Suriye ekonomisi çökerken ülkede protestolar patlak verdi

Jean Shaoul
11 Haziran 2020

Suriye’nin güneyinde bulunan Süveyde şehrinde, gıda fiyatlarında meydana gelen ve ailelerin beslenmesini imkansız hale getiren artışı protesto eden yüzlerce kişi, Pazartesi günü ikinci kez sokaklara çıktı. Geçtiğimiz ay şehirde daha küçük gösteriler gerçekleşmişti.

Çoğu genç ve erkek olan göstericiler, “Onurumuzla yaşamak istiyoruz” sloganıyla sosyal medyada yapılan çağrılara yanıt verdiler. Göstericiler berbat ekonomik koşullardan hükümeti sorumlu tutarken, bazıları Devlet Başkanı Beşar Esad’ın istifasını talep etti.

Nüfusunun büyük kısmı Suriye, Lübnan ve İsrail geneline yayılan Dürzilerden oluşan Süveyde, dokuz yıllık savaş boyunca Esad yönetimine sadık kaldı. Güvenlik güçleri şimdiye kadar protestolara müdahale etmediler.

Suriye lirasının 2011’den bugüne yaşadığı çöküş (2011’de 1 dolar karşılığı 50 Suriye lirası iken bugün 3.200 lira ve 2020 başından beri yüzde 50 değer kaybetti), en temel gereksinimlerin karşılanmasını bir avuç insan dışında neredeyse imkansız kılıyor. Ülkenin para birimi, Lübnan’ın geçtiğimiz Ekim ayındaki ekonomik krizinin ardından hızla değer kaybediyor. Buna şimdi de ABD’nin Caesar Yasası’nın etkisi ekleniyor. Yasa, ABD Başkanı Donald Trump’a, Suriye hükümetine, kurumlarına ve en önemlisi de, ona yardım eden tüm gruplara ya da ülkelere yeni yaptırımlar getirme yetkisi veriyor.

Fransa’nın, I. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu’nun emperyalist paylaşımı sırasında ikiye bölmesinden önce Suriye’nin parçası olan Lübnan’ın başkenti Beyrut, tarihsel olarak Suriye’nin finans merkezi işlevi görüyor. Suriyeli şirketlerin ticaretlerini yapıp işlemlerini finanse ettikleri yer olan Beyrut, Suriye ihracatının büyük bir pazarı konumunda. Azımsanmayacak miktarda kaçak malın yanı sıra 2018’de Lübnan, Suriye’den 132 milyon dolar değerinde mal satın aldı.

Suriyelilerin yüzde 80’inin parasını Lübnan’da tuttuğu sanılıyor. Lübnan bankaları para çekmeyi kısıtlayıp Lübnan poundu aniden değer kaybedince, banka mevduatları değerlerinin önemli bir kısmını kaybetti. Bu ise Suriye’nin yaşamsal mali atardamarını kesti. Bu sonucun, Suudi güdümündeki Saad Hariri hükümetinin ve onun Washington’daki destekleyicilerinin hedeflerinden biri olduğuna kuşku yok. Trump yönetiminin yeni yaptırımları, Suriye’nin kötü durumunu daha da ağırlaştırıyor.

Washington’ın dokuz yıllık vekil savaşı –ve dört yılı aşan yoğun hava bombardımanları– Suriye’yi mahvetmiş durumda. Washington’ın bölgesel müttefikleri, her biri farklı gündemle, Suriye yönetimiyle savaşmaları için milisleri finanse ettiler ve ülkenin sanayisini, şehirlerini ve altyapısını harabeye çevirdiler. Ülke GSYİH’sinin kümülatif kaybı, 500 milyar dolardan fazladır. Büyük kısmı petrol ve doğalgaz sektöründe meydana gelen bu kayıp, Suriye’nin savaş öncesi GSYİH’sinin yedi katından büyüktür.

