Küresel koronavirüs ölüm tahminleri, sürü bağışıklığı politikasının fütursuzca uygulandığını gösteriyor

Benjamin Mateus
10 Eylül 2020

4 Eylül’de, yeni COVID-19 vaka sayısı, dünya çapında ilk kez 300 bini geçti. Ağustos ortasındaki kısa bir zirveden sonra, her gün 267.500’den fazla vaka kaydediliyor ve yedi günlük ortalama tekrar yükseliyor. Pandeminin başladığı Aralık 2019’dan bu yana geçen dokuz ayda 27 milyondan fazla vaka bildirildi.

İlk 10 milyon vaka sayısına 27 Haziran’da ulaşılmışken, 20 milyona 9 Ağustos’ta ulaşıldı. Vaka sayısının bu ayın ikinci yarısında 30 milyonu aşması bekleniyor. Seattle, Washington merkezli Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü (IHME) tarafından yapılan küresel tahminlere göre, yeni vaka sayısı hızının artması bekleniyor.

Worldometer Gösterge Tablosu’na göre, 6 Eylül 2020 itibarıyla:

IHME’nin mevcut küresel tahminlerine göre, 1 Aralık 2020 itibarıyla, toplam ölü sayısı 1,92 milyonu geride bırakacak. Bu, önümüzdeki üç ayda bir milyon kişinin daha öleceği anlamına geliyor. Çeşitli bölgelere göre beklenen rakamlar şöyle:

Günlük ölümlerin 1 Ekim’den sonra tırmanmaya başlaması ve 1 Kasım’dan sonra sert biçimde yükselmesi bekleniyor. 1 Aralık için günlük ölüm sayısı için mevcut tahminler, 26.870 civarında. Hastane kaynakları, Aralık’ta 1.87 milyon hastane yatağının, 399 bin 463 yoğun bakım ünitesi yatağının ve 340 bin 307 solunum cihazının kullanılıyor olacağını tahmin ediyor. Bu tahminler, sonbahar ve kış mevsimlerinde sıcaklıkların düşmesinin insanları iç mekânlara yönlendirecek olmasına dayanıyor. Bunlara, yüzde 60 civarında olan maske kullanımındaki düşüş ve sosyal mesafe önlemlerinin azalması ekleniyor.

Hindistan, günlük COVID-19 enfeksiyon oranları hız kesmeden yükselmeye devam ederken pandeminin merkez üssü haline geldi. 6 Eylül’de, ülke, 91 bin 723 yeni vakayla günlük bazda rekor kırdı. Hindistan, 4,28 milyon vakayla, 6,48 milyon vakaya sahip ABD’nin ardından ikinci sıraya yükselmiş durumda. Her ne kadar Hindistan ölü sayısında üçüncü sırada olsa da, bunun gerçeği yansıtmadığı kesindir. Test oranları son derece düşük kalmaya devam ediyor ve kırsal alanlarda yaşayan nüfusun çoğu tıbbi yardıma erişemiyor, bu da COVID-19’a atfedilebilecek bir tanıyı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Öte yandan, nüfusun yarısından fazlası 25 yaşın altında; bunun daha iyi sonuçlar için bir faktör olduğu biliniyor.

634.000 vaka ve 67.000’den fazla ölümle Meksika’nın vaka ölüm oranı yüzde 10’un üzerinde ve en yüksek oranlardan biri. Ülke, ölü sayısı bakımından ABD, Brezilya ve Hindistan’ın ardından dördüncü sırada bulunuyor. Son hükümet istatistikleri, Mart ayından Ağustos ayına kadar tüm nedenlerden kaynaklanan fazla ölümlerin sayısını önceki yıllara göre 122.765 daha fazla gösteriyor ve bu da COVID-19 ölümlerinin büyük ölçüde az gösterildiğini ortaya koyuyor. Fazla ölümler ağırlık olarak 45 ila 65 yaş arası nüfusta yoğunlaşıyor. Geçtiğimiz hafta, Meksika devletine bağlı bir sağlık yetkilisi olan Hugo Lopez Gatell, basına, ölüm belgelerinin tükendiği bilgisini verdi.

Cuma günü Fransa, pandeminin başlamasından beri en büyük günlük artışla, yeni vaka sayısında 9 bine yaklaşarak yeni bir tırmanışa tanık oldu. Bloomberg’in belirttiği gibi, yükseliş, tam da okulların 12 milyon öğrencinin gelişine hazırlandığı sırada gerçekleşiyor. Yine de, Macron hükümeti, herhangi bir kapanma önlemine başvurmayı reddediyor. Sağlık Bakanı Olivier Veran, Fransa’nın BFM TV kanalına yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Tam bir geri kapanmayı hayal edemiyorum ve cumhurbaşkanı genel bir geri kapanmayı düşünmek istemiyor.”

