ABD Süleymani’yi İran’ın Körfez monarşileriyle görüşmelerini bozmak için öldürdü

Bill Van Auken
17 Şubat 2020

Trump yönetiminin İran’ın en üst düzey yetkililerinden biri olan General Kasım Süleymani’nin 3 Ocak’ta öldürülmesi emrini herhangi bir “yakın tehdit” nedeniyle değil, Tahran’ın Washington’ın bölgedeki müttefikleriyle bir uzlaşmaya varma girişimlerini bozmak amacıyla verdiği ortaya çıktı.

New York Times’ın (NYT) Perşembe günü ABD’den, İran’dan ve başka Ortadoğu ülkelerinden ismi açıklanmayan üst düzey yetkililere dayanarak yayımladığı bir haberden kaçınılmaz olarak çıkan sonuç budur.

Haber, geçtiğimiz Eylül ayında İranlı yöneticileri taşıyan bir uçağın iki ülke arasında ikili bir barış anlaşmasına varılmasını amaçlayan görüşmeler için Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi’ye geldiğini anlatıyor.

Ziyaret, Trump’ın 2018’de İran nükleer anlaşmasından çekilmesi ve bir savaş durumuna denk olan cezalandırıcı yaptırımlar uygulaması nedeniyle ABD-İran arasındaki gerilimlerin durmadan arttığı bir ortamda gerçekleşti. ABD’nin bu adımlarını bir yıl sonra bölgedeki askeri varlığını büyük ölçüde arttırması izlemişti.

ABD geçtiğimiz yılın Mayıs ayında bölgeye bir uçak gemisi saldırı grubu ve B-52 önderliğindeki bir bombardıman görev gücü sevk ederken, aynı ay dünyadaki petrol ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği stratejik “geçit” Hürmüz Boğazı yakınlarında dört petrol tankeri limpet mayınlarıyla hasar gördü.

Geçtiğimiz yılın Haziran ayında İran’ın ABD Donanması’na ait insansız bir casus uçağını aynı bölgede düşürmesinin ardından Beyaz Saray İran’a karşı misilleme niteliğinde hava saldırıları emri verip daha sonra kararını iptal etti. Eylül ayında ise Suudilerin petrol tesisleri insan hava araçları ve kruz füzeleri ile yapılan yıkıcı bir saldırıya uğradı.

Washington hem petrol tankerlerine hem de Suudi petrol tesislerine yapılan saldırılardan İran’ı sorumlu tutarken, Tahran suçlamaları reddetti. İkinci saldırının sorumluluğunu Yemen’deki Husi asiler üstlenmişti.

Daha Ağustos ayında, Washington’da BAE’nin İran karşıtı cepheden vazgeçtiği yönündeki kaygıları belirten haberler söz konusuydu. ABD söz konusu cepheyi İsrail ile Körfez’in petrol şeyhliklerine dayanarak oluşturmaya çalışıyordu. BAE’nin sahil güvenliği İran’ın İslami Devrim Muhafızları ile bir deniz güvenliği anlaşması imzalamış ve BAE Yemen’in güney liman kenti Aden’in kontrolü konusunda Suudi Arabistan ile açıkça çatışmıştı. O dönem Washington Post, BAE “Washington’dan desteğini çekiyor ve ABD ile İran arasında bir savaş durumunda ne kadar güvenilir bir müttefik olacağını sorgulatıyor” uyarısında bulunmuştu.

NYT’nin haberine göre İran heyetinin Washington’dan gizli tutulan Abu Dabi’deki görüşmesi “Beyaz Saray’da alarm zillerini çaldırdı. … Trump yönetiminin iki yılı aşkın süredir dikkatle geliştirdiği İran karşıtı birleşik cephe parçalanıyor gibi görünüyordu.”

Hem BAE hem de Suudi Arabistan monarşisi Washington’ın İran politikası konusunda artan oranda kuşkucu hale gelmişti ve kendilerini ABD’nin onları savunmayı garanti etmediği bir çatışmanın cephe hattında bulacaklarından kaygılanıyorlardı.

Suudi Arabistan da Irak ve Pakistan hükümetlerini aracı olarak kullanarak Tahran’a yönelik bir diplomatik girişim başlatmıştı. NYT, Süleymani’nin her iki Körfez krallığı ile görüşmelerin ayarlanmasında merkezi rol oynadığını bildiriyor.