Savaşta öldürülen insan sayısına ilişkin tahminler, 385 bin ilan 585 bin arasında değişiyor. Üç milyon insan kalıcı olarak sakat kaldı. 11 milyon dolayında insan, yani Suriye’nin savaş öncesi nüfusun yaklaşık yarısı evlerini terk etti. II. Dünya Savaşı’ndan beri dünyadaki en büyük sığınmacı krizi yaratılırken, 3,6 milyonu Türkiye’de olmak üzere 5,6 milyon insan komşu ülkelerde yaşıyor ve 6,2 milyon kişi de ülke içinde yerinden edilmiş durumda.

Savaşın sebep olduğu yıkım, yaygın ıstıraba neden olan sık su ve elektrik kesintileri ile yakıt yokluğuna yol açıyor. Okullar ve hastaneler yerle bir edilmiş durumda. Yaklaşık 2 milyon çocuk okula gidemiyor ve 1,3 milyon çocuk da okulu bırakma riski altında.

BM Kalkınma Programı, bir zamanlar orta gelirli bir ülke olan Suriye’de yaşayanların yüzde 83’ünün günde 1,90 dolardan az bir gelirle, yoksulluk sınırının altında yaşadığını ve 12 milyon kişinin acil insani yardıma muhtaç olduğunu tahmin ediyor.

COVID-19 pandemisinin başlaması, Suriye’nin ekonomisinin durmasına ve sokağa çıkma yasaklarına yol açarak, zaten çaresiz durumda olan işçilerin ve ailelerinin kötü durumunu daha da ağırlaştırdı. Yetkililer ülkede 141 vaka ve 6 ölüm bildirdiler ancak test kitinin az sayıda olduğu ve ülkenin sağlık sisteminin çökertildiği dikkate alındığında, bunun gerçek sayıların oldukça altında olduğuna inanılıyor.

Savaştan en ağır etkilenen sektörlerden biri tarımdı. Özellikle buğday üretimi, 2019’da 2,2 milyon tona düşmüştü ki bu savaş öncesi ortalamanın yarısı. Suriyelilerin beslenmesinin ayrılmaz bir parçası olan ekmeğin kalitesini, miktarını ve fiyatını etkileyen bu durum, Suriye’yi –çoğunu Rusya’dan satın aldığı– bir buğday ithalatçısı haline getirdi. Buğday üretimi 2018’de kuraklık ve yangınlar nedeniyle 1,8 milyon tona kadar düşmüş –son on yıllardaki en düşük miktar– ve bu da Suriye’yi, 2019’da akut gıda güvensizliğinden en ağır etkilenen on ülkeden biri yapmıştı.

Ancak ülke tarımındaki gerileme, Esad’ın 2005’te serbest piyasa politikalarına yönelmesi ile savaş öncesinde başlamıştı. Yıllar süren kuraklık ve kötü hasatlardan sonra gelen bu değişiklik, bir avuç iş insanını zenginleştirdi. Bütün tarım işçilerinin yaklaşık yarısı çiftlikleri terk ederek büyük şehirlere taşındı. Onların yoksulluğu, 2011’daki protestoların başlıca nedenlerinden biriydi.

Suriye’nin tarımının ve altyapısının yok edilmesi, özellikle Suriye’nin doğusunda yerinden edilen insanların evlerine geri dönmelerini engelleyen etmenlerden biridir.

Şu anda yarı özerk Kürt yönetiminin kontrolü altında bulunan ve Suriye’nin geleneksel tahıl ambarı olan kuzeydoğu bölgesi, geçtiğimiz yıl, ülkedeki buğdayın yaklaşık yarısını üretmişti. Bu yıl ise özellikle Rakka çevresinde çıkan yangınların bir kez daha tehdidi altında bulunan buğdayın neredeyse dörtte üçünün ekildiği bölge, buğdayın fiyatını belirliyor.

Şam’ın Rusya’dan buğday alma planı, Lübnan’daki siyasi kargaşa, Suriye para biriminin uğradığı değer kaybı ve son olarak Rusya’nın, bu çeyrekteki tahıl ihracatı kotasına ulaştığını duyurması nedeniyle bozuldu. Rusya, tüm tahıl sevkiyatını 1 Temmuz’a kadar durduracak.

