COVID-19 Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşının yıkıcı etkisini artıracak

Jean Shaoul
16 Nisan 2020

Yemen, Cuma günü resmi olarak ilk COVID-19 vakasını bildirdi. Bu durum, Ortadoğu’nun bu en yoksul ülkesinde felaketin gündeme geldiğini gösteriyor. Ülkenin sağlık sistemi, Washington ve Londra’nın desteklediği Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon tarafından beş yıldır yürütülen savaşla mahvedilmiş durumda. Yemen halkı açlıktan ve tamamen tedavi edilebilir olan koleradan ölürken, yakın zamanda dang humması da yaygın olarak görülmeye başlandı.

Komşu Suudi Arabistan’da en az 4.934 vaka ve 65 ölüm ve yine Yemen’e karşı savaşan Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 4.521 vaka ve 25 ölüm olduğu ve Yemen’in altyapısının kırılgan durumu göz önüne alındığında, ölümcül virüs çok daha geniş bir şekilde yayılmış olabilir.

COVID-19 duyurusu, BM insani yardım kurumlarının fon eksikliği nedeniyle yardım programlarını kısmasının ardından geldi. Bunlar, sağlık, temizlik, su, yetersiz beslenme ve ülkedeki kolera ile mücadele gibi yardımları içeriyordu. Ayda 12 milyondan fazla Yemenliye gıda sağlayan BM’nin Dünya Gıda Programı, ABD başta olmak üzere bağışçıların isyancıların yardımları kötüye kullandığı iddiasıyla fonları kesmesi nedeniyle, Husilerin kontrolü altındaki bölgelere yardımın yarıya indirildiğini söyledi.

USAID, Husi isyancılarının ateşkesi kabul etmeye zorlamak amacıyla kuzey Yemen’e olan fonunu yılda 200 milyon dolar azalttı. Başkent Sanaa da dahil olmak üzere ülkenin kuzeydeki en kalabalık bölgesini kontrol eden Husiler, Washington’ın Suudi liderliğindeki vekillerini mağlup etmek üzereler.

Birleşmiş Milletler’in Yemen’den sorumlu insani koordinatörü Lise Grande, kesintilerin “daha kötü bir zamanda gelemeyeceğini” söyledi ve şunları ekledi: “Eğer koronavirus salgını ile başa çıkamayacak durumda olan bir ülke varsa, o da Yemen’dir. Sağlık sistemi kırılgan ve büyük ölçüde çökmüş durumda. Beş yıllık savaştan sonra, nüfus içinde belki de dünyadaki en kötü bağışıklık söz konusu. Yemenliler açlıktan ölüyor. İnsanların koleradan öleceğinden korkuyoruz ve şimdi de koronavirüs var.”

Suudi monarşisinin şu Mart 2015’te Devlet Başkanı Abd Rabbuh Mansur Hadi’nin seçilmemiş kukla hükümetini yeniden kurmak amacıyla ülkeyi istila etmesinden bu yana 110.000’den fazla Yemenli hayatını kaybetti ve yüz binlercesi yaralandı. Hadi, şimdi Riyad’da saklanıyor. Suudi liderliğindeki koalisyonun beş yıldır düzenlediği hava saldırıları (257.000’den fazla), başlangıçta askeri mevzileri hedef alıyordu. Ancak daha sonra evler, hastaneler, okullar, otobüsler ve düğünler de dahil olmak üzere sivil hedefler vuruluyor. Yemen’deki kayıpların üçte ikisinden fazlasını siviller oluşturuyor.

Bunların hiçbiri, ABD ve Britanya’nın desteği olmadan mümkün olmazdı. Bu destek, Suudi monarşisine ve onun fiili hükümdarı olan Veliaht Prense Muhammed bin Salman’a Birleşmiş Milletler’de siyasi ve diplomatik koruma sağlamanın yanı sıra silah, eğitim, istihbarat, hava ikmal ve Özel Kuvvet desteğini kapsamaktadır. Hem Washington’ın hem de Londra’nın veto yetkisinin bulunduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Husi isyancılarına yaptırımlar uygularken, Riyad’ın katliamlarını kınayan tek bir kararı bile onaylamadı.

