Trump’ın sonucu kabul etmeyi reddetmesi seçim sonrası krize zemin hazırlıyor

5 Kasım 2020

Görünen o ki Demokratik Parti’nin adayı Joe Biden, Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçilmeye yetecek kadar eyaleti kazanmanın eşiğinde bulunuyor. Medya kuruluşları, gün içinde Michigan ve Wisconsin’de Biden’ın kazandığını duyurdular ve şu anda önde gittiği Nevada ve Arizona’da da kazanması muhtemel görünüyor. Bu, Pennsylvania, Kuzey Carolina veya Georgia’yı kazanamasa bile, 270 seçim barajının üzerine çıkmasını sağlıyor. Trump, bu üç eyalette şu anda önde gidiyor ancak postayla gönderilen oy pusulaları sayıldıkça geriliyor.

Bununla birlikte, Biden’ın “en kötü kâbusum” olarak tarif ettiği şey—Trump’ın sandıkta yenilgiyi kabul etmemesi—giderek gelişiyor gibi görüyor.

Trump, Çarşamba sabahı erken saatlerde Beyaz Saray’da yaptığı eşi görülmemiş konuşmasında, kendisini galip ilan ederek şunları söylüyordu: “Açık söylemek gerekirse, seçimi biz kazandık. Bu yüzden ABD Yüksek Mahkemesi’ne gideceğiz. Tüm oy sayımının durdurulmasını istiyoruz.” Trump, “oy sayımı” sona erdirilsin derken, yasal olarak kullanılan, posta yoluyla gönderilmiş oyların devam eden sayımının durdurulmasını kastediyor.

Trump dün daha da kararlıydı ve çekişmenin halen devam ettiği bir dizi eyalette zafer ilan ederek Twitter’da şunları yazdı. “Pennsylvania (yasal gözlemcilere izin vermeyecek), Georgia ve Kuzey Carolina eyaletlerini aldık. Her birinde Trump büyük farkla önde. Buna ek olarak, çok sayıda oy pusulasının gizlice çöpe atıldığı yaygın biçimde bildirilen Michigan eyaletini de bundan dolayı alıyoruz!”

Trump’ın kampanya ekibi, oy pusulalarının sayılmasını durdurmak için Georgia, Michigan ve Pennsylvania’da dava açtı ve Wisconsin’de yeniden sayım talep ediyor ki bunun tamamlanması haftalar sürebilir. Trump, bu hukuki itirazların Yüksek Mahkeme’de sonuçlanacağını umuyor. Trump’ın aday gösterdiği ve Demokratik Parti’den ciddi bir itiraz olmaksızın birkaç hafta önce göreve getirilen Amy Coney Barrett de artık Yüksek Mahkeme’nin bir üyesi. Tartışmalı sonuçların ortaya çıkması durumunda, Michigan gibi eyaletlerdeki Cumhuriyetçi eyalet meclisleri, Trump yanlısı seçicilerini tayin edebilirler.

Trump’ın seçim sonuçlarına itiraz etme çabalarına, aşırı sağcı güçlerin harekete geçirilmesi eşlik ediyor. Çarşamba akşamı, bazıları uzun namlulu silahlar taşıyan yüzlerce Trump destekleyicisi, Arizona’daki bir oy sayım merkezine zorla girmeye çalıştı.

Perşembe günü öğleden sonra Michigan seçim merkezlerinde “Sayımı Durdurun” sloganıyla düzenlenecek protestolar, neyin planlanmakta olduğunun yalnızca küçük bir göstergesidir. Arizona, Georgia, Pennsylvania ve Michigan’da da bugün oyların sayımını durdurmayı amaçlayan başka gösteriler planlanıyor.

Hukuki itirazlar, sağcı protesto gösterileri, tehditler ve fiili şiddet kullanımı yoluyla kısa vadede yenilgiyi engellemekte başarılı olsa da olmasa da, Donald Trump ve büyümesini desteklediği anayasa karşıtı faşizan hareket, siyasi sahneden kaybolmayacak.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin geçtiğimiz Haziran ayındaki darbe girişiminden beri defalarca uyarmış olduğu gibi, Trump’ın siyasi stratejisi hiçbir zaman yalnızca seçim hesaplarıyla sınırlı olmadı. Geçtiğimiz üç ay boyunca, sadece başkan olmaktan çok Führer rolü için kampanya yürüttü. Bu faşizan kampanya sona ermiş değil.

Nihai seçim sonucu aleyhine olsa bile, Trump ve onun çevresinde gelişen hareket, Amerikan siyasetinde önemli bir rol oynamaya devam edecektir. Britanya’da yayımlanan Financial Times (FT), Çarşamba günü yayımladığı sezgileri güçlü bir başyazıda, Trump’ın zafer ilan edip oy sayımına itiraz etmekteki niyetinin “sadece sonuca önceden karar vermek değil, Başkan Biden’ı (eğer bu şekilde seçilirse) gayrimeşru olarak lekelemek” olduğunu yazıyor ve ekliyordu: “Hâlâ da başarılı olabilir.”

FT’nin başyazısı şöyle devam ediyordu: “Çok az kesinliğin olduğu bir günde, kesin olarak söylenebilecek tek şey, Amerika’nın Bay Trump ile işinin bitmediğidir (veya belki de tam tersi). Tek dönemlik bir sapkınlık olarak onu kamusal yaşamdan temizleyecek gibi görünen bir seçim, ona kalıcı ve merkezi bir rol verdi. Başkan olarak devam edemese bile, Cumhuriyetçi muhalefetin sesi haline gelecektir.”

Trump’ın seçim sonuçlarına verdiği saldırgan yanıt, Biden’ın az farkla zafer kazanması eliyle kolaylaştırıldı (nihai toplam oyların eski başkan yardımcısına gerekli 270 seçici oyunu verdiğini varsayıyoruz).

