Ermenistan-Azerbaycan savaşı bir Rusya-Türkiye çatışması tehdidi yaratıyor

Ulaş Ateşçi
1 Ekim 2020

Güney Kafkasya’da Ermenistan ile Azerbaycan arasında top, tank, helikopter ve insansız hava aracının kullanıldığı dizginsiz askeri çatışmalar, üçüncü gününde de devam etti. Pazar günü ihtilaflı Dağlık-Karabağ bölgesi üzerine patlak veren çatışma, bu iki Sovyet cumhuriyeti arasında, Stalinist bürokrasinin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtma sürecinde patlak veren 1988-1994 savaşından bu yana en kanlı çatışmayı oluşturuyor.

Salı günü Erivan, silahlı kuvvetlerin 500 Azeri askerini öldürdüğünü iddia ederken, Bakü, Ermeni kuvvetlerinin 550 kayıp verdiğini söyledi. Bununla birlikte, Dağlık-Karabağ (Ermenice adıyla Artsakh) yetkilileri, dört sivilin yanı sıra “Artsakh’ta 80 asker öldürüldü ve yaklaşık 120 kişi yaralandı” açıklaması yaptılar. Öte yandan Bakü, Ermeni kuvvetlerinin saldırılarında 12 sivilin öldüğünü iddia ediyor.

Rus Sputnik haber ajansı, “sadece Karabağ’da değil, Ermenistan’ın ve Azerbaycan’ın diğer yerlerinde de silahlı çatışmalar” meydana geldiğini bildirdi.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı’ndan Albay Vagif Dargahli, “Ermeni silahlı kuvvetlerinin, Hocavend bölgesinde konuşlu 3. Martuni motorize tüfek alayı imha edildi” açıklamasını yaparken, Ermenistan Savunma Bakanlığı, “bütün bir Azeri askeri birliğinin imhasını” gösterdiğini iddia ettiği bir video yayımladı. Bakü, Dağlık-Karabağ’a konuşlandırılmaları halinde Ermenistan’ın S-300 füze savunma sistemlerini vuracağını ilan etti.

Salı günü şiddetli çatışmalar devam eder ve Bakü Dağlık-Karabağ çevresinde birkaç köyü ele geçirdiğini iddia ederken, bazı Rus askeri uzmanları, “iki taraf da önemli bir askeri başarı elde edebilecek durumda değil” şeklinde yorumda bulundular.

Salı günü, Ermenistan Savunma Bakanlığı sözcüsü Shushan Stepanyan, “Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir F-16 savaş jeti, Ermeni Silahlı Kuvvetleri’nin görevde bulunan bir SU-25 jetini Ermeni hava sahası içindeyken vurduğunu” ve pilotun öldüğünü iddia edince, çatışma daha da tehlikeli bir hal aldı.

Hem Azeri hem de Türk yetkililer, bu iddiayı hemen yalanlayarak bunun bir “yalan” olduğunu söylediler. Bakü, “Ermenistan’ın Sukhoi-25’inin bir F-16 tarafından imha edildiğini iddia eden haber bir yalandır” açıklamasını yaparken, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İletişim Başkanı Fahrettin Altun konuyla ilgili Bloomberg’e şunları söyledi: “Türkiye’nin bir Ermeni savaş jetini vurduğu iddiası kesinlikle doğru değil. Ermenistan böyle ucuz propaganda oyunlarına başvuracağına, bir an önce işgal ettiği topraklardan çekilsin.”

Dahası, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Ankara’yı askeri çatışmaya doğrudan katılmakla suçladı. Rusya’daki Rossiya1 TV kanalına konuşan Paşinyan, şunları söylüyordu: “Bu operasyon önceden planlanmış ve bu operasyonun Türk Silahlı Kuvvetleri ile ortak tatbikat sırasında planlandığına hiç şüphe yok. Çok önemli bir ayrıntı; Türkiye bu sürece esasen dahil olmuştur.”

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Salı günü yaptığı açıklamada, Ankara’nın “hem sahada hem masada” Bakü’nün yanında olmaya devam edeceğini belirtirken, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Türkiye bizim kardeş ülkemiz ve müttefikimizdir. Bize yalnızca moral destek vermektedir ve gösterdiği dayanışmaya minnettarız.”

Türkiye’nin çatışmaya dahil olduğuna dair iddialar doğru olsun ya da olmasın, bu iki eski Sovyet cumhuriyeti arasındaki savaşın hızla kontrolden çıkarak hem NATO üyesi Türkiye’yi hem de Erivan’ın başlıca destekçisi olan nükleer silahlı Rusya’yı içine çekebileceği açıktır. Ankara ile Bakü ve Moskova ile Erivan arasındaki karşılıklı askeri antlaşmalar, üçüncü bir tarafla bir savaş durumunda o ülkeye askeri destek verilmesini gerektiriyor.

Ermeni yetkililer Rusya’dan ve diğer müttefiklerinden destek isteme konusunda açık kapı bırakırken, bu tür bir durum, kaçınılmaz olarak, topyekûn bir bölgesel, hatta küresel savaş olasılığını gündeme getirecektir.

Ermenistan’ın Rusya Büyükelçisi Vardan Toghonyan, Salı günü konuyla ilgili şunları belirtti: “CSTO ile iletişime geçme olasılığı hakkında şimdi bir açıklama olsa da olmasa da, bu fırsata sahibiz. Şimdi bu konuyu durumun gelişmesiyle bağlantılı olarak tartışıyoruz.” Bir askeri ittifak olan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün (CSTO) üyeleri arasında Rusya, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan var. CSTO’nun şartları, herhangi bir üye devletin bir üçüncü ülkenin saldırısına uğraması halinde askeri olarak yanıt vermesini gerektiriyor.