Trump yönetimi, Suudi monarşisi, Basra Körfezi’nin Sünni petrol şeyhlikleri ve İsrail’den oluşan İran karşıtı bir ittifak kurma çabalarının parçası olarak Yemen’deki savaşı destekliyor ve Husi isyancıları İran’ın “vekil gücü” olarak yaftalıyor.

Suud Hanedanı, güney sınırında kendi kontrolü altında olmayan bir hükümetin ortaya çıkmasını engellemek için Yemen’e müdahale etti. Yemen, Cibuti ile birlikte, bölgenin petrol ihracatının büyük kısmının geçtiği Kızıldeniz’in güney girişini kontrol ediyor. Riyad, Husilerin, kendi ana petrol üretim bölgesindeki ezilen Şii azınlığı için siyasi bir örnek oluşturabileceğinden de korkuyor.

Bu savaş, dünyadaki en kötü insani felaketi yaratmış durumda. Ülkedeki 24 milyon insanının yüzde 80’i gıda yardımına bağımlı iken, en az 14 milyon Yemenli kıtlığın eşiğinde. Çocukları Kurtarın Vakfı’nın geçtiğimiz yılki tahminine göre, savaşın başlamasından bu yana beş yaşın altındaki en az 75.000 Yemenli çocuk açlıktan öldü. Çatışmalar yüzünden yaklaşık 3,6 milyon kişi yerinden edildi.

Bu arada ülke, yaklaşık 1,2 milyon kişinin enfekte olduğu ve en az 2.500 kişinin ölümüyle kayıtlara geçmiş en kötü kolera salgını yüzünden harap olurken, son olarak Hadramut ilinde dang humması da görüldü. Dang humması belirtileri COVID-19 ile benzer, ancak test yapılmadan farkı söylemek kolay değil. Bu durum sadece Suudi bombardıman harekatının yarattığı yıkımdan değil, ABD Deniz Kuvvetleri’nin yardımıyla ülkeye uygulanan cezalandırıcı hava, deniz ve kara ablukasından kaynaklanıyor.

Devasa askeri harcamalarına rağmen Suudiler hedeflerinin hiçbirine ulaşamadılar ve yenilginin eşiğindeler. Husiler, Suudi kara kuvvetlerini petrol ve kaynak zengini Marib sınır ilinden çıkarmak üzereler. Bu arada Husilerin Riyad’a füze fırlattığına ilişkin haberler var.

Kararlı Fırtına Harekatı’nı yürüten Suudilerin önderlik ettiği, Körfez devletleri, Sudan, Fas ve eski adı Blackwater olan Academi şirketinin paralı askerlerinden oluşan koalisyon dağılmış durumda. Katar 2017’de Riyad’la anlaşmazlık yaşamasının ardından koalisyondan uzaklaştırılırken, Fas ve BAE geçen yıl askerlerini geri çekti. Onları, Sudan’ın devrik diktatörü Ömer el Beşir’in yerini alan ordu önderliğindeki geçici hükümetinin Aralık ayında 30 bin askerini geri çekmesi takip etti.

Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ilişkilerin soğuması önemli bir rol oynadı ve Abu Dabi geçen Temmuz ayında Yemen’deki askerlerini geri çektiğini duyurdu. Bu ise Yemen’in güneyinde bağımsız bir devlet kurmayı hedefleyen Güney Geçici Konseyi’ndeki İslamcı güçlerin imdadına yetişti. Böyle bir devlet, BAE’nin Kızıldeniz’deki nüfuzunu arttıracak ve önemli ticari çıkarlarının bulunduğu Afrika Boynuzu’na erişimini kolaylaştıracaktır. BAE ile Husiler arasında gizli görüşmeler yapıldığına dair haberler var.

