Trump’ın “sürü bağışıklığı” politikası ve sağcı terör

15 Ekim 2020

Newsweek’in Salı günkü haberine göre, Trump yönetiminden iki yetkili, Beyaz Saray’ın Great Barrington Deklarasyonu’nu desteklediğini söyledi. Söz konusu deklarasyon, bir “sürü bağışıklığı” politikası yoluyla halka yaygın olarak COVID-19 bulaştırılmasını savunuyor.

Deklarasyon, Great Barrington, Massachusetts’ta bulunan sağcı liberteryen bir düşünce kuruluşu olan Amerikan Ekonomik Araştırma Enstitüsü’nün (AIER) düzenlediği bir toplantıdan çıktı. Açıklamada hükümetlere “doğal enfeksiyon yoluyla virüse karşı bağışıklık geliştirmeleri”, uzaktan çalışmayı caydırmaları ve virüsün yayılabileceği kitlesel toplanma etkinliklerini teşvik etmeleri çağrısı yapılıyor. Bu politikanın uygulanması, büyük çapta ölümlerin meydana gelmesi demek olacaktır.

“Sürü bağışıklığı” politikası, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de dahil olmak üzere tüm saygın sağlık otoriteleri tarafından mahkum edilmiştir. WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Pazartesi günü bu politikayı “ahlak dışı” olarak adlandırarak şunları söyledi: “Sürü bağışıklığı, insanları bir virüsten koruyarak sağlanır; onları virüse maruz bırakarak değil. Halk sağlığı tarihinde bırakın bir pandemiyi, bir salgına yanıt verecek bir strateji olarak sürü bağışıklığı asla kullanılmamıştır.”

Ancak Trump yönetiminin ve dünya genelindeki diğer hükümetlerin uyguladığı politika tam olarak budur.

Washington Post, bir Beyaz Saray yetkilisinin şu sözlerini aktardı: “Plan [Great Barrington Deklarasyonu], aylardır başkanın politikası olan şeyi onaylıyor.”

Eğer Beyaz Saray pandemiyi kontrol altına alma çabalarının “aylarca” ters etki yaptığına inandıysa, pandeminin Ocak ve Şubat aylarında yayılmasını durdurmak için temel önlemleri almayı reddetmesi, kasıtlı cinayet olarak görülmelidir. Nüfusun kitlesel enfeksiyonunun iyi bir şey olduğu inancına dayanan Beyaz Saray, kasten ve bilerek, ABD’de 200 binden fazla ölüme yol açan politikalar uyguladı.

İsmi açıklanmayan yetkili şöyle devam ediyordu: “200 bin kişinin öldüğünü herkes biliyor. Bu son derece ciddi ve trajik. Ama öte yandan, toplumun felç olması gerektiğini düşünmüyorum ve insanları evlerine kapatmanın zararlarını biliyoruz.”

Trump yönetimi, pandemiye karşı herhangi bir eşgüdümlü müdahaleyi baltalama yönündeki daha kapsamlı çabasının parçası olarak, Dr. Anthony Fauci’ye yönelik saldırısını da tırmandırıyor. Fauci, kısa süre önce şu uyarıda bulunmuştu: “Eğer sonbaharda ve kışın gerekenleri yapmazsak, 300.000-400.000 Covid-19 ölümümüz olabilir.”

Egemen sınıfın pandemi karşısında izlediği öldürücü politika, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eşi görülmemiş siyasi krizin merkezindedir. Egemen seçkinler, bu politikayı uygulamak için, her zamankinden daha çok şiddete ve diktatörce yönetim biçimlerine başvuruyorlar.

Beyaz Saray’ın “sürü bağışıklığı”nı açıkça onaylaması, aşırı sağcı teröristlerin Michigan Valisi Gretchen Whitmer’ı kaçırıp öldürme komplosunun ortaya çıkarılmasından birkaç gün sonra geliyor. Salı günkü haberlere göre Virginia Valisi Ralph Northam’ı da hedef alan bu komplo, pandemiyi kontrol altına almayı amaçlayan en asgari kısıtlamalara bile muhalefet üzerine kurulmuştur.