Amerika Birleşik Devletleri’nde şu anda var olan feci koşullar göz önünde bulundurulduğunda, Biden’ın bitiş çizgisini zar zor geçmeyi başarması, özünde Demokratik Parti’nin yürüttüğü kampanyaya yönelik yıkıcı bir suçlama oluşturmaktadır. Sadece Biden’ın kendi zafer oranı değil (yine mevcut eğilimin devam ettiğini varsayıyoruz), Demokratların ülke çapındaki performansı da acınası durumdadır. Demokratlar, Senato seçimlerinde ilerleme kaydedemediler ve Temsilciler Meclisi’nde sandalye kaybettiler.

Trump yönetiminin ölüm saçan “sürü bağışıklığı” politikası sonucunda yaklaşık 250 bin kişinin ölmesine ve Büyük Bunalım’dan beri görülmemiş seviyelerdeki işsizlik oranlarına rağmen, Biden’ın kampanyası o kadar etkisizdi ki, Trump 68 milyondan fazla oy alabildi. Buradan, eğer pandemi olmasaydı Trump’ın seçimi kolayca ve belki de büyük farkla kazanacağı sonucuna varılabilir.

Wall Street’in, istihbarat kurumlarının ve ordunun partisi olan Demokratik Parti, işçi sınıfının toplumsal çıkarlarına seslenmekten yapısal olarak acizdir. Pandemiyle ilgili olarak, Demokratlar, virüsü durdurmak veya yaygın işsizlik ve yoksullukla başa çıkmak için, ülke genelinde maske takma zorunluluğu getirilmesi dışında bir şey önermediler. Biden, şu anda pandeminin merkez üslerinden biri olan Wisconsin gibi eyaletlerde, oy oranını Clinton’ın 2016’daki oy oranına kıyasla çok az artırabildi.

Demokratik Parti, Trump’ın demagojisini ve işçi sınıfı temsil etme iddiasının düzmece karakterini teşhir etmeye çalışmak şöyle dursun, Amerikan toplumundaki merkezi ve tanımlayıcı mesele olarak ırkı durmadan öne çıkarmayı sürdürdü. “Beyaz işçi sınıfı”na Trump’ın doğal ve körü körüne adanmış tabanı diye iftira atan, ampirik olarak yanlış ve siyasi olarak gerici anlatıyı teşvik etmek için elinden geleni yaptı.

Dahası, Biden, seçim kampanyasının son haftalarında, Trump’ın, Michigan Valisi Whitmer gibi Demokratik Partili yetkililere yönelik faşist şiddetle olan yakın ilişkisini ve bu şiddeti açıkça cesaretlendirmesini bir mesele haline getirmemeyi tercih etti.

Trump, iktidarda kalmak ve faşizan şiddeti kışkırtmak için elinden geleni yaparken, Biden buna beylik ve uyutucu laflarla karşılık veriyor. Çarşamba öğleden sonra yaptığı açıklamada Biden, “kampanyanın sert retoriğini arkamızda bırakmak, ateşi düşürmek” gerektiğini söylüyor ve ekliyordu: “İlerleme kaydetmek için, muhaliflerimize düşman gibi davranmaya son vermek zorundayız.”

Biden’ın açıklaması, Demokratların önümüzdeki haftalardaki siyasi çatışmaya nasıl yaklaşacaklarını açıkça ortaya koymaktadır. Trump’ın komplolarına yönelik kitlesel halk muhalefetini bastırmak için her şey yapılacaktır. Demokratlar, Trump’a karşı muhalefetin ortaya çıkmasının Wall Street’in ve Amerikan emperyalizminin çıkarlarını tehdit etmesini önlemek istiyorlar.

Eğer Ocak ayında Biden iktidara gelirse, Demokratlar sağcı bir kemer sıkma ve militarizm yönetimi oluşturacaklar. Cumhuriyetçi Parti kesimleriyle hemen bir siyasi ittifak kurmaya çalışacak ve kendilerini aşırı sağa uyarlayacaklar. Olası bir Biden yönetimi, ister Trump’ın ister başka birinin önderliğinde olsun, aşırı sağcı, faşizan bir hareketin daha da gelişmesi için en iyi koşulları yaratacaktır.

Bu durumda, en tehlikeli siyasi tutum rehavettir. Siyasi durumun “normal”e döneceğine inanmak, İncil’deki şu hayale inanmak kadar gerçekçidir: “kurt da kuzuyla yaşayacak ve leopar çocukla [keçi yavrusuyla] birlikte yatacak.”

Seçim ve sonucu, krizi çözmek şöyle dursun, bir uyarı niteliğindedir. Amerikan demokrasisi ölüm sancıları içindedir. Sarsıcı düzeydeki eşitsizlik temelinde gelişen habis toplumsal ülserler mucizevi bir şekilde iyileşmeyecektir.

İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu tehlike, faşizan unsurlarla işbirliği içinde “düzen”in savunucuları rolünü oynayan orduyu ve polisi de içine alan, Amerikan tarzı bir otoriter rejimdir.

Bu gerçek siyasi tehdit yenilgiye uğratılabilir; ancak bunun için, Demokratik Parti’den ve onun siyasi ajanlarından mutlak surette bağımsız, kitlesel sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin 2020 seçim kampanyası boyunca geliştirip öne sürdüğü siyasi analizin ve programın doğruluğu kanıtlanmıştır. Kampanyamızı destekleyenleri ve Dünya Sosyalist Web Sitesi okurlarını, içinden geçtiğimiz yılın olaylarından gerekli siyasi dersleri çıkarmaya ve Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılıp onu inşa etme kararı almaya çağırıyoruz.

Joseph Kishore ve David North