Washington, COVID-19 krizinin ortasında savaş tehditleri savuruyor

3 Nisan 2020

Trump yönetiminin, COVID-19 salgınıyla mücadele eden doktorlara ve hemşirelere hem hastalarının hem de kendilerinin hayatlarını kurtarmaları için gerekli tıbbi malzemeleri sağlamakta tamamen başarısız olmasına duyulan şiddetli öfke ülke genelinde büyürken, ABD’deki ölü sayısı 5.000’i geride bırakmış durumda.

Amazon, Whole Foods ve Instacart işçileri arasında fiili grevler patlak verdi. İşçiler bu şirketlerde, onları kaderlerine terk eden, özel olarak yönetilen tamamen anarşik bir sistem altında Amerikan halkına gerekli ürünleri teslim etmek için tehlikeli koşullarda çalışıyorlar. ABD hükümetinin milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir kriz karşısında sergilediği yetersizliğe ve umursamazlığa yönelik halk öfkesi giderek artarken, ülkenin çeşitli yerlerinde sanayi ve sağlık işçileri arasında başka protestolar da meydana geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da koronavirüs hakkında basın toplantısı düzenliyor; 13 Mart 2020, Washington [Kaynak: AP Photo/Evan Vucci]

Bu koşullar altında, ABD başkanı, Çarşamba günü koronavirüs krizi üzerine günlük basın toplantısını, “öldürücü uyuşturucu belası” ile sözde mücadelede bir kızışma olduğu gerekçesiyle Güney Amerika sularına ABD savaş gemilerini sevk ettiğini söyleyerek açtı. Trump, en ufak bir kanıt sunmadan, uyuşturucu kartellerinin ölümcül salgını kendi çıkarlarına kullanmaya çalıştıklarını iddia etti.

Trump, konuşmasında, “Bölgedeki kapasitemizi ikiye katlayarak, ilave donanma destroyerleri, savaş gemileri, uçaklar ve helikopterler, sahil güvenlik botları ve hava kuvvetlerine ait gözetleme uçakları gönderiyoruz,” dedi.

Güney yarımküredeki askeri tırmanmanın her şeyden önce Venezuela’yı hedef aldığını ve bölgeye özel harekat birliklerinin sevk edilmesini içerdiğini açıklamak için, ABD Savunma Bakanı Mark Esper ile Genelkurmay Başkanı Mark Milley de Beyaz Saray kürsüsüne çıkarılmıştı.

Esper, “Venezuela’daki Maduro rejimi gibi gayrimeşru, yozlaşmış aktörler, baskıcı iktidarlarını sürdürmek için uyuşturucu satışından gelen kârlara güveniyor,” dedi.

Bu tamamen saçmadır. Venezuela’dan geçen uyuşturucu miktarı, ABD’nin Kolombiya ve Honduras gibi müttefiklerinden dünyanın en büyük kokain pazarı olan ABD’ye ulaşan miktar karşısında ölçülemeyecek kadar küçüktür.

Bu donanma takviyesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz hafta hiçbir kanıta dayanmadan Nicolas Maduro’yu ve diğer Venezuelalı yetkilileri uyuşturucu trafiği ve kara para aklama ile suçlamasının ardından geliyor. Venezuela devlet başkanının başına 15 milyon dolar para ödülünün koyulduğu Vahşi Batı tarzı bir “aranıyor afişi” yapıldı.

ABD emperyalizmi, Venezuela’ya karşı bir savaş halinden farksız ekonomik yaptırımlardan oluşan “azami baskı” rejimi uyguluyor; petrol ihracatını engelleyip hayati önem taşıyan ilaç ve yiyecek ithalatını engelleyerek ülke ekonomisini boğuyor. Bu durum, COVID-19 salgınının başlamasından beri daha da yoğunlaştı. Washington, salgını, Venezuela halkına diz çöktürme ve dünyada petrol zenginliği bakımından birinci sıradaki bu ülkede ABD kuklası bir rejim kurma harekatındaki bir müttefik olarak görüyor.

Trump, Çarşamba günkü basın toplantısından birkaç saat önce, başka bir savaş tehdidi savurmak için Twitter hesabını kullandı ve şunları yazdı: “Gelen bilgilere ve inancımıza göre, İran ya da vekilleri, Irak’taki ABD askerlerine ve/veya varlıklarına sinsi bir saldırı planlıyorlar. Eğer bu olursa, İran gerçekten çok ağır bir bedel öder!”

Washington, Venezuela’da olduğu gibi, dünyada salgından dolayı en yüksek ölüm oranlarından birine sahip olan İran’a karşı da felç edici ekonomik yaptırımlarını aralıksız yoğunlaştırıyor. Trump yönetimi, merkez bankasını kara listeye aldığı Tahran’ın dünya piyasasından herhangi bir şey satın almasını engellerken bile, ikiyüzlü bir şekilde ilaçlara ve tıbbi malzemelere yaptırım uygulamadığını iddia ediyor.

Bu arada Pentagon, Irak hükümetinin itirazına rağmen ülkeye Patriot füze bataryaları yerleştirdi. Irak meclisi, ülkede bir işgal gücü teşkil eden binlerce ABD askerinin derhal ve tamamen çekilmesini istemişti. Bağdat, bu füzelerin ABD’nin İran’a karşı savaş hazırlıklarında kullanılmasından ve giderek artan koronavirüs vakalarıyla karşı karşıya olan Irak’ın bir savaş alına haline gelmesinden korkuyor.