Avrupa genelinde, kapanma önlemleri gevşetildiği ve yaz seyahatlerine izin verildiği için vaka sayısı yükselişte. Bütün ülkelerin liderleri, gelecekte kapanma veya sınırlama önlemlerini geri getirmemek için, felç olan ekonomiyi ve halkın yorgunluğunu gerekçe gösterdi. Britanya Başbakanı Boris Johnson, okulların açılmasını “ahlaki bir görev”, pandemiden kurtulmak için gerekli bir strateji olarak bile adlandırdı. Bu ifadelerin arkasında, halkı önlenebilir olanı kaçınılmaz olarak kabul etmeye zorlamak için siyasi figürler aracılığıyla yürütülen sürü bağışıklığı politikası yatmaktadır.

Edinburgh Üniversitesi’nin Küresel Halk Sağlığı Bölümü Başkanı Dr. Devi Sridhar, New York Times’ta çıkan yazısında, Avrupa genelinde artan vaka sayısıyla ilgili şunları yazıyordu: “Kapanma önlemleri, test ve izleme işlemlerinin bulaşma zincirlerini kırmasına neden olacak kadar düşük vaka sayılarını getirebilir. Avrupa ülkeleri, COVID-19’u kontrol altına almak için hâlihazırda ciddi bir ekonomik ve sosyal darbe aldı ancak işi bitirmek ve eğriyi gerçekten kırmak için, geniş çaplı, hızlı ve doğru test hizmetlerini yürütebilmek üzere muazzam bir tanı kapasitesi oluşturmaları gerekiyor. Bu, zor bir proje ama imkânsız değil.”

NPR radyosu, kısa süre önce, IHME ekibinin başındaki Chris Murray, Brown Üniversitesi’nden Dr. Ashish Jha ve Londra’daki Imperial College School Halk Sağlığı bölümünden Kalipso Chalkidou ile bu korkunç ama bir o kadar da olası rakamları konuştu.

Murray, ekibinin yaptığı hesaplara dayanarak şunları söylüyordu: “Kapanma yönünde kayda değer çabalara rağmen Arjantin’de meydana gelen devasa salgınlara, Şili’de olan büyük salgınlara, Güney Brezilya ve Güney Afrika’daki salgınlara baktığımızda ve bunları Kuzey Yarımküre’de olan bitenlerle, benzer sosyal mesafe kurallarının olduğu yerlerle, durumun aslında ortalama olduğu, yani istatiksel analizin olduğu yerlerle kıyaslandığımızda, mevsimsellikle çok güçlü bir korelasyon görüyoruz.”

Dr. Jha ise, ABD’de 1 Ocak’a kadar 410 bin ölü sayısına ulaşılması tahminlerinin oldukça mantıksız olduğunu söyledi ve bunu şöyle açıkladı: “Hastalara bakmakta çok daha iyi hale geldik, ölüm oranının muhtemelen yaklaşık yüzde 50 düştüğünü düşünüyorum.” Oysa Murray, ekibinin tedavilerde ve çeşitli terapilerde kaydedilen ilerlemelerden sonra bile ölüm oranlarının iyileşmediğini tespit ettiğini söyleyerek ona karşı çıktı. Dr. Chalkidou ise, dünyadaki birçok ülkenin güvenilir sağlık istatistiklerinden yoksun olduğunu ve bunun ölüm nedeninin belirlenmesini imkânsız hale getirdiğini ekledi. “Bu, çok sayıda COVID-19 ölümünün sayılmadığı anlamına gelir. Ayrıca, insanların COVID-19’dan ölme olasılığını artıran ek hastalıklara ilişkin iyi verilerimiz yok.”

Bu tüyler ürpertici konuşmalar ve raporlar, dikkatlice değerlendirilmeyi hak ediyor. Çalışmalar, hastalığın yayılmasını engelleyecek önlemler acilen alınmazsa, pandeminin yakın gelecekteki gidişatının feci sonuçları olacağına dair korkunç bir tahmin ortaya koyuyor. Bütün bunlara rağmen, mali piyasalar uğruna okullar açmak ve toplumu pandemi öncesi duruma geri dönmeye zorlamak için büyük siyasi çaba sarf ediliyor. Bu ürkütücü rakamların dünya olaylarındaki birincil odak noktası olmaması, suç oluşturan bir ihmalkârlıktır ve egemen seçkinlerin caniliğinin göstergesidir.