Ermenistan-Azerbaycan savaşında ateşkes bozulurken zayiat artıyor

Alex Lantier
31 Ekim 2020

Eski Sovyet cumhuriyetleri Ermenistan ile Azerbaycan arasında tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesinin kontrolü üzerine devam eden savaşta ölü sayısı hızla artıyor. İlk kez Stalinist bürokrasinin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtmasına giden süreçte patlak veren çatışma, 30 bin kişinin ölümüne ve bir milyondan fazla insanın evini terk etmek zorunda kalmasına neden olan 1988-1994 savaşına yol açmıştı.

Bu yıl 27 Eylül’de yeniden patlak veren ve her iki tarafın da ağır silahlar kullanıp yerleşim yerlerini bombaladığı çatışmada da şimdiden binlerce kişi hayatını kaybetti. 10 ve 18 Ekim tarihlerinde Moskova, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki çatışmayı durdurmak amacıyla ateşkeslere arabuluculuk etti ancak her iki ateşkes de birkaç saat içinde bozuldu. Azeri güçleri Ermenistan’ın kontrolündeki topraklara ilerlerken, Pazar günü Washington yeni bir ateşkese arabuluculuk etme girişiminde bulunsa da bu ateşkes de çöktü.

ABD yetkililer, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çağrısından sonra bir anlaşma sağlamaya çalıştılar. Geçtiğimiz hafta Putin televizyonda şunları ifade etmişti: “Her iki taraftan çok sayıda zayiat var, her bir tarafın 2 binden fazla.” Putin, ölü sayısının “yaklaşık 5 bin” olduğunu söyledi ki bu, tarafların resmi olarak kabul ettiğinden çok daha yüksektir. Hem Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan hem de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile “günde birkaç kez telefonda görüştüğünü” söyleyen Putin, Washington’ı Kafkasya’daki savaşı sona erdirmek için Moskova ile “beraber çalışmaya” çağırmıştı.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Washington’a giderek ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Stephen E. Biegun ile görüştü. ABD Dışişleri Bakanlığı, Pazar günü yaptığı açıklamada, “yoğun görüşmeler” sonucunda “26 Ekim 2020’de yerel saatle 08.00’da” başlayacak “insani bir ateşkes” yapıldığını duyurdu.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı’nın 27 Eylül 2020 Pazar günü yayınladığı videodan alınan bu görüntüde Azerbaycan askerleri, kendi ilan ettiği ismiyle Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin temas hattına havan topu atıyor. (AP aracılığıyla Azerbaycan Savunma Bakanlığı)

ABD Başkanı Donald Trump, bir tweet atarak anlaşmayı müzakere eden ABD’li yetkilileri kutladı: “Birçok hayat kurtarılacak. Anlaşmanın yapılmasını sağlayan ekibim [Dışişleri Bakanı Mike Pompoe], Steve Biegun ve [Ulusal Güvenlik Konseyi] ile gurur duyuyorum.”

Ne var ki, Azeri yetkililer, Ermeni güçlerini, anlaşma yürürlüğe girdikten dakikalar sonra ateşkesi ihlal ederek Terter şehrini bombalamakla suçladılar. Ermeni yetkililer ise bunu yalanlayarak Azeri topçularının ateşkes başladıktan sonra Ermeni birliklerine ateş açtığını iddia ettiler.

Sivillere yönelik öldürücü saldırılar artıyor. Azeri yetkililer, Çarşamba günü Ermenistan’ı, Azeri şehri Berde’ye misket bombalarıyla birlikte Smerç füzeleri atmakla itham ettiler. Haberlere göre, saldırı yoğun nüfuslu bir sivil muhiti vurdu ve en az 25 kişinin ölümüne, onlarca kişinin de yaralanmasına yol açtı.

Buna karşılık, Ermeni yetkililer, Azeri güçlerinin Dağlık Karabağ’ın başkenti Stepanakert’ı beş füzeyle vurarak şehrin doğum hastanesini tahrip ettikleri suçlamasında bulundular. Ermenistan Dışişleri Bakanlığının açıklamasında şunlar belirtiliyordu: “Uluslararası insani hukukun, örf ve adet hukukunun ağır bir ihlali olan bu savaş suçu, Azerbaycan’ın Artsakh’taki hedefinin halk olduğunu açıkça göstermektedir.”

Azeri güçleri, Dağlık Karabağ üzerinden Laçin Geçidi’ne doğru ilerliyorlar. Burası, Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a bağlıyor. Ermenistan ile Karabağ’ı bağlayan yolu Azeri ağır silahlarının menziline yerleştirecek şekilde, birlikleri ile geçit arasındaki mesafeyi 60 ila 30 kilometreden fazla kapattılar. Bangkok Post’ta çıkan bir haberde, Azeri birliklerinin hâlihazırda geçidi ele geçirmiş olduğu iddia ediliyordu. Bu, bölgeden kaçmayan yaklaşık 70 bin kişilik sivil nüfusun kapana kısılıp, ikmalinin büyük ölçüde kesileceği anlamına geliyor.