Bu savaş, Stalinist rejimin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasının ve NATO’nun bölgede otuz yıldır tırmanan emperyalist savaşının zehirli ürünüdür. Avrasya’nın stratejik ticaret ve boru hattı rotaları güzergâhında bulunan enerji zengini Kafkasya, bölgede bütün büyük güçleri kapsayan sert jeopolitik rekabetin merkezinde yer almaktadır. NATO’nun son on yıldaki savaşları, hem Libya’da hem de Suriye’de NATO tarafından kışkırtılan iç savaşlarda karşıt tarafları destekleyen Ankara ile Moskova arasındaki gerilimleri ciddi ölçüde yoğunlaştırmıştır.

Kafkasya’daki mevcut savaş, Washington’ın hem Rusya’ya hem de İran’a karşı savaş hazırlıklarının ortasında meydana geliyor. Washington, İsrail’i ve Basra Körfezi’nin petrol şeyhliklerini içeren bir İran karşıtı eksen oluşturma çabasına hız verirken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Salı günü yaptığı açıklamada, Tahran’a karşı “önleyici bir saldırıyı dışlamıyoruz” diye ilan etti.

ABD kuvvetlerinin Ukrayna’da Rusya sınırları yakınında provokatif askeri tatbikatlar düzenlemesinin ardından, NATO, ihtilaflı Abhazya ve Güney Osetya meselelerini gündeme getirdi ve Moskova’yı, Gürcistan’dan ayrılan bu bölgelerdeki kuvvetlerini çekmeye çağırdı. 2008’de Tiflis, bu bölgeler üzerine Rusya ile bir savaş kışkırtmıştı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ve onu takip eden Gürcistan İç Savaşı’nın ardından Abhazya’ya ve Güney Osetya’ya yerleştirilen Rus barış güçlerini asılsız bir şekilde suçlayan ABD ve Avrupa medyası, Gürcistan’ı desteklemişti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Gürcistan Başbakanı Giorgi Gakharia ile ortak düzenlediği basın toplantısında, “Rusya’yı, Abhazya ve Güney Osetya bölgelerini tanımaya son vermeye ve kuvvetlerini çekmeye çağırıyoruz,” dedi ve Gakharia’ya şunları söyledi: “NATO’ya yaklaşmak için tüm fırsatları tamamen kullanmaya devam etmenizi ve üyeliğe hazırlanmanızı öneririm.”

Stoltenberg’in açıklaması, Rusya’ya yönelik bir tehdittir ve bölgedeki askeri gerilimlerin daha da tehlikeli bir şekilde tırmanmasına işaret etmektedir. Gürcistan’ın NATO’ya üye olması halinde, Gürcistan’ın Abhazya’ya ya da Güney Osetya’ya yönelik yeni bir saldırısı (eğer NATO tekrar Rusya’yı sorumlu tutarsa), Gürcü hükümetinin, NATO’nun onu savunmak için yasal olarak Rusya ile savaşa girmek zorunda olduğunu iddia etmesine izin verebilir.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki mevcut savaş ve 2008’de Gürcistan’da meydana gelen savaş, SSCB’deki kapitalist restorasyonun ve ulus devlet sisteminin gerici karakterinin ürünleri olmakla beraber, Ermenistan ile Azerbaycan’da COVID-19 pandemisiyle daha da şiddetlenen toplumsal ve ekonomik kriz, Azeri ve Ermeni egemen seçkinlerinin savaş çığırtkanlığında çok önemli bir etkendir.

İki ülkedeki sınıfsal gerilimler de daha pandemiden önce patlamaya hazırdı. Hem Bakü hem de Erivan, kapitalist hükümetlerin hastalık karşısında izlediği öldürücü politikaya karşı sınıf mücadelesinde uluslararası ölçekte yaşanan canlanmanın parçası olarak, işçi sınıfı içinde bir toplumsal patlama olmasından korkuyor.

Mayıs başında işe geri dönüş kampanyasını başlatan Erivan, 2,9 milyonluk nüfusuna rağmen 959 ölümle şu anda Asya’daki en yüksek ölüm oranına sahip. Temmuz ayında yapılan bir ankete göre, pandemi nedeniyle Ermeni halkının yüzde 54’ünün maddi durumu kötüleşti, yüzde 35’i işini ya da gelirini kaybetti ve üçte biri durumun daha da kötüleşmesini bekliyor.

Yine koronavirüs önlemlerini erkenden kaldıran petrol zengini Azerbaycan da, küresel petrol fiyatlarının pandeminin ortasında çökmesiyle bağlantılı olarak derin bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunuyor. Petrol ve doğalgaz satışları, ülkenin GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 40’ını ve ihracat gelirlerinin yüzde 81’ini oluşturuyor. Hazar Üniversitesi’nin Ağustos ayında yayımladığı bir raporda, Azerbaycan’da 1,3 milyon kişinin pandemi nedeniyle işini kaybedebileceği tahmin ediliyordu. Bu, ülkenin 5,1 milyonluk işgücünün yaklaşık dörtte birine denktir.

Kafkasya’da tırmanan katliama karşı ileriye giden tek yol, bölgede ve uluslararası ölçekte bütün uluslardan ve etnik kimliklerden işçi sınıfını savaşa ve milliyetçiliğe karşı sosyalist bir program temelinde birleştirip harekete geçirmektir.

30 Eylül 2020

Ayrıca bakınız:
Ortadoğu’da savaş tehlikesi artarken Ermenistan-Azerbaycan çatışması tırmanıyor
[29 Eylül 2020]

Ermenistan-Azerbaycan çatışması Kafkasya’da büyük bir savaş tehlikesi yaratıyor
[28 Eylül 2020]