Habere göre Ekim ayında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Mossad şefi Yossi Cohen ile görüşmek için Tel Aviv’e gitti. Cohen onu Tahran’ın “İran karşıtı ittifakı dağıtma biçimindeki temel hedefine ulaştığı” konusunda uyardı.

Trump ve hükümet yetkilileri, geçtiğimiz ay General Süleymani’nin öldürülmesini, başlangıçta Ortadoğu’daki ABD personeline ya da çıkarlarına sözüm ona “yaklaşan” saldırıyı engellemeyi amaçlayan bir önleyici saldırı olarak savunmuşlardı. Ancak bu bahane kısa sürede çöktü. ABD başkanı ve yardımcıları, üst düzey bir devlet görevlisinin yargısız infaz edilmesini 15 yıl önce Irak’ta ABD işgaline direnen Şii milislere verdiği desteğin intikamı ve geçtiğimiz Aralık ayında Amerikalı bir paralı askeri öldüren füze saldırısına misilleme olarak gerekçelendirmeye çalıştılar.

Bu füze saldırısı, Kuzey Irak’taki Kerkük kentindeki Amerikan askerlerine ev sahipliği yapan bir askeri üsse yapılmıştı. Sonradan Irak güvenlik yetkilileri ABD’nin saldırıdan İran destekli Şii milislerin sorumlu olduğu iddiasını yalanladılar ve füzelerin Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) aktif olduğu ağırlıklı olarak Sünni olan bir bölgeden atıldığını belirttiler. Irak istihbaratı Kasım ve Aralık aylarında ABD güçlerini IŞİD’in üssü hedef almaya hazırlandığı konusunda uyarmıştı.

ABD Irak’taki üssüne yapılan füze saldırısına, Iraklı Şii milislerin Suriye-Irak sınırındaki mevzilerini vurup Ketaib Hizbullah’ın 25 milisini öldürerek karşılık verdi. Bu saldırı, 31 Aralık’ta Bağdat’taki ABD büyükelçiliğinin kuşatıldığı öfkeli bir gösteriyi neden oldu.

Bundan iki gün sonra, ABD’ye ait bir Reaper insansız hava aracı Bağdat Uluslararası Havaalanı’ndaki bir konvoyu füzelerle vurarak Süleymani’yle birlikte Ebu Mehdi el-Mühendis’i ve sekiz kişiyi daha öldürdü. Mühendis, Irak güvenlik güçlerine bağlı bir milisler koalisyonu olan Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) ikinci komutanıydı.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, suikastların ardından medyaya alaycı bir şekilde şunları söylüyordu: “Bu nazik beyefendinin, bu büyük düzen diplomatının, Kasım Süleymani’nin bir barış misyonu yürütme fikriyle Bağdat’a gittiğinin az da olsa mümkün olduğunu gösteren herhangi bir tarih var mı?”

NYT’nin haberinin belirttiği gibi Süleymani’nin Bağdat’ta yaptığı tam da buydu; ABD bunu biliyordu ve onu bu yüzden öldürdü. Suikastın ardından Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi, General Süleymani’nin Irak’a diplomatik pasaportunu kullanarak ticari bir uçuşla geldiğini ve gelme amacının da gerilimleri düşürmeyi amaçlayan görüşmelerin parçası olarak Suudi Arabistan’dan gelen bir mesaja İran’ın yanıtı iletmek olduğunu söylemişti.

Süleymani suikastı hakkında bilgiler ortaya çıktıkça, öldürülmesinin tamamen canilik olduğu daha da netlik kazanıyor. Bu cinayet ne pervasız bir intikam eylemiydi ne de belirsiz saldırıları önlemek için işlenmişti. Süleymani suikastı, Basra Körfezi’nde gerilimleri yatıştırmayı amaçlayan görüşmeleri bozmak ve tereddütlü Körfez monarşilerini Washington’ın İran’a savaş açmaya hazırlandığına ikna etmek üzere tasarlanmış hesaplı bir emperyalist terör eylemiydi.

Dahası bu sadece Trump yönetiminin politikası değildir. Trump’ın bu ayın başında yaptığı Birliğin Durumu konuşmasındaki en önemli anlardan biri, Süleymani’yi öldürmekle –yani bir savaş suçuyla– böbürlendiği sırada Demokratların onu ayakta alkışlamasıydı.

Böylesine canice eylemlere başvurulması, kapitalist sistemin insanlığı yeni bir dünya savaşına sürükleme tehdidi oluşturan uç noktadaki krizini gözler önüne sermektedir.