Koronavirüs salgını ve kapitalizmin başarısızlığı

12 Mart 2020

Pazartesi günü, küresel koronavirüs salgının sonuçları, kendini piyasalarda satış biçiminde dışa vurmaya başlarken, Dow Jones Endüstriyel Ortalama borsa endeksi, tarihte tek seferdeki en kötü düşüşünü kaydetti.

Dow, 2.013 puan ya da yüzde 7,79 düştü. Düşüş o kadar hızlıydı ki, son 23 yılda ilk kez piyasanın kapatılmasına ve işlemlerin 15 dakika kesilmesine neden oldu. Enerji sektörü hisse senetleri yüzde 20 düşerken, onları yüzde 11 düşen finansal hisse senetleri izledi. Güvenli limanlara doğru yaşanan görülmemiş kaçışın ortasında, ABD devlet tahvili getirileri rekor seviyeye geriledi.

Elden çıkarmalar, küresel koronavirüs salgını sonucu ölü sayısının arttığı koşullarda ve özellikle de hükümetin ülke genelinde zorunlu bir karantina başlatıldığını duyurduğu İtalya’daki olaylar bağlamında gerçekleşti.

İtalya, Almanya, Fransa, İspanya ve ABD gibi ülkelerdeki vaka sayısının durmadan katlanmasının ortasında, hafta sonunda, hükümetlerin küresel salgının yayılmasını durdurmakta başarısız oldukları gitgide daha açık hale geldi.

Polis ve askerler, Milan tren garından ayrılan yolcuları kontrol ediyor; 9 Mart 2020 Pazartesi, İtalya. (Claudio Furlan/LaPresse via AP)

Son yıllarda, bir anda ortaya çıkıp zaten savunmasız durumda olan toplum üzerinde devasa bir etkide bulunan bir olaydan söz etmek için kullanılan “kara kuğu” terimi ekonomi sözlüğüne girdi.

Satışların en yakın sebebi, salgın ve etkileri konusunda büyüyen tedirginlik ve belirsizliktir. Fakat satışların ölçeği, ABD’deki ve dünyadaki ekonomik koşulların son derece kırılgan olduğuna tanıklık etmektedir. 2008 çöküşünden on iki yıl sonra, dünya mali sistemi yıkıcı bir kırılmanın eşiğindedir.

2008 mali krizine cevaben kapitalist sistemi istikrara kavuşturmak için başvurulan yöntemler, devasa bir varlık balonu ve yeni bir çöküşün koşullarını yaratmıştır. Bush ve Obama yönetimleri, tüm büyük mali kuruluşları batıran mali paniğe karşılık, bankaların bilançolarına yüz milyarlarca dolar aktardılar. Bunu, “parasal genişleme” ve yıllarca uygulanan sıfır faiz politikalarıyla 4 trilyon doların mali piyasalara akıtılması takip etti.

Merkez bankaları, mali piyasalardaki her düşüşe yeni bir fon akışı ile karşılık verdiler. Daha geçtiğimiz hafta, ABD Merkez Bankası (Fed), anlamlı bir şekilde, hisse senedi değerlerinde yaşanan önceki düşüşe faiz oranlarını 50 baz puan daha indirerek yanıt vermişti.

Halkın parasının on yıldır mali piyasalara akıtılması sonucunda, Dow borsasının değeri dört katına çıktı.

Bu süreçte, toplumsal servetin toplumun alt kesimlerinden mali oligarşiye doğru yeniden bölüşümünde bu mekanizma kullanıldı. Ne var ki uzun süredir gizlenen şey, kriz eliyle açığa vuruluyor: piyasa değerleri ile gerçek üretim arasındaki teğetsel ilişki.

Bu satışlar, borsanın, salgın eliyle tehdit edilen ekonomik faaliyetteki büyük bir daralmadan –buna tedarik zincirlerinde olası bir kırılma da dahildir– kendisini yalıtamayacağı bir durumun habercisidir.

Piyasaların dipte mi yoksa dibe yakın mı olduğunu kimse bilmiyor. Fakat olağanüstü sağlık durumunun genel ekonomik üretim üzerindeki etkisini belirlemek mümkün değilken makul bir hesaplama nasıl yapılabilir ki? Tüm üretim ve dağıtım tesisleri kapatılmak zorunda kalınırsa ne olur? Amazon ya da diğer büyük şirketler böyle bir durum üzerine nasıl “kumar oynar”?

Piyasanın günlük dönüşleri ne olursa olsun (kuşkusuz, yukarı yönlü her hareket bir toparlanma işareti olarak övülecek), toplumsal kriz yoğunlaşıyor.

Pazartesi günkü satışların temel nedenleri küresel salgından daha derin olmakla birlikte, hastalığın etkisi şimdiden devasa boyutlardadır. Şu ya da bu en kötü durum senaryosunun gerçekleşmesi halinde, bunun insan yaşamı açısından sonuçları tamamen yıkıcı olacaktır.

