“Sendikalar pandemi süreci boyunca bir hayalet gibiydiler”

İstanbul’daki belediye işçileri sendikalara ve sürü bağışıklığı politikasına karşı seslerini yükseltiyor

Muhabirlerimizden
2 Ekim 2020

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti COVID-19 vakalarına dair verileri başından itibaren manipüle ettiklerini itiraf ederken, işçiler arasında hükümetin pandemi karşısında izlediği öldürücü politikaya karşı giderek gelişen bir militan ruh hali var.

Bu muhalefet, yalnızca hükümeti değil ama onun burjuva muhalefet partileri ve sendikalar içindeki suç ortaklarını da hedef alıyor. İşçiler, sendikalar da dahil olmak üzere tüm siyaset kurumunun, işçilerin sağlığı ve canı pahasına yalnızca egemen sınıfın kâr çıkarlarını savunduğunu giderek algılıyorlar.

Erdoğan hükümeti, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) önderliğindeki burjuva muhalefetin desteğiyle bir sürü bağışıklığı politikası uyguluyor. Hükümet, yüz binlerce işçiyi ayda sadece 1.170 liraya ya da asgari ücretin yarısına “ücretsiz izne” zorlayan yasayı CHP’nin oylarıyla Temmuz 2021’e kadar uzattı. Hükümetin CHP ile işçi sınıfına karşı yaptığı işbirliği, Çanakkale’de bulunan Dardanel fabrikasında, COVID-19’a yakalanan işçileri diğer işçilerle birlikte 14 gün boyunca fabrikada çalışmaya zorlamalarıyla yeni bir doruğa ulaştı.

Sendikalar da başından itibaren bu gerici politikanın suç ortağıydı. Mart ayında COVID-19 işyerlerine yayılırken, muhalefet yanlısı DİSK, tehlikeli koşullarda çalışmaktan kaçınma hakkını kullanacağını ilan etti ancak bugüne kadar asla bir grev çağrısı yapmadı. Muhalefet yanlısı Eğitim-Sen de, benzer şekilde, “Eğitim-Sen bir an önce yüz yüze eğitimin başlaması gerektiğini düşünmektedir” açıklaması yaparak siyaset kurumunun okula dönüş kampanyasını destekledi. Daha şimdiden, geçtiğimiz hafta içinde Kayseri’de üç öğretmen hayatını kaybetti.

Bütün bunlara karşı işçilerin öfkesi büyürken, Dünya Sosyalist Web Sitesi, kısa süre önce, İstanbul’da CHP’nin yönetimindeki dört ayrı belediyeden yedi işçiyle pandemi üzerine röportaj yaptı. İşten çıkarma vb. saldırılara karşı korumak için işçilerin isimlerini saklı tutuyoruz.

Görüşmemizde, Şişli belediyesinden bir işçi şunları belirtti: “Belediyeler Mart’ın 15’inden sonra kapanmaya başladılar. Bu süreçte evden çalışma ve kısa süreli çalışma gibi yöntemler kullanıldı. Bizde bu sayı 800 civarı idi.” Kısa çalışma ödeneğiyle işçiler maaşlarının yalnızca yüzde 60’ını alabiliyorlar.

Aynı işçi şöyle devam ediyordu: “Haziran başında mesailer tekrardan normal seyrine döndü. Hemen hemen hiçbir belediyede önlem alınmadı. Bu süreçte hükümetin politikalarına benzer şekilde pozitif vakalar çalışanlardan gizlendi ve çalışma aynı şekilde devam etti. Sendikaların bu konuda hiçbir talepleri olmadı.”

Yeni bir cumhurbaşkanlığı genelgesi uzaktan ya da dönüşümlü çalışmaya izin veriyor olmasına rağmen, birçok yerel yönetim işçileri eve göndermedi. İşçi, işyerlerinde salgında meydana gelen artıştan sonra 1 Ekim’de uzaktan ya da dönüşümlü çalışmaya tekrardan geçildiğini belirterek şunu ekledi: “İSTAÇ Genel Müdürü geçen gün COVID-19’dan dolayı öldü.”

Şişli belediyesinden bir başka işçi ise şunları söylüyordu: “Pandemi sürecinde hükümetin yeterli önlemleri almadığı fikrindeyim. Belediyelerde de durumun farksız olduğunu düşünüyorum, işçiler için alınan önlemler yetersiz.” İşçi, bu süreçte sendikaların oynadığı rol ve ABD ile Avrupa’da işçiler arasında iş güvenliği taban komiteleri kurulması hakkında ne düşündüğü sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Pandemi sürecinde işçi sendikalarının olumlu bir rolünü görmedim. Bu durumun [taban komiteleri kurulmasının] sendikaların işlevsizliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Ve gayet olumlu buluyorum bu girişimleri.”

Aynı işyerinden bir diğer işçi şunları söylüyordu: “Hükümetin, ekonomik krizin gölgesinde yürüttüğü pandemide özellikle çalışan insanları riske attığı, onları salgın ortamında çaresiz bıraktığı aşikar. Özellikle pandemide pozitif vaka sayısında, Türk Tabipleri Birliği’nin de belirttiği üzere, dürüst davranılmadığını görebiliyoruz.” Devamında, belediye yönetiminin pandemi karşısında izlediği politika karşısında ne düşündüğü sorusuna şu yanıtı veriyordu: “Belediye yönetiminde çalışanlara test yapılmıyor. Pozitif vakanın yaşandığı birimlerde ne şekilde bilemiyorum. Önlem minimal düzeyde alınıyor. Örneğin uzaktan çalışma yapabilecek birimlerin belediyeye gelmesi sağlanıyor. Bu da daha fazla çalışan insan ve bulaşma riskinin artması demek.”

