar.

Protestolar ülkenin Şii nüfuslu güney illerine yayıldı. Bazı gençler, Irak’ın başlıca Şii din adamı olan Ayetullah Ali Sistani’ye muhalefetlerini dile getirdiler. Sistani, protestocuları ve güvenlik güçlerini “ılımlı” olmaya çağırmış ve şiddetin devam etmesi durumunda “kaos” çıkacağı uyarısında bulunmuştu.

Göstericiler, Bağdat’ın Yeşil Bölgesi’ne yürümelerinin yanı sıra, güney Irak genelinde çeşitli milis merkezlerini de hedef aldılar. Amare’deki Bedr milisleri ve Divaniye’deki Asaib Ehl El Hak bunlar arasındaydı. Nasıriye’deki Seyyid El Şüheda’nın genel merkezi de ateşe verildi. Grubun bölgede ne kadar güçlü olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu, önemli bir gelişmeydi. Göstericiler, siyasi parti ve hükümet binalarına da saldırdılar. Divaniye’de Dava Partisi’nin, Samava’da Hikmet Partisi’nin genel merkezleri ve güneydeki Zi Kar, Kadisiye ve Vasit illerindeki yerel yönetim binaları yakıldı.

Hükümet, bir kez daha sokağa çıkma yasağı uyguladı, interneti kapattı, Tahrir Meydanı’nda elektriği kesti, lise ve üniversite öğrencilerini protestolara katılmamaları konusunda uyardı ve göstericilere saldırmaları için güvenlik güçlerine yeşil ışık yaktı. Irak’taki İnsan Hakları Yüksek Komisyonu’na göre, Cuma ve Cumartesi günlerinde 63 gösterici öldürülürken, 2.500’den fazla gösterici ve güvenlik görevlisi yaralandı. Öldürülenleri veya yaralananları gösteren fotoğraflar ve videolar dehşet verici.

Bütün bunlara rağmen gösteriler bu hafta da devam etti. Öğrenciler (Iraklıların yaklaşık yüzde 40’ı, ABD’nin 2003’te ülkeyi istila etmesinden sonra doğdu) hükümete meydan okudular ve güvenlik güçlerinin göz yaşartıcı gaz kullanmasına rağmen, gösteri yapan ve hükümetin istifa etmesini isteyen binlerce kişiye katıldılar. Bağdat’ta, askerlerin lise öğrencilerini dövdüğü görüldü.

Bağdat’taki eylemciler, sokağa çıkma yasağına rağmen Pazartesi gecesi Tahrir Meydanı’nı işgal ettiler. Reuters haber ajansı, bir protestocunun şu sözlerini aktardı: “Hayır, kalacağız. Şimdi sokağa çıkma yasağı ilan ettiler ve işe gitmeyenlere sert cezalar getirdiler; bizimle işte böyle mücadele ediyorlar. Binlerce şehir versek bile, son güne kadar burada kalacağız.”

Pazartesi günü, meclisteki en büyük bloğu destekleyen ve Abdulmehdi’nin koalisyonunun iktidara gelmesine aracı olan din adamı Mukteda el-Sadr’ın erken seçim çağrısı yapmasıyla birlikte, Abdulmehdi’nin kırılgan koalisyonundaki ilk çatlaklar ortaya çıktı.

Bu protestolar, Iraklıların, katlanmak zorunda bırakıldıkları gerçekten berbat koşullara öfkelerini yansıtıyor. 2005’ten beri elde edilen 1 trilyon dolarlık petrol gelirine rağmen, yoksulluk seviyesi korkunç. Dünya Bankası’nın rakamlarına göre, Irak’ın 38 milyonluk nüfusunun yaklaşık 7 milyonu yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve genç işsizlik oranı yüzde 25 ki gerçek oranlar kuşkusuz daha yüksek.

Dünya Gıda Programına göre, Iraklıların yüzde 53’ü gıda güvencesizliği karşısında savunmasızken, IŞİD’e karşı iç savaş sonucunda ülke içinde yerinden edilen iki milyon kişinin yüzde 66’sı gıda güvencesizliğinden etkilenir durumda. Yetersiz beslenme oldukça yaygın.

1990’lardaki ekonomik yaptırımları ve ABD önderliğindeki istilanın ardından gelen işgali ve iç savaşı izleyen yıllarda Irak’ın sağlık sisteminin yıkıma uğramasının sonucunda, ortalama yaşam süresi erkeklerde 58,7’ye, kadınlarda ise 62,9’a düşmüş durumda.

Çoğu hanehalkının düzenli bir su kaynağına erişimi bulunmuyor. Sürekli kesintilerle karşı karşıya olan insanlar, su tankerlerine ya da açık kuyulara başvurmak zorunda kalıyor.

Barınma koşulları gerçekten şok edici. ABD’nin açtığı savaş ve sonrasında yaşananlar yüz binlerce kişinin evini yok etti ve milyonlarca insanı yerinden etti. Birçok insan, oluklu saç çatısı bulunan ve rüzgar alan barakalarda yaşıyor. Irak hanehalklarının yüzde 51’i tıkış tıkış. Kimi durumlarda 10 kişi tek bir evde yaşıyor.

Protestolar, sınıf mücadelesinin dünya çapında meydana gelen daha geniş bir yükselişinin parçası ve sınıfın etnik köken, milliyet ve din karşısındaki önceliğini kanıtlıyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika, Cezayir’de, Sudan’da, Ürdün’de, Mısır’da ve son olarak Lübnan’da gerçekleşen grevlere ve gösterilere tanık oluyor.

Lübnan’da hükümetin yolsuzluğuna ve işçi sınıfını yoksullaştıran ekonomik önlemlerine karşı on üç gündür devam eden kitlesel protestolar, ülkeyi durma noktasına getirdi. Birçok yola barikat kurulurken, işyerleri, okullar ve üniversiteler kapandı. Para devalüasyonundan ve topluca para çekilmesinden korkan bankalar sürecin başından beri kapalılar. CNN’e konuşan Lübnan Merkez Bankası Müdürü Riad Salameh, bir siyasi çözüm olmazsa, Lübnan ekonomisinin çöküşe birkaç günü kaldığını söyledi. Bundan birkaç saat sonra, Başbakan Saad Hariri, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’a istifasını sundu.

Bu mücadeleler, hem Irak’ta hem de Arap dünyası genelinde, ulusal burjuvazinin siyasi iflasını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ulusal burjuvazi, Arap kitlelerin herhangi bir demokratik ve sosyal talebine çözüm getirmekten ya da emperyalizmden gerçek bir bağımsızlık kurmaktan yapısal olarak aciz olduğunu kanıtlamış durumda.

Bu talepler, yalnızca uluslararası işçi sınıfının devasa gücünü harekete geçirerek elde edilebilir. Bunun geliştirilmesinin yolu da, işçi sınıfının bağımsız gücünü dünya kapitalist sistemine karşı ve sosyalizm uğruna bir mücadelede seferber etmek amacıyla, ülke genelindeki petrol tesislerinde ve işyerlerinde halk meclisleri ve işçi komiteleri kurulmasından geçmektedir.