ABD’de ve diğer tüm gelişmiş ülkelerde hastalığa yönelik müdahale, kargaşa, koordinasyon yokluğu ve tam bir hazırlıksızlık ile damgalanıyor.

Dünyadaki en zengin, teknolojik ve bilimsel açıdan en gelişmiş ülke olan, Silikon Vadisi’ne ve dünyanın en prestijli üniversitelerine ev sahipliği yapan Amerika Birleşik Devletleri, salgının üstesinden gelmeyi mümkün kılacak en asgari testleri yapmaktan acizdir.

Ülke genelinde hastalar ve doktorlar, çaresizce virüs testi arıyor; fakat federal yetkililer tarafından reddediliyorlar. Batı Yakası'ndaki hemşirelere yönelik bir anket, çoğu hastanenin koronavirüs hastalarını tecrit ve tedavi etme konusunda net bir plana sahip olmadığını gösterdi. Ulaşım işçilerinin ve uçuş personelinin çalışırken koruyucu ekipman giymesine izin verilmezken, salgınla mücadelede en temel nitelikteki hijyen ürünlerinin bile olmadığı işyerlerine ilişkin haberler geliyor.

Bu kaos ortamında, Trump’ın yeni atadığı özel kalemi, bir koronavirüs hastasıyla temas kurmasının ardından karantinaya alındı. Beyaz Saray, hastalanmış bir kişiyle aynı konferansa katılmış olan başkanın test edilip edilmediğini bile söyleyemiyor.

Uzmanlar, vaka sayısının mevcut oranlarda artmayı sürdürmesi halinde, hasta sayısının mevcut hastane yatakları sayısını hızla geride bırakacağı ve bunun da hastalığın öldürücülüğünde hızlı bir artışa yol açacağı uyarısında bulunuyorlar.

Bu büyüklükteki krizler, bilinçte köklü değişimlere neden olur. Lev Troçki’nin yazdığı gibi, “Devrimci çağlar, toplumsal heyelan çağları, bütün toplumun altını üstüne getirir.” Toplum, bir sınıfın, bir yönetim sisteminin ve bütün bir toplumun başarısızlığına tanık oluyor.

Salgın, Maria ve Harvey kasırgalarının felaket getirmesinden Kaliforniya yangınlarına ve Boeing 737 Max ile bağlantılı facialara kadar, Amerikan toplumunun büyük toplumsal sorunları ciddi bir biçimde çözmekten aciz olduğunu açığa vuran bir dizi olayın yalnızca en görünür olanıdır.

Geçtiğimiz on yıldır bütün ekonomik ve siyasi yaşam, servetin durmadan yukarıya doğru aktarılmasına yöneltildi. Ancak salgınlardan iklim değişikliğine kadar bütün büyük toplumsal sorunların çözümü, mali kaynakların toplumsal gereksinimler doğrultusunda kullanılmasını gerektirmektedir.

Toplum, büyük bir krizden sonra çok farklı görünür. Yaşam biçimleri değişir, toplumsal ilişki biçimleri değişir ve hükümet biçimleri değişir.

Yakın dönemde Amerikan Devrimi’nin mirası üzerine bir hayli tartışma yaşandı. Bu tartışma, egemen sınıfın, Amerikan Devrimi’nde ifadesini bulan demokratik özlemlere iftira atıp bunları karalamak için elinde geleni yapmasıyla başladı.

Fakat bu ülkenin kuruluş belgesinin zamanın ötesindeki şu ifadeyle başladığını hatırlatmak yerinde olur: “Herhangi bir hükümet şekli bu amaçlar için yıkıcı bir hale gelirse, onu değiştirmek ya da ortadan kaldırmak … halkın hakkıdır.”

Şu anda, önceden topluma egemen olan toplumsal ve siyasi ilişkilerin değiştirilmesini gerektiren bir olayın ortasında bulunuyoruz.

Bu krizin sonucu ne olursa olsun, bazı şeyler şimdiden açıkça ortaya çıkmıştır. Modern toplum, tüm sorunları kitleleri etkileyen küresel sorunlar olarak ortaya koymaktadır. Toplumun karşı karşıya olduğu büyük tarihsel görevler, ulus devletlere ve özel servet birikimi ilkesine dayanan bir toplumsal düzen içerisinde çözülemez.

Kriz önümüzdeki dönemde ne kadar gelişirse gelişsin, şimdiden güçlü bir küresel mesaj vermiştir: Kapitalizm son bulmalıdır. Toplum, bilimsel ve akılcı bir temelde örgütlenmelidir. Başka bir ifadeyle, bu kriz, toplumun sosyalist dönüşümünü acil bir gereklilik olarak gündeme getirmektedir.

Andre Damon ve David North