Trump, güya koronavirüsle savaştığı için kendisini son haftalarda defalarca bir “savaş dönemi başkanı” olarak adlandırdı. Eğer bu bir savaş ve Trump da bir general olsaydı, şimdiye kadar askeri mahkemeye çıkarılıp bir hain olarak mahkum edilirdi. Venezuela’ya karşı savaş gemilerini ve İran’a karşı füzeleri gönderebilen Trump, en ön saftaki sağlık emekçilerini korumak için maske, koruyucu giysi ve eldiven sağlayamıyor. COVID-19’a yakalananların ölmesini engellemek için gerekli solunum cihazı eksikliğinden bahsetmiyoruz bile.

ABD yönetiminin Venezuela’ya ve İran’a yönelik savaş tehditlerini arttırarak gündemi değiştirme girişimini çevreleyen belirgin bir gözü dönmüşlük ve histeri havası söz konusu. Bu pervasız eylemler, ABD halkını yurtsever savaş hummasının arkasına yedeklemek şöyle dursun, aşırı kriz ve istikrarsızlık ile kuşatılmış bir rejiminin belirtileridir.

ABD’nin bu koşullar altında İran’a ya da Venezuela’ya karşı savaş açması halinde ne olacak? Bu yalnızca ABD kapitalizmini daha da gözden düşürmeye hizmet edebilir. Dünya halkları COVID-19 hastalarının hastanelerin dışında uzanan bekleme sıralarına ve forkliftlerle soğutmalı kamyonlara yerleştirilen cesetlere dehşetle bakarken, ABD kapitalizminin rezil bir şekilde iflas ettiği görülüyor. Bu iki ülkeden birine karşı savaş açılması, yalnızca büyük bir insani acıya, yeni savaş sığınmacılarına ve salgının daha da yayılmasına yol açabilir.

ABD ordusu içinde bile, bu savaş tehditleri hakkında azımsanmayacak bir muhalefet var. Savaş gemileri Güney Amerika’ya sevk edilirken, Amerikan askeri gücünün sözde nihai sembolü olan, nükleer güçle çalışan uçak gemisi USS Theodore Roosevelt’te koronavirüs vakaları ortaya çıktı. 100 denizci hastalığa yakalanır ve 4.000’i aşan mürettebat hastalık tehdidi karşı karşıya kalırken, “Savaşta değiliz. Denizcilerin ölmesi gerekmiyor” diyen geminin kaptanı, denizcileri karaya çıkarmak için yalvardı. Trump yönetimi, saldırganlığıyla hedef aldığı Venezuelalıların ve İranlıların hayatlarına olduğu kadar bu denizcilerin hayatlarına da kayıtsızdır.

Beyaz Saray’ın Çarşamba günkü bu çıkışını, Birlemiş Milletler’in (BM) yayımladığı bir raporda COVID-19 krizinin 70 milyondan fazla yaşama mal olan İkinci Dünya Savaşı’ndan beri insanlığın karşılaştığı en büyük zorluk olduğunu belirtmesi takip etti. Raporda, “hastalığın kontrol edilemeyen bir yangın gibi güney yarımküreye yayılması, milyonlarca ölüme yol açması ve önceden bastırıldığı yerlerde yeniden ortaya çıkması kabusu”na karşı uyarıda bulunuluyordu.

Rapor, dünyada genelinde kapitalist hükümetlerin korumacılığı, ticaret savaşını ve yabancı düşmanlığını tırmandırdığı koşullarda basmakalıp küresel “dayanışma” ve uluslararası işbirliği çağrılarının arasında, yaptırımların sona erdirilmesi ve küresel bir “ateşkes” çağrısı yaparak, “bütün ülkelerin, şu anda tüm insanlığı tehdit eden ortak düşman olan COVID-19’a karşı büyük savaşı desteklemek için silahlarını indirmesini” talep ediyordu.

Beyaz Saray’ın Çarşamba günkü basın toplantısı, mevcut kapitalist düzende bunun boş bir hayal olduğunu fazlasıyla ortaya koymuştur. Bu “ortak düşman”, pazarların ve kaynakların kontrolü ve jeostratejik çıkarlar uğruna yürütülen savaşlarda sadece yeni bir silah olarak görülmektedir.

BM’nin raporu şunları belirtiyor: “COVID-19 Salgını, modern toplum için bir dönüm noktasıdır. Tarih, bizim salgına yanıtımızın etkisini hükümet aktörlerinin tek başlarına yaptıkları üzerinden değil; insanlık ailemizin yararına yanıtın tüm bölgelerde küresel ölçekte koordine edilme derecesiyle yargılayacaktır.”

Gerçekten de bu bir dönüm noktasıdır; fakat yargılama işi tarihe bırakılmayacak. Dünya genelinde emekçiler ve ezilen halklar, kapitalist dünya düzeninin küresel salgın ve bunun sonucunda çok sayıda insanın kurban edilmesi karşısında sergilediği caniliğine tanıklık ediyor. Kapitalizmin ekonomik, toplumsal ve ahlaki olarak iflas etmiş bir sistem olduğu teşhir oluyor. Brezilya’daki çağrı merkezi işçilerinden Hindistan’daki ambulans sürücülerine kadar, kitlesel direniş eylemleri dünya geneline yayılıyor.

İnsanlığın yok oluşla tehdit edilmesine karşı yalnızca işçi sınıfı dünya sosyalizmi uğruna uluslararası ölçekte birleşerek bir alternatif sunabilir.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

ABD emperyalizmi koronavirüsü bir silah olarak kullanıyor

[20 Mart 2020]

Yabancı düşmanlığına hayır! Koronavirüs salgınına karşı uluslararası sosyalist dayanışma!

[19 Mart 2020]

Bill Van Auken