Aynı işçi, sendikalara yönelik öfkesini şu sözlerle dile getirdi: “Sendikalar pandemi süreci boyunca bir hayalet gibiydiler. Onları hiçbir şekilde göremedik, süreçle ilgili çalışanlar da bilgilendirilmedi.”

Uluslararası ölçekte gelişen taban komiteleri inisiyatifi hakkında ne düşündüğünü sorduğumuz işçi, şu yanıtı verdi: “İşçiler birleşmeli. Birlikte bazı afyon kurumlardan bağımsız hareket etmeleri demek patron sendikalarının güdümüne almak istediği işçilerin artık uyanması demek.”

Yine Şişli belediyesinde çalışan dördüncü işçi de “Ticari kaygılar toplum sağlığından daha önemli” diyor ve şunları ekliyordu: “Basitçe alınabilecek güvenlik tedbirleri alınmıyor. Sağlık sektörü çökmek üzere, emekçiler arasında en fazla mağduriyet yaşayan da sağlık çalışanları ve kamu işçileri.” Devamında, tüm dünyada hükümetlerin ve şirketlerin sürü bağışıklığı politikalarına karşı iş güvenliği taban komitelerinin kurulmasını şu sözlerle destekliyordu: “‘Tüm dünyanın işçileri birleşsin’ ama sosyal mesafeyi koruyarak.”

Kadıköy belediyesinde çalışan bir işçi, hükümetlerin izlediği politika hakkında şunları söyledi: “Covid-19 hastalığı ile ilgili bilimsel araştırmalar netleşmemiş ve halen devam etmekte iken, başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birçok kuruluşun açıkladığı hastalıkla ilgili tespitlerin, bir hafta veya bir ay sonra aslında öyle değilmiş şeklinde revize edildiği bir ortamda açık veya örtülü bir şekilde ‘sürü bağışıklığı’ uygulaması bence o ülkelerin ekonomiyi insan sağlığından daha önemli tutmasından kaynaklanıyor.” Büyükçekmece belediyesinde çalışan bir başka işçi ise, “Normalleşme propagandaları yapılarak kitleler sokağa çıkmaya teşvik edilmiştir. Daha sert, kesin, çözümcü uygulamaların ortaya konulması gerekmektedir,” diyordu.

Maltepe belediyesinden bir işçi de pandemiyle ilgili resmi açıklamalar hakkındaki yaygın kuşkuyu dile getirerek şunları ifade etti: “Hükümetin baştan beri süreci şeffaf yönetmediği ve verileri sürekli çarpıttığı bilinen bir gerçek. Sadece işverenin desteklendiği, emekçilerin de desteklenmediği ve güvenliksiz çalışmak zorunda bırakıldığı, ilk gözden çıkarılanların da onlar olduğu, arka planında ‘sürü bağışıklığı’ politikası güdülen bir dönemi yaşıyoruz.”

İşçi, belediye yönetiminin pandemi karşısında izlediği politikayla ilgili de şunları söylüyordu: “Yönetim, valilik ve hükümet kararlarını uyguladı en başından itibaren. Ciddi tedbirler alınmadığı gibi bilgi paylaşımı ve ‘genel test’ de yapılmadı.”

Aynı işçi, sendikaların işbirlikçi politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “Belediye içerisinde sağlıksız çalışma koşullarını ve çalışanları odağına alan bir bilgilendirme ve yönetime baskı ya da tavsiye niteliğinde bir hamle olmadı. Ülke genelinde de sendikalar normalleşme sürecine bir an evvel geçilmesi gerektiğini savunarak hükümet ve sermayenin işbirlikçisi olduklarını tekrar kanıtladılar.” Son olarak, iş güvenliği taban komiteleri gibi bağımsız işçi inisiyatiflerini desteklediğini söyleyen işçi, bunların “uluslararası bir oluşumun çatısı altında toplanmaları gerektiğini” vurguladı.

Otomotiv işçileri, eğitim emekçileri, otobüs şoförleri ve işçilerin diğer kesimleri arasında gelişen bir hareketin ortasında, İstanbul’daki belediye işçilerinin taban komitelerine verdiği olumlu tepki, devrimci sonuçları bulunan ve giderek büyüyen uluslararası bir eğilimin önemli bir işaretidir. İşçiler, egemen sınıfın ölüm saçan politikasına karşı siyaset kurumundan ve sendikalardan giderek bağımsız bir şekilde örgütlenmek istiyor ve bunun için çabalıyorlar.

Sosyalist Eşitlik, bu girişimi destekleyen belediye işçilerini ve işçi sınıfının diğer kesimlerini, hayatları kurtarma ve egemen sınıfın ölüm politikasına karşı çıkma mücadelesinde, işyerlerinde düzen partilerinden ve sendikalardan bağımsız iş güvenliği taban komiteleri kurmak için Facebook grubuna katılmaya çağırıyor.