Hükümet, fiyatlardaki artıştan yozlaşmış iş insanlarını sorumlu tuttu, beş valiyi görevden aldı, bakanları günah keçisi ilan etti ve yolsuzlukla mücadele yönünde adımlar atma numarası yaptı.

Şam, yurt dışında yaşayan Suriyelilerin resmi döviz dönüştürme oranlarını kullanmalarında ısrar ederek, onlardan döviz transferi yapan döviz karaborsasının faaliyetlerini kısıtlamaya çalışıyor. Dünya Bankası’nın tahminlerine göre bu dövizler GSYİH’nin yüzde 15’ini oluşturuyor. Suudi Arabistan’dan (yüzde 29), Lübnan’dan (yüzde 17), Ürdün’den (yüzde 15) ve Türkiye’den (yüzde 14) gelen dövizler salgın sırasındaki kapanmalar nedeniyle büyük ölçüde kesilirken, döviz karaborsası söz konusu paraların değer kaybına uğramasına hizmet ediyor.

Hükümet aynı zamanda, Esad’ın kuzeni Rami Maluf’un faaliyetlerini dizginlemeye çalışıyor. Cep telefonu şebeke operatörü Syriatel’in sahibi olan ve Suriye’nin en zengin insanı olduğu düşünülen, İran eksenindeki Maluf’un, 2011’de Suriye ekonomisinin yüzde 60’ını kontrol ettiği söyleniyordu. Yetkililer, vergi kaçakçılığı ve gecikmiş ödeme iddialarıyla Maluf’un varlıklarına el koydu, geçici seyahat yasağı getirdikleri Maluf’u adli gözetim altına aldı ve birkaç kilit çalışanını tutukladı.

Esad, kardeşi Mahir’in büro şefi, Dördüncü Tümen komutanı ve İran müttefiki General Gassan Bilal’i de tutukladı.

Hükümet güçleri, Rusya’nın hava desteği, İran ile Hizbullah’ın da kara birliklerinin yardımıyla Suriye’nin büyük kısmında kontrolü geri kazanırken, ülkenin kuzeybatısında bulunan İdlib’de El Kaide bağlantılı güçleri destekleyen Türk birlikleri ile hâlâ mücadele halindeler.

Aynı zamanda Suriye, İsrail’den gelen aralıksız saldırılarla karşı karşıya bulunuyor. Tel Aviv, son iki ayda İran ve Hizbullah bağlantılı hedeflere en az yedi hava saldırısı düzenledi. İsrail, ülkenin güneybatısındaki İslamcı güçlere yardım ve yataklık yaparken, Suriye’ye karşı yüzlerce hava saldırısı düzenlediğini kabul etti. Lübnan Başbakanı Hassan Diab, İsrail’in bu yıl Lübnan’ın egemenliğini bini aşkın kez ihlal ettiğini söyledi.

Görünüşe göre Washington’ın İran’a karşı bir taşeron olarak kullandığı İsrail’in Tahran’ın etkisini ve alanını sınırladığını görmekten memnun olan Rusya, İsrail’in saldırıları karşısında sessiz kaldı. Askeri harcamalarını telafi etmeye ve hem siyasi hem de ekonomik üstünlük kazanmaya kararlı olan Rusya’nın, Esad’a İran’ı dışlaması konusunda baskı yaptığı görülüyor.

İran’ı Türkiye’yle yapılan İdlib anlaşmasının dışında bırakan Moskova, İsrail Savunma Bakanı Naftali Bennett, İsrail’in yalnızca İran’ın Suriye’de güçlenmesini sınırlamaya değil onu Suriye’den tamamen çıkarmaya uğraştığını söylediğinde sessiz kaldı. Esad’ı Maluf’un üzerine gitmeye de Rusya zorlamış olabilir.