Komplo, Nisan ve Mayıs ayında Michigan, Virginia, Wisconsin ve diğer eyaletlerin başkentlerinde silahlı milislerin önderlik ettiği sağcı gösterilerden doğdu. Trump’ın bu eyaletleri “özgürleştirme” çağrısıyla kışkırtılan bu gösteriler, pandeminin yayılmasıyla birlikte otomotiv işçilerinin ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin protestolarına yanıt olarak Mart ayında sınırlı önlemlerin kabul edilmesinin ardından egemen sınıfın işe geri dönülmesini talep etmesi üzerine ortaya çıkmıştı.

Mart ayı sonunda Kongre, neredeyse oybirliğiyle, Wall Street’e ve şirketlere trilyonlarca dolar aktarılmasını onaylayan CARES Yasası’nı geçirdi. Çıkarlarını güvenceye alan egemen sınıf, zenginlerin kurtarılmasının bedelini karşılayacak kâr akışına zarar veren her türlü önlemin derhal son bulmasını talep etti.

Bu politika, ona Trump öncülük etmiş olsa da, iki partinin de desteğine sahiptir. Bu politika ilk kez “kaş yapayım derken göz çıkarmayalım” diyen New York Times köşe yazarı Thomas Friedman tarafından ilan edilmişti. Bu, pandemiyi kontrol altına almayı amaçlayan önlemler, maliyetine değmez, demekti. Ülke genelinde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin yönetimindeki eyaletler, işyerlerindeki kısıtlamaları kaldırıp işçileri işe geri göndermeye başladılar. Medya, bu küçük çaplı sağcı gösterileri halkın hislerinin haklı ifadesi olarak sunarak rolünü yerine getirdi.

Sonuçlar öngörülebilirdi: virüsün yeniden yayılması ve ölümlerde artış. Ne var ki, egemen sınıf, yayılmayı dizginleyecek yeni önlemlere karşı çıkıyor. Aynı zamanda, virüsün ekonomik etkisi, işsizlik ödenekleri kesilen, yoksulluk, evden çıkarılma ve açlık ile karşı karşıya olan on milyonlarca insan için büyük bir toplumsal felaket yaratmış durumda.

Trump, bu gelişmelere, komplolarını arttırarak tepki veriyor. Seçime sadece üç hafta kala, Trump, aşırı sağcı şiddeti teşvik ediyor ve seçimin sonucuna bakmaksızın iktidarda kalma tehdidi savuruyor. Bu darbeyi onaylaması için, Amy Coney Barrett’in, bu haftaki adaylık oturumlarının ardından Yüksek Mahkeme’ye atanmasına bel bağlıyor.

Egemen sınıfın pandemiye yanıtı, Demokratik Parti’nin Michigan’daki darbe planını ve bunun Trump yönetiminin politikasıyla olan bağlantılarını örtbas edip önemsiz gibi gösterme girişimindeki rolünü de açıklıyor. Biden ve diğer önde gelen Demokratlar, eyalet yönetimlerini devirme çabalarının önemi konusunda sessiz kalmayı sürdürüyorlar.

Bir Wall Street ve ordu partisinin üyeleri olan Demokratlar, Trump yönetimine karşı daha geniş bir halk muhalefetini besleyebilecek her şeyden büyük korku duyuyorlar. Beyaz Saray merkezli faşizan komploya karşı halkın seferber edilmesi, bu komployu yönlendiren toplumsal çıkarların teşhir edilmesini gerektirmektedir. Buna, tüm egemen sınıf tarafından teşvik edilen “sürü bağışıklığı” politikasının uygulanması da dahildir.

Seçimde ne olursa olsun, bu yıl yaşananlar geri alınamaz. Egemen sınıfın politikası, demokratik yönetim biçimlerinin korunmasıyla temelden çelişmektedir. Egemen sınıf, kendi kâr çıkarlarını savunurken, nihai hedefi işçi sınıfı muhalefeti olan aşırı sağcı terörü kullanmaktadır.

Diktatörlüğe karşı mücadele, ölüm saçan işe geri dönüş kampanyasına, yaygın işsizliğe ve tarihsel olarak görülmemiş seviyelerdeki toplumsal eşitsizliğe karşı işçi sınıfının siyasi seferberliğiyle birleştirilmelidir. Bu, zorunlu olarak egemen sınıfa ve tüm kapitalist sisteme karşı bir mücadeledir.

Andre Damon