Azerbaycan’a satılan Türk ve İsrail insansız hava araçlarının (İHA) Azeri güçlerine Ermeni güçleri karşısında belirleyici bir askeri üstünlük sağladığına ilişkin çeşitli haberler var. Azeri yetkili Hikmet Hacıyev, Financial Times’a konuyla ilgili şunları söylüyordu: “Görüyoruz ki, Ermenistan’ın yıllarca propagandasını yapmaya çalıştığı bir yenilmezlik unsuru olduğudur… fakat eski askeri doktrine ve düşünceye çok fazla güveniyorlardı: tanklar, ağır silahlar ve tahkimatlar. Bu bize ikinci dünya savaşın hatırlattı. Bizse bunun yerine hareketli güçlere, İHA teknolojisine ve modern bir yaklaşıma başvurduk.”

Gazete ayrıca Royal United Services Institute adlı düşünce kuruluşundan Jack Watling’in şu sözlerini aktarıyordu: “Ermeniler gafil avlandılar. Bir taraf modern silahları etkin bir şekilde kullanıyor; diğeri ise 1970’lerden ve 1980’lerden kalma silahları.” Watling, Azerilerin İHA’ları Ermenistan’a karşı kullanma becerisine bakıldığında, “Türkiye’den azımsanmayacak düzeyde tavsiye aldıkları ortada,” diye ekliyordu.

Bu savaşta, Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist bürokrasinin teşvik ettiği milliyetçi çatışmalar, SSCB’nin dağıtılmasından bu yana otuz yıldır devam eden emperyalist savaşın tetiklediği patlayıcı jeopolitik çatışmalarla bir araya geliyor. Türkiye, etnik Türk Azerileri saldırgan biçimde desteklerken, Rusya ve İran daha tarafsız kalmaya çalışmakla beraber Ermenistan’a sempati işareti veriyorlar.

NATO’nun Suriye’deki on yıllık savaşının bir sonucu olarak zaten şiddetli bir çatışma içinde olan bu büyük bölgesel güçler arasındaki gerilimler artıyor. Türk hükümeti, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetini devirmeyi amaçlayan NATO destekli Sünni İslamcı milisleri desteklerken, Rusya ve İran, Esad yönetimini NATO güçlerine karşı desteklemek için Suriye’ye kuvvet sevk etti. Ermenistan ile Azerbaycan arasında Karabağ üzerine uzun zamandır devam eden çatışma, Suriye’de Türk ve Rus kuvvetlerinin doğrudan çatışmasına tanık olan bu gerilimleri daha da alevlendiriyor.

Azerbaycan’ın çatışmada giderek güçlenen pozisyonu, Rusya ve İran hükümetleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Azeri ve Ermeni toplarının ve füzelerinin İran topraklarına düşmesinin ardından, İran hükümeti Salı günü Azerbaycan ve Ermenistan ile olan sınırlarındaki hava savunmasını güçlendirdi. Çarşamba günü de sınırı takviye etmek için kara birlikleri konuşlandırırken, İranlı yetkili Abbas Arakçi, bir ateşkes sağlanması için Azeri, Ermeni ve Rus yetkililerle görüşme turuna çıktı.

Bu, Ermenistan’ın Gümrü kentinde bir askeri üssü bulunan Moskova’nın, Ermenistan’ın Karabağ sınırına sınır muhafızları göndermesinin ardından geliyor. Görünüşe göre bu adım, Azeri güçlerini, Karabağ’ı ele geçirmeleri halinde Ermenistan’ı istila etmekten caydırmayı amaçlıyor.

Hem Moskova hem de Tahran, Suriyeli İslamcı milislerin ve Türk özel güvenlik şirketlerinin Ermenistan’la savaşmaları için Azerbaycan’a İslamcı savaşçıları gönderdiğine dair artan haberlerden oldukça kaygılı. El Kaide bağlantılı Türkistan İslam Partisi’nin Çin’in Sincan bölgesindeki Müslüman Uygur azınlık arasından topladığı savaşçıları Azerbaycan’a gönderdiğine ilişkin doğrulanmamış haberler de var. Tüm bunlar, CIA destekli İslamcı milislerin Rusya, İran ya da Çin içindeki dinsel veya etnik çatışmalardan yararlanmak için gönderilip gönderilemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Azerbaycan-Ermenistan savaşının altında yatan bu çatışmalar, ABD başkanlık seçimlerindeki belirsizlik ile daha da patlayıcı hale geliyor: seçimden sonra Amerikan emperyalizminin dış politikası ne olacak ve İran’a saldıracak mı? Al Monitor sitesi konuyla ilgili şunları yazıyordu: “Azerbaycan hem İsrail hem de Türkiye tarafından destekleniyor, bu da İran için endişeye neden oluyor ve bu nedenle İran, daha geniş bir savaş çıkması durumunda iki ülkeye de sınırları üzerinde daha fazla nüfuz verme korkusuyla çatışmayı bir an önce sona erdirme konusunda ek bir aciliyete sahip.”

Bu çatışmalar, Kafkasya’daki savaşın gündeme getirdiği olağanüstü tırmanma tehlikesinin yanı sıra işçileri ve gençleri bölgedeki çatışmaların tetikleyeceği topyekûn bir bölgesel ya da küresel savaş riskine karşı uluslararası ölçekte savaş karşıtı, sosyalist bir hareket içinde seferber etme gerekliliğinin altını çiziyor.