İran’ı suçlama tonunu düşüren Abu Dabi, Ekim ayında Tahran’ın 700 milyon dolarlık dondurulmuş fonunu serbest bıraktı ve Mart ayında İran’a çok sayıda tıbbi ekipman gönderdi.

ABD’nin yaptırımları sonucunda daha geniş çaplı bir insani krizin parçası olarak 4.585 kişinin öldüğünü bildiren İran, bölgedeki en kötü koronavirus salgınına tanık oluyor. Geçtiğimiz Eylül ayında Suudi Arabistan’ın Aramco petrol tesislere düzenlenen saldırı, İran’a karşı ABD önderliğinde savaş açılması durumunda Riyad’ın ve Abu Dabi’nin saldırıya açık olduğunu ortaya çıkardı. Riyad, Husilerin sorumluluğu üstlenmesine rağmen İran’ı suçlamıştı.

BAE, ayrıca, İran’ın da desteklediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkilerini ilerletmeye çalışıyor. Bu doğrultuda, Aralık 2018’de Şam’daki büyükelçiliğini yeniden açtı. BAE, Esad yönetimini, Müslüman Kardeşler’i ve düşman olarak gördüğü diğer İslamcı güçleri destekleyen Türkiye’ye karşı bir kale duvarı olarak görüyor. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed, Esad’a verdiği desteği kamuoyuna açıkladı ve Suriye halkına desteklediğini söylemek için 27 Mart’ta Esad’ı aradı.

Aynı zamanda Riyad, OPEC üyesi ülkelerin petrol üretimini azaltma konusunda anlaşamamasının ardından, Rusya ve ABD’deki rakiplerini piyasadan çıkarmaya ve kendi pazar payını korumaya çalışırken petrol fiyatlarında yıkıcı bir düşüşe neden oldu. Petrol hükümet gelirlerinin ana kaynağını oluştururken, petrol fiyatlarındaki düşüş ve küresel talepte yaşanan yüzde 30’luk gerileme ekonomiyi krize götürüyor. Suudilerin ve Aramco’nun tahvilleri düşerken, Suudi riyali dolar karşısında keskin biçimde değer kaybetti. Riyad’ın bu adımı, kaya petrolü üreticilerinin iflas ile karşı karşıya olduğu ABD’de büyük bir öfkeye yol açtı.

Suudiler, Yemen’de yürüttükleri yıkıcı savaşa muhalefetin artması ve giderek yalnız kalmalarının yanı sıra ekonominin de kötüleşmesiyle birlikte, Husileri müzakere masasına getirmek amacıyla, görünüşte koronavirüsün yayılması konusunda artan kaygılar öne sürülerek iki haftalık tek taraflı bir ateşkes ilan etti. Riyad, BM’nin Yemen’e yönelik insani müdahale planı için 500 milyon dolar ve Yemen’in salgınla baş etmesine yardımcı olmak için 25 milyon dolar taahhüt etti ancak ablukanın sona erdirilmesi hakkında hiçbir şey söylemedi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Suudi önderliğindeki koalisyonun #Yemen’de tek taraflı ateşkes ilan etmesini görmekten memnunuz” tweeti atarak bu adımı destekledi ve Husileri “aynı şekilde karşılık vermeye” çağırdı. Husiler ise ateşkes ilanını bir “siyaset ve medya manevrası” olarak nitelediler.

Perşembe günkü G20 zirvesinde, Suudi Arabistan, Rusya ve diğer üyeler, petrol üretimini günde 9,7 milyon varillik rekor bir oranda azaltma konusunda anlaşmaya vardılar. Diğer üyeler de, petrol piyasasını canlandırmak amacıyla, acil durum stoklarını doldurmak ve yeni petrol arzını kesmek için ham petrol satın almayı kabul ettiler.